İğdecik Köyü Salihli Manisa

'Manisa Tanıtımı' forumunda DeMSaL tarafından 14 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İğdecik Köyü Salihli Manisa konusu Salihli İğdecik Köyü - İğdecik Köyü Hakkında - İğdecik Köyü Tanıtımı - İğdecik Köyü Resimleri



    İğdecik, Manisa ilinin Salihli ilçesine bağlı beş Harmandalı köyünden birisidir. Diğerleri Mersinli, Üçtepe (Kanevli), Kızılavlu ve Delibaşlı'dır.


    Tarihi

    Köyün tarihine ilişkin yazılı bir belge yoktur. Ancak, aşiretlerin Anadolu'daki dağılım, yaşayış ve iskanları ile ilgili yayınlanmış birçok eser vardır. Osmanlı arşivlerine dayanılarak yapılan araştırmalar sonucu hazırlanmış bu eserlerde, köyün mensubu olduğu Harmandalı (Harbendelu) oymağı ile ilgili bilgiler de yer almaktadır. Bu eserlerden bazılarında, Harbendelu isminin, İlhanlı hükümdarı Olcaytu Harbende’den geldiği yorumu yapılmaktadır. Bazı tarihçilere göre de, Safevi Devleti'nin dayandığı en önemli Türkmen boylarından Bozulus'a bağlı Şamlu Aşireti (Halep Türkmenleri'nden ayrılan bir kol olan Şam Türkmenleri)'ni meydana getiren oymaklardan birisidir. Bazı Osmanlı kayıtlarına atfen, Danişmentli Türkmenleri'ne bağlı olduğu şeklinde bilgiler de mevcuttur.

    Tarihçilerin araştırmalarına göre, Türkler'in Anadolu'ya gelişinden sonra, bazı boy ve aşiretler uzun süre göçebe hayatı sürdürmüşlerdir. Harbendelu Oymağı da bunlardan biridir ve 17. yüzyıla kadar çoğunlukla, yazın Sivas'ın güneyinde ve Uzunyayla'da, kışın da Halep'te yaşamışlardır. 16. yy. sonlarında ve 17. yy. başlarında, göçerlerin gittikleri yerlerde zarar vermeleri üzerine, devlet tarafından iskâna zorlandıkları bilinmektedir. Padişah fermanlarıyla yerel yönetimlere yetkiler verilerek, sorun inzibati önlemlerle çözülmeye çalışılmış, ancak göçerlerin zarar vermeye devam etmeleri, sorunu daha da ağırlaştırmıştır. Bu sırada Anadolu'nun çeşitli yörelerinde isyan ve çatışmalar çıkmıştır. Osmanlı Devleti amacına ulaşmak için yeni fermanlar yayınlamış, inzibati önlemlerin yanında toprağa bağlama politikası güderek, iskan edildikleri yerlerde kendilerine toprak tahsisi yoluna gitmiştir. Bunun üzerine bazı göçerler yerleşik düzene geçerek hayvancılığın yanında tarımla da uğraşmaya başlamışlar, bazıları buna uymayarak yerlerini terk etmişlerdir. Bu yüzden, göçebelik sorunu birkaç yüzyıl devletin gündemini işgal etmiştir.

    Yine tarihçilere göre 18. yy.başlarında Harbendelu oymağına bağlı bazı obalar batıya doğru göçerek Sandıklı (Afyonkarahisar), Eşme (Uşak), Kütahya üzerinden Aydın ve Saruhan Sancakları'na ulaşmışlardır. Konar-göçerliğe devam eden Türkmen aşiret ve oymaklarının devlet tarafından takibedilerek ısrarla iskâna zorlanması üzerine, Harbendelu'ya mensup beş oba önce Saruhan Sancağı'na bağlı Mendehorya'ya (Alaşehir'e bağlı Kemaliye Kasabası), oradan da bugün yaşadıkları yerlere yerleşmek zorunda kalmışlardır.

    Kulaktan kulağa son kuşaklara ulaşan bilgilere göre, tahmini 1730’lu yıllarda İğdeli Ören denilen yere ilk gelen ve İğdecik Köyü’nün kurucuları sayılanlar Hacı Kavas, Hamit Kâhya, Kamber ve Murtaza Bey isimli akrabalardır. Köyün, adını İğdeli Ören'den aldığı rivayet edilmekle birlikte, eski caminin yapılşı ile ilgili kitabede "Sahübül hayrat Edincik ahalisinden Hasan oğlu Hüseyin..." şeklinde bir ifade geçmektedir.

