öğretmen öğrenci Ilişkileri

'Öğretmenlerimizin Bölümü' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 2 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    öğretmen öğrenci Ilişkileri konusu ÖĞRETMEN ÖĞRENCİ İLİŞKİLERİ
    Öğretmen – Öğrenci İlişkisinde Önemli Olan Nedir ?
    Öğretme ve öğrenmenin iki değişik işlevi olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü öğretme bir kişi tarafından gerçekleştirilirken öğrenme bir başkasında oluşur. Bu olay çok açık görülse de düşünülmesi gereken bir durumdur. Öğretme – öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için o iki kişi arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Başka bir deyişle öğretmen – öğrenci arasında bir tür özel bağ kurulmalıdır.
    Bu özel bağ ancak etkili konuşma ile gerçekleştirilebilir. Konuşma , insan ilişkilerinde ya***ı olduğu kadar yıkıcı da olduğundan, öğrenciyi öğretmene yakınlaştırabildiği gibi uzaklaştırabilirde ... etkili olabilmesi, niteliğine ve öğretmenin değişik durumlar için seçtiği en uygun türe bağlıdır. Örneğin övgüyü ele alalım. Bir çok anne – baba ve öğretmen bu yöntemi kullanır. Ama bazı övgüler, öğrencide anlaşılmadığı ya da yanlış yönlendirildiği duygusunu yaratır. Alışılmış övgü dilinden az farklı bir ileti ise öğretmenin insancıl, içten ve öğrenciye önem veren bir kişi olarak görülmesini sağlayabilir.
    Aynı zamanda yapılan araştırmalar, dinlemenin öğrenmeyi kolaylaştırmada ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Her anne-baba ve öğretmen biyolojik olarak çocukları dinleyecek organlarla donatılmış olduğunu bilir. Her zaman dinleseler de, duyduklarını sandıkları şey, çocuğun anlatmaya çalıştığı şey olmayabilir. Bu arada öğrencileri dinlemenin uygun zamanı da vardır. Kimi zaman sınıfta ya da teneffüste bir şey öğretirken öğrencinin davranışlarını düzen bozucu, kabul edilemez bulduğumuzda , “iyi dinle!” önerisini bir tarafa bırakmalıyız. Böyle durumlarda güçlü iletimizi göndermemiz ve öğrencilere haklarını çiğnediğini vurgulamamız gerekir. Bu tür iletileri, onları savunmaya itmeden ve duygularını incitmeden iletebileceğini göstermeliyiz.
    Öğretmen – öğrenci ilişkisinin niteliğinin öğretilmesinde temel etken olduğunun benimsenmesi , bilinmesi gerekir. Herhangi bir konu, bir beceri, bir değer ya da inanç olabilir. Tarih , matematik, Türkçe, hayat bilgisi, fen bilgisi, el becerisi dersler olabilir. Bütün bu konuları heyecan verici ve ilginç kılması öğretmenin öğrenci ile iyi bir ilişki kurmayı öğrenmesine bağlıdır. Bu ilişki içinde öğretmenin gereksinimlerine öğrenci, öğrencinin gereksinimlerine de öğretmen saygı gösterir. Öğrenciler , öğretmenin kendilerini yanlış anladığını, güvenmediğini, bir kenara ittiğini, aşağıladığını, küçük düşürdüğünü ya da eleştirerek değerlendirdiğini hissederse, beden eğitimi, resim eğitimi gibi en ilgisini çeken derslerde bile sıkılır ve öğrenmeye inatla karşı koyarlar.
    Her Zaman Karşılaşılan Disiplin Sorunu İle İlgili Ne Yapmalı ?
    Öğrencilerin çoğu genelde kabul edilemez biçimde davranır, öğretmenleri ve arkadaşları için sorun yaratırlar. Öğretmenler için bu çok önemli bir sorundur. Okulda ve sınıfta karşılaşılan disiplin sorunu gözardı edilemez.
