İğde Kokulu Cariye: İparhan

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İğde Kokulu Cariye: İparhan konusu İğde Kokulu Cariye: İparhan

    Doğu Türkistan ve Çin'de onlarca kez yeniden yazılmış bir hikâye, 18. yüzyılda Çin İmparatoru olarak Uzakdoğu'da hüküm süren Kian (Qian) Long'un büyük aşkını anlatır. İmparator Kian Long, Kaşgar'da yaşamakta olan iğde kokulu bir kadından haberdar olur. Hiç parfüm kullanmaksızın güzel kokmayı başarabilen bu kadın, Doğu Türkistan'ın güçlü isimlerinden Apak Hoca'nın büyük kızı İparhan'dır.

    Kian Long, İparhan'ı Çin sarayına getirtir ve onunla evlenir. Adını Ziang Fei olarak değiştirir. Ne var ki, Müslüman olan İparhan, inançları gereği imparatorla birlikte olmayı reddetmektedir. Kian Long, zora başvurmak yerine İparhan'ı sevgisine ikna etmeye çalışır. İmparatorluğunda misyonerlik yapan Cizvit rahiplerden, Ziang Fei'si için bir saray yapmalarını ister. Versailles Sarayı'nın küçük bir örneği inşa edilir, Pekin'in ünlü duvarlarının kuzeybatısında. Duvarların hemen dışına Uygur mahkumlar için bir de kamp yaptırır Kian Long. Sarayın ikinci katının tavanını da aynalarla kaplatır. Böylece İparhan, kendi yurttaşlarına imparatorun ne kadar iyi davrandığını görecek ve Kian Long'u, onları tutsak etmesinden dolayı suçlamayacaktır. Yetmez, Doğu Türkistan'ın nadir bulunan `hami' kavunlarını ve iğde ağaçlarını getirtir. İparhan bir türlü ikna olmaz. Üstelik banyo elbisesinin içine yerleştirdiği hançerlerle her an imparatoru öldürmeye hazır bir şekilde beklemektedir zarif sarayında.

    İmparator gittikçe umutsuzluğa kapılır. Bu durum imparatorluğun işlerini de aksatmaktadır. Kian Long'un dul annesi, onun kısa bir süre için saraydan uzaklaştığı bir günü fırsat bilip İparhan'la konuşur: `Senin yüzünden imparatorluğun işleri aksıyor. Ya imparatorun isteklerini yerine getirirsin ya da kendini ölümle şereflendirirsin.'

    İparhan ölümü tercih eder. Kendini bir odaya kapatır ve hazırladığı zehri içer. Kian Long saraya gelir. Annesi onu odasına kilitler.




    Kian Long, Ziang Fei'sinin ancak son nefesine yetişebilir. Büyük bir yas başlar sarayda. Cizvit rahiplerden biri imparatoru avutabilmek için İparhan'ın bir portresini yapar.

    İparhan/Ziang Fei için iki ayrı mezar yapılır. Apak Hoca'nın Kaşgar yakınlarındaki türbesi, İparhan'ın adıyla anılmaya başlar. Bir başka mezar ise Çin imparatorluk mozolesinde yerini alır. İparhan'ın hangisinde olduğunu ise ancak Tanrı biliyor.

    Uygur Türkleri için İparhan, efsanevi bir kahramandır. Halkına ve geride bıraktığı akrabalarına ihanet etmek yerine ölümü yeğleyen tavrıyla iffetin ve erdemin sembolü olur.

    Çin kayıtlarında işler başka türlü gelişir. Kian Long'un gerçekten de Müslüman bir cariyesi vardır. Adı Rong Fei olan bu cariye, 20 yıl kadar imparatorluk hareminde güçlü bir kadın olarak yaşamını idame ettirir. Ancak kayıtlarda ne dul bir anneden, ne de bu annenin cariyeyi öldürdüğünden bahsedilir. Rong Fei, efsanede anlatılanların tersine imparatorun isteklerini yerine getirir ve bir de kız doğurur. İmparatorun özellikle Doğu Türkistan'a yaptığı gezilere katılır. Öldüğünde de imparatorluk mozolesine defnedilir. Uzakdoğu'nun diplomatik evlilikler geleneği akılda tutulursa, öykünün bu şekli gerçeğe aykırı görünmez.

    Ancak Kian Long'un dahil olduğu King hanedanından sonra, tarihçiler hanedana aldıkları tavır ekseninde Ziang Fei'nin öyküsünü de değiştirirler. Kimi anlatılarda Kian Long'a `şeytani' bir hava verilir. Böylece mazlum cariye, Kian Long'un Uygurlara uyguladığı zulmün sembolü haline gelir.

    Daha modern versiyonlarda ise bütüncül bir ulus fikri ışık tutar efsanevi aşk hikâyemize. Filme de çekilen romanında Çinli yazar Jin Yong, Kian Long'u, gölde saçlarını yıkarken söylediği şarkıyla baştan çıkaran Ziang Ziang adlı bir başka kahraman yaratır İparhan/Ziang Fei'den. Uygurlar bu işten hoşlanmazlar ve filmin gösteriminden vazgeçilir.

    18. yüzyıla ait bu hikâyenin aslını İparhan, Çin sarayına 1760'ta girer ulusal bilinçlerden, önyargılardan ve diplomasiden kurtarmak mümkün değil. Sonuçta İparhan/Ziang Fei'den bugüne üç şeyin kaldığını söylemek mümkün: İlki Uygurların da Çinlilerin de ona ait olduğunu düşündükleri bir resim Cizvit Rahip Giuseppe Castiglione'nin yağlı boya portresi. İkincisi Kaşgar yakınlarındaki türbe. Üçüncüsü ise öykünün kendisi. Öykünün Japonlar tarafından bir bilgisayar oyununa dönüştürüldüğünü de eklemek lazım. Oyunda Ziang Fei, çılgın ve tehlikeli bir genç kadın rolünde ve onun öldürülmesiyle oyunun önemli aşamalarından biri atlatılmış oluyor.

    İparhan/Ziang Fei'nin öyküsünün akılda bıraktığı bir başka nokta daha var. O da tarihin geçmişten çok bugüne ve onu her seferinde yeniden yorumlayanlara ait olduğu düşüncesi.
     

Bu Sayfayı Paylaş