    Göçerlerin bu yöreye yerleşmeleri ve devletin bunlara toprak tahsis etmesi, yöredeki eski köyler tarafından tepkiyle karşılanmış, bu durum köyler arasında uzun süren geçimsizliklere ve sürtüşmelere neden olmuştur. Salihli'nin kuzey doğusundaki dağlık bölgede bulunan bu köyler, ilk zamanlar beş mezradan oluşan, ‘Harmandalı’ adlı bir köy iken, konar-göçerliğe devam eden diğer yakınlarının da zamanla gelip buralara yerleşmesi sonucunda, mezraların nüfusları artmış ve hepsi birer köy statüsüne kavuşmuştur.

    Köyde, Harbendelu oymağı dışında, sadece, tahmini 19. yy. başlarında Gaziantep yöresinden gelip, köyden birisiyle evlenerek köye yerleşen, Hasan adında bir çobandan çoğalan Antepli sülalesi vardır. Eski caminin giriş kapısının üst bölümünde yer alan kitabede caminin yapılışıyla ilgili bilgiler vardır. Bu kitabede, yapılış tarihi olarak rumi 1283 muharrem ayı (miladi 1866 mayıs), camiyi yaptıranların ise Hasan'ın oğulları olduğu yazmaktadır. Caminin bitişiğindeki mezarlıktaki en eski mezar taşında ise, Halil oğlu Hacı Mehmet Ağa, tarih olarak da rumi 1209 (miladi 1794) yer almaktadır. Bu mezarın yanında, üzerinde kitabe bulunmayan, eski mezarlar da bulunmaktadır.

    Yaşlılardan edinilen bilgilere göre köyde bazı aileler, yaz aylarını köy çevresindeki yaylalarda kurdukları çadırlarda geçirerek, 20. yy. başlarına kadar göçerliği sürdürmüşlerdir.

    Köyün tarihi ile ilgili bir konuya daha değinmek gerekiyor. Osmanlı Devleti'nin girdiği son savaşlarda köyden çok sayıda asker de yer almış, gazi ya da şehit olmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrasında köy yaşlılarının isim isim sayımları sonucu belirlenen şehit sayısı 70 civarındadır. Bu savaşlara katılıp yıllarca esir kalmış, köye döndüğünde eşinin bile tanıyamadığı gaziler de olmuş. Bu gazilerin bazıları 1960'lı yıllara kadar yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

    Köyün, Cumhuriyet döneminde verdiği ilk şehit ise, köyden yetişmiş ilk muvazzaf subay olan, tank yüzbaşısı Ramiz Turan'dır. Ramiz Turan, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, komuta ettiği tanka top mermisi isabet etmesi sonucu şehit olmuştur.

    Kaynak:
    Aşiretlerle ilgili yapılan araştırmalarda, Harmandalı(Harbendelu, Harbendelü) aşiretinin Anadolu coğrafyasındaki dağılımına da belgeleriyle yer verilmektedir. Daha geniş bilgi edinmek için, Prf. Dr. Cengiz Orhonlu’nun Osmanlı İmparatoluğunda Aşiretlerin İskânı; tarihçi Ahmet Refik’in Anadolu Türk Aşiretleri; İbrahim Gökçen’in Tarihte Saruhan Köyleri; Prf. Dr. Faruk Sümer’in Safevi Devleti’nin Kuruluşunda Anadolu Türkleri’nin Rolü; Prf. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun 18. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda İskân Siyaseti adlı eserlere vb. yayınlara ve internet sitelerine başvurulabilir. Bu çalışma yapılırken, köyün ilk köy enstitüsü mezunlarından, emekli öğretmen Kamil Sarı'nın daha önce yazdığı 'KÖYÜMÜZ İĞDECİK' adlı kitabından da yararlanılmıştır. ayrıca tabiat ve kültür varlıklarıyla salihli yazar harun ürer 2009

    Kültür ve Yaşam

    Köy, 20.yy. başlarına kadar, yörük yaşam kültürünün etkisinde kalmıştır. Beslenmeden giyinmeye bütün yaşamlarını bu kültür belirlemiştir. Yaz kış tüketilen tarhana çorbası ile düğünlerin vazgeçilmez yemeği topalak köyün geleneksel yemekleridir. Bu gelenek 21. yy. başlarında hala sürmekteydi. Ancak öne çıkan ve özgünleşen hayvansal bir yemek çeşidi olmamıştır.