    Öğretmenlerin sınıfa girdiklerinde, disiplin kurmak için zaman yitirmek yerine, öğretmek istemeleri doğaldır. Genç ve deneyimsiz öğretmenlerin çoğu kendilerini yeterli ve becerikli bulduklarından, sınıfta disiplin sorunu ile karşılaşmayı pek beklemezler. Deneyimli öğretmenlerin çoğu ise disiplin kurmaları gerektiğinde, bu olayın sevimsiz olduğunu öğrenmişlerdir. Onlarda uğraşmak değil öğretmek , öğrencilerin öğrendiklerini görmekten duyulan zevk ve gururu tatmak isterler.
    Peki yanlış nerededir ? Neden bu kadar çok öğretmen öğretimle geçmesi gereken zamanın büyük bölümünü sınıfta düzeni kurmak için harcar? Çünkü, öğretmenler genelde disiplini ceza tehtidleri , cezalar ya da sözlü utandırmalarla ve suçlamalarla sağlamayı öğrenmişlerdir. Ne yazık ki bu yöntemler iyi sonuç vermez. Genelde bastırıcı ve güce dayanan yöntemler direnci, başkaldırmayı ve karşılık vermeyi kışkırtır. Bu tür baskılar öğrencilerin davranışlarında değişiklikler oluşturmakla birlikte, öğretmen sınıftan ayrılır ayrılmaz ya da tahtaya döndüğünde , çocuklar yine eski davranışlarına yönelirler.
    Öğretmenler disiplin ve düzeni sağlamak için güç kullanmayı gerektirmeyen yöntemleri uygulama becerilerini arttırdıkça , disiplinle ilgili konuşmalarında yepyeni bir dil kullanmaya başladıklarını da göreceklerdir. Öğretmenler geleneksel güç dili olan ; “ denetim, yönlendirme, cezalandırma, gözdağı verme, sınırlar koyma, zorlama, kuralları hatırlatma, sert olma, kınama , emir verme, isteme vb.” disiplin sözcükleri yerine ; “sorun çözme, etkilenme, yüzleşme, işbirliği yapma, ortak bir amaçta birleşme, birlikte karar verme, öğrencilerle çalışma, karşılıklı anlaşmalar yapma, gereksinimleri karşılama, bir anlaşmaya varmak için tartışma, bir işi sonuçlandırma” gibi yeni deyişleri kullanmalıdır.

    Mesleğe Yeni Başlayan Öğretmenlerin İdeali ve Yaşanılan Düş Kırıklığı
    Bir öğretmen üniversite ortamında eğitim yöntem ve tekniklerini, her yaşa göre çocuk psikolojisini, öğretme tekniklerini vb. dersleri görmüş bir şekilde mesleğine büyük bir inanç ve idealist düşüncelerle başlar. Öğrencilerin okul ve sınıf ortamında “tembel, yaramaz, yalan söylemeleri, kopya çekmeleri, birbirlerini aşağılamaları, sürekli birbirlerinden şikayetçi olmaları, kavgacı olmaları, az çalışma ile sınıf geçmek istemeleri” gibi sürekli çekişmelerle dolu bir ortamda, öğrencilere karşı yaşam savaşı verirken bulurlar. Böyle ortamla karşılaşan öğretmenler, olanları anlamaya çalışırlar. Bir şeylerin yanlış gittiği ortadadır. En kötüsü de bazıları suçu kendisinde bulur ve “ öğretmenlik yeteneğinin kendisinde olmadığını düşünür.” Her ne kadar bütün bu açıklamaların geçerli bir tarafı varsa da , temelde öğretmen yetiştirenler çeşitli bilgi ve uzmanlıkla donanmış olsalar da , bireysel deneyimlerini öğretmen olacak öğrencilere aktaramazlar. Herkes okuldaki mesleki deneyimini kendine özgü bir biçimde edinir ve bu deneyim aktarılamaz.