    20.yy. sonlarına kadar hala izlerine rastlanan çeşitli ev eşyaları ve giysiler yörük kültürünü ve sanatını yansıtır. Koyun yünü ve keçi kılının işlenmesi ve tezgahlarda dokunması ya da örülmesi ile elde edilen bu eşyalar köylülerin yaşamında önemli yer tutardı. Gelinlerin çeyizlerini zenginleştiren Takmak Kilimi, Halı Heybe, Aynalı Çuval; Ege Bölgesi'nin bazı yörelerinde meldin olarak adlandırılan çok amaçlı desensiz kilimler (daha çok hamur yoğrulurken, yufka açılırken ve sofra altlığı olarak kullanılırdı); 1940'lı '50'li yıllarda, içine okul gereçleri ve azıkların konup okul çantası olarak kullanıldığı Kelosman Torbası (azık torbası); bebekleri sırta bağlamak için kullanılan yörük bağı; yaşlı erkeklerin giydiği yün potur (yörede pontur denir); kadınların belden ayaklarına kadar peştamal gibi sardığı peşkir; hayvanların koşum malzemesi olan yular, kolan ve yem torbası; yün çorap, kazak, yelek, bilekten dize kadar sarılan dolak; hayvan derisinden yapılan çarık bu kültürün vazgeçilmez ürünleridir.

    Tüylü hayvan derisinden elde edilen pösteki ve keçi kılı veya yünün dövülmesiyle elde edilen keçe de göçer yaşamının ayrılmaz birer parçasıdır.

    Yün ve keçi kılı birçok işlemden geçer. Yıkama, tarama, eğirme, boyama ve örme ya da dokuma. Bu işlemleri yapmak için de çeşitli alet ve tezgahlardan yararlanılır. Tarak, yay, kirmen, iğ, çıkrık vb. Bu aletlerin ana bölümleri genellikle ağaç ve bağırsaktan oluşur. Köy yaşamında hala izlerine rastlanan başka alet ve ev eşyaları da vardı. Kazan, tencere, tava, pekmez tavası, helke, cingil, sini, leğen, güğüm, sahan, tabak, ibrik vb. bakır kaplar; sacayağı, maşa, ıskıran, evreç, hamur küreği, balta, tahra, bıçak, kazma, kürek, balyoz, dirgen, orak, saban demiri vb. metal eşyalar; kızak, kağnı, düven, karasaban, tırmık, yaba, yabaaltı, sürgü, ellik, gözer, kalbur vb. ahşap tarım aletleri; ağaç kaşık, ağaç kepçe, yufka tahtası, oklava, binet (ekmek teknesi), fırın küreği, elek, sofra tahtası vb. ahşap mutfak gereçleri; üzüm çiğneme teknesi, yem teknesi, keletir, küfe, sepet, semer vb. Köyde ağaç ve yapı ustaları vardı. Kalaycı, semerci, demirci, boyacı, nalbant gibi zanaatkarlar ise başka köy, ilçe ve hatta başka illerden gelir, haftalarca köyde kalır, bütün ihtiyaçlarını köylüler karşılardı. Sırası gelen köylü, ustaların yemeklerini verir, köyün erkekleri de toplanır, uzun kış gecelerinde sohbet edilir, çeşitli orta oyunları oynanır, eğlenilirdi.

    Düğünler de genellikle kışın yapılırdı. Hazırlıklar haftalar öncesinden başlar, her düğünde bütün köylü seferber olur, büyük bir dayanışma içinde, bütün işler tamamlanırdı. Köyde çalan olmadığı için davul ve zurnacı Kula ya da Salihli'den getirilirdi. Düğünler önceki geleneklere göre salı günü başlar, perşembe günü biterdi. Miladi takvime geçildikten sonra bu durum giderek değişti ve cuma günü başlayıp pazar günü bitmeye başladı. 20.yy.'ın ikinci yarısına kadar eski geleneği sürdürenler oldu.

    Düğünlerin öne çıkan bazı yönlerine değinmek gerekiyor. Düğüne bütün köylüler davet edilirdi. Halı heybeye oku şekeri dolduran bir köylü bütün köyü dolaşır, her eve bir şeker verir ve davet ederdi. Köylüler de akşam, yakınlık derecesine göre ya kız evine, ya da oğlan evine gider, 'oku'sunu (düğün hediyesi) verir, yemeğini yer, eğlenceye katılırdı. Oğlan evinde toplanan gençlere içkili sofra hazırlanır, yeteneği olanlar kaval çalar; türküler, ağıtlar, bozlaklar söylenirdi. Komşu köylerden gelen davetliler de konak denilen komşu veya akraba evlerinde ağırlanırdı. Her konak sahibi konuklarını en iyi şekilde ağırlar, düğün evinden konaklara yemekler taşır, eksikleri de kendileri karşılardı.