    Öğretmen ve öğretim ile ilgili çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlar vardır. Bunlar ;
    1- İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez. Her zaman soğukkanlıdır ve aşırı duygularını göstermez.
    2- İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir. Bütün öğrencilere eşit davranır. Cinsiyet ayırımı yapmaz.
    3- İyi öğretmen gerçek duygularını denetler ve öğrencilere göstermez.
    4- İyi öğretmen bütün öğrencileri aynı biçimde kabullenir. İyi öğretmenin her zaman gözde öğrencileri yoktur.
    5- İyi öğretmen coşkulu, uyarıcı ve özgür bir öğretim ortamı yaratır, ama yine de bu ortamı her zaman düzenli tutar.
    6- İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutmaz, çok neşeli ya da asık suratlı değildir ve hata yapmaz.
    7- İyi öğretmen her sorunun yanıtını bilir. Öğrencilerden daha akıllıdır.
    8- İyi öğretmenler birbirlerine destek olur, kendi duyguları, değer yargıları ve inançlarından etkilenmeden öğrencilerine karşı “birleşik cephe” oluşturur.
    Kısaca iyi öğretmenler sıradan insanlardan çok daha iyi, çok daha anlayışlı, çok daha bilgili, çok daha kusursuz olmalıdır. Başka bir deyişle öğretmenlerden ermiş olmaları beklenmektedir. Buradaki temel yanlışa göre , öğretmenlerin insan olmayı kabul etmemeleri gerekmektedir. Bu ancak abartılı rol yapıp kendi kendini düş kırıklığına uğratma pahasına elde edilebilecek davranışlardır. Daha da kötüsü, pek çok öğretmen bu iyi öğretmen modelini kafalarının bir köşesinde destekler ve inançlardan hepsinin değilse bile çoğunun iyi bir öğretmende olması gerektiğine inanır. Sonuçta kendilerini bu modele göre değerlendirir ve doğal olarak başarısız olduklarına karar verirler.
    Öğretmenler , öğrencileri ile iyi ilişkiler kurduklarında, rolden role geçmelerine, sert davranmalarına, insanüstü ve erdemli kişiliklere bürünmelerine gerek yoktur. Öğrencileri ile ilişkileri iyi olmadığı zaman, en iyi öğretim tekniklerinin bile yararsız olduğunu göreceklerdir.
    Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki ;
    1- Açıklık
    2- Önemsemek
    3- Birbirine gereksinim duymak
    4- Birbirlerinden ayrı olmak
    5- Gereksinimleri karşılıklı olarak giderebilmek
    Özelliklerini içerirse , iyi bir öğretmen – öğrenci ilişkisi kurulmuş olur.
    Kabul Etmeme Dili
    Bir çok öğretmen, öğrenciye davranışının kabul edilemez olduğu iletisini verir; onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasını ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline “Kabul Etmeme Dili” denir. Her ne kadar öğrenci öğretmene sorun çıkardığı zaman kabul etmeme dilini kullanmak çoğunlukla doğru ise de , sorun öğrencideyken bu dili kullanmak ne uygun ne de yararlıdır.
    Öğretmenin gönderdiği binlerce kabul etmeme iletisi 12 kümede toplanabilir. Bunlar, öğrencilerin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.
    Örnek olarak , ödevini tamamlamakta zorluk çeken bir öğrenciyi ele alalım: sorunu olduğunu şu ya da bu şekilde dile getirecektir. Çünkü bu onu rahatsız etmektedir. Aşağıda kabul etmeme dilini ileten beş tipik öğretmenin cevabına bakalım.
    1. Emir Vermek, Yönlendirmek: “Yakınmayı bırak da ödevini yap.”
    2. Uyarmak, Gözdağı Vermek: “ Bu dersten iyi not almak istiyorsan, biraz kıpırdan.”
    3. Ahlak Dersi Vermek : “ Okula ders çalışmak için geliyorsun. Kişisel sorunlarını evde bırakmalısın.”
    4. Öğüt Vermek, Çözüm ve Öneri Getirmek: “Şimdi senin yapacağın şey, zamanını iyi planlamak. O zaman bütün ödevlerini bitirirsin”
    5. Öğretmek,Nutuk Çekmek,Mantıklı Düşünceler Önermek: “Duruma bir bakalım. Ödevini yapmak için 34 günün kaldığını hatırlasan iyi olur”
    Bundan sonraki üç küme yargılayıcı, değerlendirici ve bastırıcıdır. Pek çok öğretmen, öğrencilerin yanlışlarının, yetersizliklerinin ve aptalca davranışlarının yüzlerine vurulmasının, onlara yardımcı olacağına inanır ve bu amaçla aşağıdaki üç çeşit iletiyi kullanır:
    6. Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak, Aynı Düşüncede Olmamak: “ Sen çok tembelsin ya da işi ağırdan alıyorsun.”
    7. Ad Takmak, Alay Etmek: “ Ana Sınıfı öğrencisi gibi davranıyorsun, 4.sınıf öğrencisi gibi değilsin.”
    8. Yoruımlamak, Analiz Etmek, Tanı Koymak: “ Sen açıkça bu ödevi yapmaktan kaçıyorsun”
    Öğretmenin, öğrenciye iletmeye çalıştığı diğer iki tip ileti ise, öğrenciyi kendini daha iyi hissetmeye zorlamak, sorunu ortadan kaldırmak, giderek onun gerçek bir sorunu olduğunu bile yadsımaktır:
    9. Övmek, Aynı Düşüncede Olmak, Olumlu Değerlendirme Yapmak: “ Sen geçekten çok yetenekli bir çocuksun, eminim bunu yapmanın bir yolunu bulursun.”
    10. Güven Vermek, Desteklemek, Avutmak, Duygularını Paylaşmak: “ Böyle hisseden tek kişi sen değilsin. Zor görevlerde ben de aynı şeyi hissederdim, ama işin içine girince o kadar zor olmadığını göreceksin.”
    Öğretmenler, soruların kişiyi savunmaya ittiğini bilmelerine karşın 11. Gruptaki engeli sık sık kullanırlar. Çocuğa yardım edip sorununu kendisine çözdürmek yerine, sorunu daha iyi anlamak ve kendi bulacakları en iyi çözümü öğrenciye kabul ettirmek için soru sorma yöntemine başvururlar. Oysa öğrenciler sorularını kendileri çözmelidir.
    11. Soru Sormak, Sınamak, Sorguya Çekmek, Çapraz Sorgulamak: “ Ödevin çok mu zor ?”, “Bu ödevi ne kadar zamanda yaptın?” , “ Yardım istemek için niye bu kadar bekledin?”

    Son bölümdekiler ise öğretmenin konuyu değiştirmek, öğrenciyi başka yöne çekmek ya da ilgilenmekten kaçınmak için kullandıkları iletilerdir.
    12. Sözünden Dönmek, Oyalamak, Alay Etmek, Şakacı Davranmak, Konuyu Saptırmak : “ Boşver, daha zevkli şeylerden konuşalım” , “Şimdi zamanı değil” , “Dersimize dönelim”, “Galiba birisi bu sabah yatağının ters tarafından kalkmış”
    Öğretmenler, öğrencilere bir şey söylediklerinde, onun hakkında bir şey söylerler. Her ileti, öğrenci ile kurduğunuz ilişki binasına yeni bir tuğla ekler. Onunla ilgili düşündüklerinizi açığa çıkarır ve sonuç olarak kendisi hakkında ne düşünmesi gerektiğini tanımlar. Bu gün , onunla ilgili ona verdiğiniz iletiler, yarın, onun kendisi ile ilgili değer yargılarını oluşturacaktır. Bu nedenle konuşmanız, öğrencinin kendini değerlendirmesi ve sizin onunla ilişkileriniz açısından ya***ı da olabilir, yıkıcı da.