    Düğünlerde mevsim ve düğün sahibinin durumuna göre çeşitli yemekler yapılırdı. Her düğünün vazgeçilmez yemeği ise topalak aşı ve nohutlu bulgur pilavıdır. Yanında da et yahnisi, etli nohut ya da fasulye, yayık ayranı ya da çekirdekli siyah üzüm hoşafı ve helva verilirdi. Günümüzde bu gelenekler kısmen terkedildi.

    [​IMG]

    EĞİTİM-ÖĞRETİM

    Osmanlı döneminde, köyde, okur- yazar oranı çok düşüktü. Medresede okuyan birkaç kişi dışında okuma-yazma bilen yoktu. Cumhuriyet devrimleriyle birlikte okuma-yazmaya olan ilgi arttı. 3 Mart 1924 yılında çıkartılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu(Öğretimin Birliği) ile medrese, tekke ve zaviyeler kapatılarak, eğitim-öğretim işlerinin yeni kurulacak Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından yürütüleceği karara bağlandı. Eğitim ve öğretime ulusal ve laik bir karakter kazandıran bu kanunun çıkmasıyla ülkede okullaşma ve öğretmen oranı hızlı bir şekilde artmaya başladı. Köy yönetiminin muallim (öğretmen) talebine devletten, "okul yapın, size muallim verelim" yanıtı alınınca, köylüler okul yaptırmak için harekete geçti. Önce arsa tahsis edildi. Kağnı, kızak ve hayvanlarla yapıya uygun taşlar getirilerek arsaya yığıldı. Para toplanmaya, imece planları yapılmaya başlandı. Ancak bütün çaba ve mücadelelere rağmen, Cumhuriyet ve devrim karşıtı feodal yerel güçler tarafından engellendiği için, uzun yıllar okul yapılamadı.

    Okulun yapılışı ve eğitim-öğretimin başlaması Köy Enstitüleri Projesi'nin hayata geçirildiği yıllara rastlar. 1939 yılında imece usulüyle yapımına başlanan okul, 1 Ekim 1941 tarihinde hizmete girdi. İlk eğitim-öğretim yılı 44 erkek öğrenci ile başladı. Daha sonraki yıllarda kızlar da çekincesiz olarak okula dahil oldular. Okulun ilk öğretmeni, önceki yıllarda köyde medrese hocalığı yapmış olan, daha sonra da Denizli Muallim Mektebi'nden muadil öğretmenlik diploması alan, Emin Tolunay'dır. Emin Tolunay, köyde 16 yıl çalışarak ,eğitim ve öğretimin gelişmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Okul 1946 yılında ilk mezunlarını verdi. İlk mezunlardan Kudret Aydoğan Kızılçullu Köy Enstitüsü'ne girerek, köy tarihinde ilk olarak, öğretmenliğin yolunu açmış oldu. Takiben Kamil Sarı, Osman Özen,İrfan Şükrü Türkmen, Recep Aktaş, Mahmut Aydoğdu, Ali Aydoğan ve tek kız olarak da Fadime Ceylan köy enstitülerine giderek, köy adına aydınlanma çağını başlatmış oldular. Ancak Fadime Ceylan hastalandı ve okulu bitiremeden öldü.

    Köy enstitüleri yerini öğretmen okullarına bırakınca, sonraki kuşaklar öğrenimlerine öğretmen okulu, lise ve askeri okullarda devam ettiler.Askeri okullara yönelimde öncülüğü yapan da astsubaylıktan emekli Mustafa Türkmen ile yüzbaşı rütbesindeyken Kıbrıs Barış Harekatı sırasında şehit olan ve adı Salihli Futbol Stadına da verilen Ramiz Turan'dır.

    Okulun açılışıyla birlikte köyde okullaşma oranı hızla arttı. Kızlarda bu sürece dahil oldu. Ancak 1970'li yıllara kadar üniversite öğrenimi görenlerin sayısı yeterli düzeye ulaşmadı. Bayram Arı (mak. müh.), Süleyman Uygun (matematik öğrt.), Mehmet Aksoy (mat. öğrt.) ve Yunus Yıldırım (mat. öğrt.) köyden ilk üniversite mezunlarıdır. Fadime Ceylan'dan sonra 1965'e kadar bir üst okula devam eden kız öğrenci olmadı. Kızların önünü açan da Zeynep Akduman, Cennet Ayverdi ve ebe Fatma Esentürk oldu.