    12 engeli öğrencinin, okulda ya da okul dışındaki yaşamında bir sorunla karşılaştığını gösteren iletilerine verilen etkisiz yanıtlara örnek olarak gösterilmiştir. Bu 12 Engel , sorun öğrencideyken yardımcı ve kolaylaştırıcı değildir.
    Övgü Nerelerde Yanlıştır ?
    1. Öğrenci, davranışından ve kendisinden memnun değilse, sorunu varsa, övmeyi ya kulak ardı eder, ya öğretmenin kendini anlamadığını düşünür, ya da kendinde var olan aşağılık duygusu güçlenir.
    2. Öğretmen , öğrencinin davranışına karşı doğal ve ani bir sözlü tepki verirse ve bu tepki öğretmen – öğrenci ilişkisindeki sorunsuz bölgede ise övgü bir engel olmayabilir.
    3. Övgü, öğretmen tarafından bilinçli bir biçimde , öğrencinin davranışını değiştirmek amacıyla yapılıyorsa, öğrencinin övmeyi yapmacık ve yönlendirici bulması ve öğretmenin gereksinimlerini karşılamak için kullandığını algılaması doğaldır. “ her zaman böyle davranmamı istediğiniz için beni övüyorsunuz”
    4. Sınıfta bir ya da birkaç öğrencinin övülmesi, diğer öğrenciler için olumsuz değerlendirme olarak kabul edilir. Devamlı övgü almaya alışmış bir öğrenci bile, övülmediği zaman olumsuz değerlendirildiği duygusuna kapılabilir.
    Soru Sormanın Neresi Kötü ?
    Terapistler, danışmanlar sorunlu kişiye soru sorup araştırmanın genelde engelleyici veya iletişimi durdurucu olduğunu görmüşlerdir. Bunun nedenleri şu şekilde açıklanabilir: İnsanlar paylaşmak istemedikleri duygularının sorgulandığını anlarlarsa, tehdit edilmişlik duygusuna kapılırlar. Kişi iç dünyasına girildiğinde, genellikle kendini koruma kaygısı ile içine kapanır.
    Neden Kabul Dilini Kullanmalıyız ?
    “ 12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye değişmesi gerektiğini, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Engellerden bazıları, kişinin sorununa aldırış bile edilmediği duygusunu verebilir. Bütün bu etkiler nedeniyle 12 Engel, ilişkilere yardımda çok etkisizdir.
    Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve bunu iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etmendir. Böyle bir ilişkide diğer kişi büyüyebilir, gelişebilir, olumlu yönde değişebilir, sorunları çözmeyi öğrenebilir, psikolojik sağlığı düzelebilir, daha üretici, daha yaratıcı olabilir ve gizli gücünü tümüyle kullanabilir. Bu , yaşamın basit ama güzel çelişkilerinden biridir. Başkası tarafından, olduğu gibi içtenlikle kabul edildiğini anlayan bir kişi kendini özgür hisseder ve nasıl değişeceğini düşünmeye başlar. Nasıl büyüyeceğini, nasıl farklı olacağını, yapabileceğinden fazlasını nasıl yapabileceğini tasarlar. Kabul çocukları açar, onları duygularını ve sorumluluklarını paylaşmak için yüreklendirir.
    Başkasını olduğu gibi kabul etmek, gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek sevildiğini de hissetmektir. Psikolojide, sevildiğini hissetmenin görkemli gücünü yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Sevgi, bedenin ve aklın büyümesini sağlayan, fiziksel ve ruhsal yaraları iyileştiren bir güçtür.
    Sorunlu Öğrencilere Yardım Etmenin Etkili Yolları
    Edilgen Dinleme ( Sessizlik)
    Sessizce dinleme gerçekte kabul etmeyi gösterir. Sessizlik – “Edilgen Dinleme” – öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren çok güçlü bir sözsüz iletidir. Hep konuşan siz olursanız, öğrenci kendisini rahatsız eden şeyleri anlatma fırsatı bulamaz.
    Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler
    Sessizlik, iletişim engelini ortadan kaldırmakla birlikte, sık yinelendiğinde öğrencinin iletilerinin kabul edilmediği izlenimini uyandırır. Sessizlik , her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatinizi verdiğinizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, onu gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermeniz son derece yardımcı olacaktır. Bunlara kabul tepkileri diyoruz. Baş sallamak , öne eğilmek, gülümsemek, kaşını çatmak ve başka davranışlar uygun olarak yapılırsa, onu gerçekten dinlediğiniz iletisi verirler.
    Kapı Aralayıcı İletiler
    Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere “kapı aralayıcılar” denir. Örnek :
    “ Bu konuda konuşmak ister misin?”
    “ Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin ?”
    “ Söylediklerin çok ilginç”
    Bu iletilerin, sonu açık sorular ve düz tümceler olduğuna dikkat edin. Hiçbiri söylenenle ilgili bir değerlendirme içermemektedir.
    Etkin Dinlemenin Gereği
    Sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler ve kapı aralayıcıların kullanılmasında sınırlamalar vardır. Karşılıklı etkileşime olanak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan , dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir şekilde öğrenemez.
    Özet olarak, bu üç dinleme yolu edilgin yöntemlerdir. Dinleyicinin anladığını göstermezler. Etkin dinleme daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici “Etkin Dinleme”yi daha yaygın kullanır.

    Etkin dinlemede iletişim çok önemlidir. Örneğin:
    Gün boyunca dikkatini derse vermiş bir öğrenci olsun. Bu öğrenci son derste acıktığı için davranışlarında bir huzursuzluk, dengesizlik başlar ve öğretmene “saat kaç?” diye sorar. Eğer öğretmen direk soruyu muatab alırsa ve “saate bakmasını biliyorsun” karşılığını verirse iletişim o anda kesilmiş demektir. Bunun yerine olumlu cümleler kurarak iletişim kurabilir:
    Öğretmen – sanırım ders sıkıcı geldi.
    Öğrenci --- hayır
    Öğretmen – o halde tuvalete gitmek istiyorsun
    Öğrenci – hayır , acıktım

    Etkin Dinlemenin, öğrenme – öğretme etkinliklerinde daha çok zaman kazandırdığı görülmüştür. Bunun nedenleri şöyle açıklanabilir.
    1. Etkin dinleme öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. Sorunlarını anlatmak, onlardan kurtulmalarını ve dersleri ile yeniden ilgilenmeleri için ruhsal rahatlamayı sağlar.
    2. Etkin Dinleme öğrencilerin duygularından korkmamalarına ve duyguların kötü olmadığını anlamalarına yardım eder. Etkin Dinleme ile öğretmenler öğrencilerin “duygularla dost olabileceklerini” anlamalarına yardımcı olur.
    3. Etkin Dinleme öğrencinin sorun çözmesine yardımcı olur. Çünkü yöntem öğrencilerin konuşmasına yardımcı olmada o denli etkilidir ki, onların içlerini dökmelerine, yüksek sesle düşünmelerine, sorunlarını çözmelerine yardım eder.
    4. Etkin Dinleme, sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.
    5. Öğretmenin kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını anladığını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle onun görüşlerini almaya hazır olurlar. Öğrencilerin kendisini dinlemediğini söyleyen öğretmenin, aslında kendisinin öğrencilerini dinleme alışkanlığı yoktur.