    Üst okulları yarıda bırakan ya da üst okullara devam etme olanağını yakalayamayan gençler ise polislik, gece bekçiliği, orman koruma memurluğu, terzilik, berberlik ya da şoförlük, nakliyecilik gibi işlere yöneldiler. Bu durum 1960'lı yıllardan itibaren büyük bir göç dalgasına neden oldu. Göç edenlerin çoğu Salihli'nin varoşlarına yerleşti. Olanakların artmasıyla, hem öğrenim durumu daha da yaygınlaştı hem de yüksek öğrenim oranı giderek arttı.

    Eğitim ve öğretim konusunda istatistiki bilgiler yoktur. Ancak köyün eğitim-öğretim oranının çok yüksek, seviyesinin de çok iyi olduğu söylenebilir. Köy bu konuda, çevrede haklı bir üne sahiptir.

    SANAT

    Zanaat ile sanat sözcükleri literatürde birbirinden ayrılarak değerlendirilmektedir. Gerek Osmanlı döneminde, gerek Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetenek ve el becerilerini kullanarak kendisini yetiştirmiş 'usta'lar vardı. Bunlar daha ziyade kagir ya da ahşap bina yapı ustaları ya da basit tarım, ev, iş ve dokuma aletleri, kaşık ve kepçe yapan 'ağaç ustaları'ydı. 1940'lı yıllardan sonra terzilik, berberlik, marangozluk, nalbantlık, ayakkabı tamirciliği gibi zanaatlara yönelenler oldu. Ancak sanatsal faaliyetler konusunda köy çok fakirdir.

    Köy tarihinde, sanat ve edebiyat etkinliklerinde bulunan, sadece bir isim vardır. İzmir'deki sanat çevrelerinde tanınan bu isim şair ve yazar Atila Er'dir ve yayınlanmış çok sayıda şiir, inceleme ve öykü kitabı bulunmaktadır.

    2004 yılında ölen, Kıbrıs Barış Harekatı gazilerinden Mahmut Hatun köyle ilgili duygularını şu dizelerle dile getiriyor:


    'İğdecik' derler gardaş, üç tepe arası.

    Gelip yerleşmiş buraya Harmandalı Oba'sı.

    Hamit Kahya, Murtaza, Kamber Bey'dir atası.

    Kimler eğlendi-göçtü, kaldı yarısı.


    Her tarafın cıvıl cıvıl kuş idi.

    Selam veren insanların bir hoş idi.

    Havan iyi, günler güzel, cepler boş idi.

    Kimler eğlendi-göçtü, kaldı yarısı.


    Bin dokuz kırk birde okul yapıldı.

    Cehalet bitti, kör beyinler açıldı.

    Bir lokma ekmek için, herkes dağıldı.

    Kimler eğlendi-göçtü, kaldı yarısı.


    Otumuz kekik, kuşumuz keklik derdi atamız.

    Ekip biçemedik toprağı, hep satarız.

    Uçup gitti yavrular, arkasından bakarız.

    Kimler eğlendi-göçtü, kaldı yarısı.

    Coğrafya

    Köy, Salihli-Kula karayolunun kuzeyindeki dağlık bölgede, bu yola 5, Salihli ilçe merkezine 25, Manisa il merkezine ise 97 km. uzaklıktadır. Doğu, kuzey ve kısmen de batı ve güneyden dağlarla çevrili olup, önü Bozdağlar'a doğru açıktır. Rakımı 572 m., doğusundaki Üşümen Tepesi de 987 m.lik yükseklikle yöreye hakim en yüksek noktadır. Köyün dağlık kesimi meşe ormanları ile kaplıdır. Güney, güneybatı ve kısmen batı kesimindeki düzlüklerde işlenebilir verimsiz araziler vardır. Bu araziler meşe ağaçları ile kaplıyken, 20. yy.'ın ikinci yarısında, odun tacirleri tarafından kesilerek yok edildi. Ancak, 2000'li yılların başlarından itibaren, bu bölgede oluşturulan zeytin bahçeleri bölgenin çehresini değiştirmeye başladı. Komşuları Mersinli Beldesi, Kızılavlu, Üçtepe, Delibaşlı, Akören (Akviran), Derbent, Eminbey ve Azizler köyleri ile Gökçeören Beldesi'dir. Salihli'ye ve Akören Köyü'ne asfalt, diğer komşu köylere ise stabilize yollarla ulaşım sağlanır.