    6. Etkin Dinleme öğrenci ile öğretmen arasında daha yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını da sağlar. Öğretmenin kendisini dinlediğini bilen öğrencide kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Kendine saygı artar ve anlaşılmaktan mutlu olduğu için, kendisini dinleyen öğretmene daha sıcak duygular beslemeye başlar. Açık yürekle dinlemek, öğrenci ile yaşamda birlikte olmak ve onu olduğu gibi kabul etmek, önem vermek, saygı göstermek ve sevmek demektir. Sonuçta öğretme, bir sevme işi olur. Öğretmenle öğrenci arasında “karşılıklı olarak önem verme”, “saygı gösterme” ve “sevme” ilişkisi gelişirse disiplin sorunu da azalır. Çocuklar sevip saydıkları öğretmene fazla sorun çıkarmazlar. Böylece disipline harcanan zaman öğretmeye ve öğrenmeye kalır.
    Buraya kadar sorun öğrencide ise uygulanması gereken yöntemlerden bahsettik. Bundan sonra sorun öğretmende ise ne yapılabilir konusuna bakılacak.
    Öğretmenler Sorun Kendilerinde İken Ne Yapabilir?
    Şimdide öğretmenlerin, sorunun kendilerinin olup olmadığını tanımlamalarının önemi üzerinde duralım.
    Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ipucları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirliliktir. Bu içsel duyguların fiziksel belirtileri de gerginlik , baş ağrısı ve mide rahatsızlıklarıdır.
    Öğretmen sorunlarına örnek olarak:
    Bir öğrenci sırasının üzerini kazır
    Bir öğrenci ile konuşurken ötekiler araya girer.
    Bir öğrenci sürekli geç gelerek dersi böler.
    Bir öğrenci sürekli arkadaşlarından yakınarak sürekli zamanını alır.
    Birkaç öğrenci dersi bölecek kadar yüksek sesle tartışır.
    Öğrenciler çöplerini yerlere atarlar.
    Öğretmenler , bunun gibi yüzlerce öğrenci davranışıyla karşılaşırlar. Hiçbir öğretmen dersinin bölünmesini, sözünün kesilmesini, kirli bir ortamda ders yapmayı istemez; çünkü öğretmenlerde insandır ve bu davranışlar onların doğal gereksinimlerine ters düşer. Öğrencilerin bu tip davranışları, öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır.
    Öğretmenlerin üzerinde böyle gözle görülür biçimde olumsuz etki yapan bu tür kabul edilemez davranışlar ne Etkin Dinleme ile ne de yok sayılarak çözümlenebilir. Öğretmenin sorun öğrencideyken göstermesi gereken davranış arasındaki ayırım şöyledir:
    Sorun Öğrencideyken Sorun Öğretmendeyken
    Konuşmayı öğrenci başlatır. Konuşmayı öğretmen başlatır.

    Öğretmen dinleyendir. Öğretmen konuşandır.
    Öğretmen danışmandır. Öğretmen etkileyendir.
    Öğretmen öğrenciye Öğretmen kendisi için yardım ister.
    yardımcı olmak ister.
    Öğretmen sonuçtan hoşnut olmalıdır.
    Öğretmen öğrencinin
    çözümünü kabul eder. Öncelikle kendi gereksinimleri ile
    ilgilidir.
    Öncelikle öğrencinin
    gereksinimleri ile ilgilidir. Öğretmen sorunun çözümünde
    daha etkindir.
    Öğretmen sorunun
    çözümünde daha edilgendir.

    Bu tablo öğretmenlere, öğrenci sorunlarını çözme ile öğrencilerin öğretmenlerde yarattıkları sorunları çözme davranışlarının birbirlerinden tümüyle ayrı olduğunu ve ayrı yaklaşımlar gerektirdiğini gösterir.
    Buna göre :
    1. Her şeyden önce öğrencinin davranışı “davranış penceresi” nin doğru bölümüne yerleştirilmelidir.
    2. Öğrencinin davranışı “sorun öğrencinin” alanındaysa, öğretmenin Etkin Dinleme uygulayarak danışmanlık yapması uygundur.