    [​IMG]

    Koordinatlar

    38º34'00 N 28º22'60 E Koordinatlarında bulunan köyün rakımı 572 Mt. dir.--
    İklim

    Köyde 1960'lı yıllara kadar karasal iklim hüküm sürerken, Demirköprü Barajı'nın su tutmaya başlamasıyla, yörenin ikliminde önemli bir yumuşama olmaya ve Akdeniz İklimi'nin etkileri görülmeye başladı. Buna rağmen, zaman zaman karasal iklimin etkileri de hissedilmektedir. Ancak 1960'lı yıllardan önce meydana gelen kar yağışları ve saçak ve kayalardan sarkan buzlar artık görülmemektedir. Bu yüzden vadi, pınar ve derelerdeki sular giderek çekildi, çok sayıda çeşme akmaz oldu.

    Nüfus

    SAYIM YILLARI ERKEK KADIN TOPLAM

    2007 139 144 283
    2000 246
    1997 168 177 340
    1990 199 208 407
    1985 258 268 526
    1980 297 317 614
    1975 361 360 721
    1970 430 474 904
    1965 454 464 918
    1960 453 428 881
    1955 399 388 787
    1950 396 386 782

    KÖYDE NÜFUS HAREKETLERİ

    Tabloda da görüldüğü gibi, köyün nüfusu 1960'lı yıllardan sonra giderek azalmaya başlamıştır. Bunun nedeni göçtür. Köyün gelir kaynaklarının kıt olması önemli geçim sıkıntısı yaratıyordu. Başta ilk öğretmen Emin Tolunay olmak üzere, köyde çalışan öğretmenlerin de desteğiyle, köy halkı eğitim-öğretime karşı büyük bir ilgi duydu. 1946'dan sonra, köy enstitüsüne giden ve mezun olduktan sonra öğretmenlik mesleğine başlayan gençlerin iyi ücret almaları ve yaşam kalitelerinin göreceli olarak yükselmesi de, arkadan gelen nesilleri özendirdi. Bu durum da üst okullara geçişi hızlandırdı. 1970'li yıllara gelindiğinde ilkokulu bitirip üst okullara devam eden, ya da üst okulları bitirip çalışmaya başlayanların sayısı 60'ın üzerine çıkmıştı. Orta öğrenim kurumlarından ayrılanlar polis, üst öğretim kurumlarına geçemeyenler de orman muhafaza memurluğu, zanaatkarlık, şoförlük ve nakliyeciliğe yöneldi. Son gruptakiler ulaşım zorluğu nedeniyle, Salihli'ye göç etmek zorunda kaldı. Bu durum köyde nüfus hareketliliğine yolaçtı. Giderek, gerek toprak sanayi sektöründe, gerekse tarım alanında iş imkânlarının genişlemesi de, köylülerin Salihli şehir merkezine ya da Durasıllı Kasabası'na göçünü hızlandırdı. Zaman zaman geri dönüşler olsa da, göç hareketi 2000'li yıllara kadar hız kesmeden sürdü. Salihli nüfus idaresi verilerine göre, 2007 yılı sonunda köy nüfus kütüğüne kayıtlı yaşayan sayısı 2146'dır. (Köy dışından evliliklerin göz önünde bulundurulmasında yarar var.) Tabloda da görüldüğü gibi, bu nüfusun çok azı köyde yaşamaktadır. Geri kalanı ise, çoğunluğu Salihli ve Salihli'ye bağlı Durasıllı Kasabası olmak üzere, Türkiye'nin her yerine dağılmış durumdadır.

    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Göçerlikten yerleşik düzene geçildikten sonra hayvancılık uzun süre devam etti. Sürüleri olanlar yaz aylarını yörenin yüksek kesimlerinde kurdukları çadırlarda geçirirler, sonbaharda yeniden köye dönerlerdi. Hayvanlardan elde edilen ürün fazlasını, binek hayvanları ile ulaşım sağlanabilen Kula, Salihli, Adala, Kemaliye, Gökçeören (Menye) gibi büyük yerleşim birimlerinde pazarlayarak, ihtiyaçlarını karşılarlardı. Arazi yapısının uygun olmaması nedeniyle, tarım fazla gelişmedi. Köy çevresindeki arazi ve meralar harımlarla çevrilerek çekirdekli siyah üzüm bağı, incir, nar, ayva gibi meyve ağaçları dikildi. Zamanla meşelikler arasındaki dar ve verimsiz alanlarda ilkel alet ve yöntemlerle arpa, buğday, nohut, burçak, susam, haşhaş gibi tahıllar; çeşme ve su kaynaklarına yakın alanlarda kurulan küçük bahçelerde sebze ve bostan tarımı yapılmaya çalışıldı. 1950'li yıllarda yapılan tütüncülük denemesi başarısız oldu ve vazgeçildi. 1964 yılında Tarım Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak dağıtılan delice zeytin fidanlarından çok sayıda dikim yapıldı. Fidanların çoğu bakımsızlıktan kurudu. Kalanlar aşılandı ve zamanla ürün vermeye başladı. Ancak bir daha zeytin dikimi olmadı. 1960'lardan itibaren karasaban ve hayvan pulluğu yerini traktöre, düven de patoz makinesine bıraktı. Hayvan gübresi yerine kimyasal gübre kullanımı yaygınlaştı. Ağaçlar kesilerek işlenebilir tarım arazisi genişledi. Gelirini yetersiz bulan ve kendisini yoksul olarak nitelendiren köylüler çocuklarını kurtarma arayışına girdiler. Önce, parasız yatılı olan Köy Enstitüleri, daha sonra da İlköğretmen Okulları birçoğu için kurtuluş oldu. Yatılı okullara gidemeyenler Manisa Vakıflar Genel Müdürlüğü Yurdu'nda kalarak orta öğrenimlerine devam ettiler. Okuma olanağı yakalayamayan gençler ise, orman koruma ve ağaçlandırma memurluğu, polislik, gece bekçiliği, şoförlük, terzilik gibi mesleklere yöneldiler. Bu durum büyük bir göç dalgasına yol açtı ve köyün nüfusu hızla azalmaya başladı. Köyde kalanlar ise tarım ve hayvancılığa devam ettiler. 1970'lerde haşhaş ekiminin yasaklanmasının ardından yeniden tütüncülüğe dönüldü ve giderek önemli bir geçim kaynağı haline geldi. 2000'li yıllara gelindiğinde tütüncülük de önemini yitirdi ve terkedildi. Susuz tarımdan elde edilen ürünler ancak tohumluğu ve tahıl ihtiyacını; sürü hayvancılığından ve az sayıda besi ineğinden elde edilen sütler de yoğurt, peynir, çökelek, tereyağı gibi günlük ihtiyaçları karşılayabilir hale geldi.

    2000 yılında, öğretmen Raşit Şahin'in 31 dekar araziye zeytin dikmesinin ardından, köy dışında ikamet eden ve köyde arazileri bulunan köylüler de, zeytincilik alanında önemli yatırımlara yöneldiler. Kısa sürede binlerce adet zeytin fidanı dikildi. 2006 yılından itibarende ürün alınmaya başlandı. Bu durum, az da olsa, yeni iş ve gelir olanakları yarattı. Buna rağmen, köyde gizli işsizlik ve yoksulluk önemli bir sorun olmaya devam etti.

    Köy çevresinde eski kuşaklar tarafından dikilen ve içinde incir ve nar gibi meyve ağaçlarının da bulunduğu çekirdekli siyah üzüm bağları vardı. Üzümlerden pekmez yapılır, kış boyunca çocukların, çobanların, çalışmaya gidenlerin azığı olur, fazlası da satılırdı. 1950'li ve '60'lı yıllarda Demirköprü Barajı şantiyesi önemli bir pazardı. Çevre köyler ihtiyaç fazlası yumurta, pekmez, taze incir ve üzümlerini baraj şantiyesinde satarak, az da olsa gelir elde ederlerdi. Kimisi de üzüm ve incirleri kurutup kışın hoşaf ya da tatlılar yapıp sofrasına koyar ya da yemiş olarak çocuklarına yedirir, konuklarına ikram ederdi. Asmaların taze, incirin kurutulmuş yapraklarıyla da hayvanlar beslenirdi. 1980-90'lı yıllarda bu bağlar, köylüler tarafından sökülerek, tamamen yok edildi.

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde, köylüler tarafından meşe ağaçlarından toplanıp kurutulan ve Rum tüccarlar tarafından develerle İzmir Limanı'na oradan da gemilerle Yunanistan'daki fabrikalara gönderilen; Cumhuriyetin kurulmasından sonra ise hem ihracı devam eden, hem de Sümerbank İşletmeleri'ne bağlı olarak Salihli'de kurulan fabrikada işlenmeye başlayan ve şırası sepicilikte kullanılan meşe palamudu, İğdecik ve çevre köyler için tarihsel bir gelir kaynağı idi. Yıl boyunca bakkaldan veresiye aldıkları ev ihtiyaçlarının borçlarını palamutla öderlerdi. Palamut, çocuklar için de önemli bir kaynaktı. Sonbahar aylarında okul saatları dışında ve tatillerde, ağaçların altında kalan palamutları toplayıp satarak, harçlıklarını ve okul masraflarını karşılarlardı. Bu işletmenin özelleştirilmesinden sonra, bu gelir kaynağı da yok oldu.

    1955 yılında yapımına başlanan Demirköprü Barajı inşaatında çok sayıda köylü vasıfsız işçi olarak çalıştı. İnşaat bittikten sonra bunlardan bir kısmı bekçi (güvenlik görevlisi) kadrosuyla işine devam etti. Bu, köy için önemli bir gelir kaynağı oldu.

    1960 yılında bitirilen Demirköprü Barajı'nın su tutmaya başlamasının ardından, Gediz Ovası'nda uygulanan arazi ıslah çalışmaları ve sulama ağlarının kurulması tarımsal üretim alanlarının genişlemesine neden oldu. Bu da tarımsal istihdamı arttırarak ovanın Alaşehir ve Salihli bölümlerinde, çok iyi ücret ve koşullarda olmasa bile, çevre köylere mevsimlik iş olanağı yarattı. Ancak tarım alet ve makinelerinin gelişmesiyle bu olanaklar iyice azaldı. Tarım makineleri, ürünün bir kısmını tarlada bırakmak suretiyle israfa yolaçarak da, gelirin düşmesinde önemli pay sahibi oldu.

    Muhtarlık

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    DÖNEMLERE GÖRE MUHTARLAR:

    1930-1935 İbrahim AYGÜN, 1935-1938 Halil SANCAK, 1938-1950 Ömer TURGUT,1950-1955 Ali Osman KARAZEYBEK, 1955-1958 Ramazan AKSOY, 1958-1962 Mustafa AKDUMAN, 1962-1965 Eşref KARAGÖZ, 1965-1966 Bektaş ORUÇ, 1966-1970 Hüseyin TURGUT, 1970-1974 Bayram KARACA, 1974-1977 İsmail KOCATÜRK, 1977-1981 Bayram AKKOÇ, 1981-1984 Mustafa EFE, 1984-1987 Ahmet KARAASLAN, 1987-1993 Bahtiyar AY, 1993-1999 Mehmet KARAASLAN, 1999-2009 Hasan AY, 29 Mart 2009-...Mustafa ER

    Altyapı bilgileri

    Köyde, 1939 yılında yapımına başlanan ve bütün masrafları köylüler tarafından karşılanıp imece yoluyla yapılan, taş duvarlı, ahşap çatılı, üç derslikli okul binası 1 ekim 1941 yılında hizmete girmişti. Değişik zamanlarda tadilat gören okul kapalı olup, taşımalı eğitime tabidir. Köyün içme suyu şebekesi 1970 yılından beri vardır, ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. İçme suyunun sağlıksız olması nedeniyle, kaymakamlık tarafından 2007 yılında yeni bir sondaj çalışması yapılarak sağlıklı bir rezerv bulundu. 2008 yılında eski su iptal edilerek, yeni su hizmete sunuldu.Köyden, 18 km.lik asfalt yolla Durasıllı Kasabası ve Salihli-Kula (İzmir-Ankara) karayoluna, stabilize yollarla da çevre köylere ve arazilere ulaşım sağlanmaktadır. Köyde herhangi bir sağlık elemanı ya da kuruluşu yoktur. Ptt acentesi, sabit telefon santrali ve 1974 yılından beri elektrik mevcuttur. Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği tarafından yeni bir cami yaptırılarak, 1866 yılında yaptırılan eski cami ile 1955 yılında Hacı Murat tarafından yaptırılan minare korumaya alındı.

    [​IMG]

    [​IMG]



    Kaynak : Yerel Net , Vikipedi, özgür ansiklopedi



    Köyünüze Ait Bilgi ve Resimleri Bu Konu Altında Paylaşabilirsiniz
     

Bu Sayfayı Paylaş