    3. Öğrencinin davranışı “sorun öğretmenin” alanındaysa, Etkin Dinleme hem yararsız hem de yapay olacaktır.
    Öğrencinin davranışı doğru belirlenip “ sorun öğretmenin” alanına yerleştirilmişse öğretmen ne yapmalıdır ?
    1- Öğrencinin davranışına,
    2- Çevreye,
    3- Kendi davranışına.
    Örnek olarak:
    Dersini öğretmenin sürekli yardımı ve onayı olmadan kendi başına yapmayan bir öğrencinin davranışı, öğretmenin sorunu olmuştur. Öğretmen bu durumda ne yapabilir ?
    1- Öğretmen çocukla yüz yüze konuşarak ona kendisini rahatsız etmemesini bildiren iletiler gönderebilir ( öğrenciyi değiştirmeye çalışır )
    2- Öğrencinin çalışmasını tek başına yürütebileceği bir program hazırlayabilir ( Çevreyi değiştirmeye çalışır )
    3- Kendi kendine, “ Bağımlı bir öğrenci, ama zamanla düzelecek” ya da “ Bana öbürlerinden daha çok gereksinimi var” diye düşünebilir. ( Kendini değiştirmeye çalışır )

    Sen İletileri Neden Yanlıştır ?
    Örnek:
    Dersi ilk anlatışta anlayan bir öğrencinin anlamayanlar için yapılan tekrar sırasında can sıkıntısından öğretmeni rahatsız ettiğini varsayalım. Öğretmen bu engelleme sonucu, kendinde oluşan duyguları içinde saklayıp konuşursa bir kodlama yapacak ve dili “sen”li olacaktır: “Terbiyesizlik ediyorsun”
    Eğer duygularını açıklayarak konuşursa ben diliyle konuşmuş olacaktır: “Çok rahatsız oldum”
    Öğrencinin kendisiyle iletişim kurma gereksiniminden rahatsız olan öğretmen Sen – iletisi göndererek – ki bu ileti onun tüm duygularını kodlasa bile (olmaz ya) – kendi engellenme duygusunun sorumluluğundan kaçıp suçu çocuğa yükler.
    Sen –iletileri öğrenciyi olumsuz yargılayan, Ben – iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren iletilerdir.
    Ben – İletileri Neden Etkilidir ?
    1- Ben – iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığı ile öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.
    2- Ben – iletileri , davranışının yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Aynı zamanda Ben –iletileri , Sen – iletileriyle birlikte gelen olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmada özgür bırakır.
    Etkili Ben – İletisinin Üç Önemli Ölçütü Vardır:
    1- Öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir.
    2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.
    3- İletimi zedelemez.
    Ben – iletileri öğretmenleri, saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder.
    Ben – İleti Cümleleri Nasıl Kurulur ?
    Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için Ben – iletileri üç öğeyi içermelidir. Birinci öğe sorun yaratan davranışın tanımlanmasıdır. Her şeyden önce öğrenciler bu iletiden öğretmene neyin sorun olduğunu anlamalıdır. Öğrenci , öğretmeninin kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Böyle olursa ileti etkisini yitirir. Kabul edilmezliği suçlamayan, yargılamayan türde tanımlamak, Ben – iletisi için iyi bir başlangıçtır.
    “ Yere atılmış bir kağıt gördüğüm zaman...”
    “Yeni bir kitabın sayfalarını yırtık görünce...”
    “Masamda bıraktığım ders gereçlerini bulamayınca...”
    “Açıklamaları yaparken sözüm kesilince...”
    “Sen hoplayıp zıplayınca...”
    “Sen Metin’i itince...”
    “Sen sözümü kesince...”
    “Sınıfta sorun yaratan bazı kişilere güvenemeyeceğimi anlayınca...”
    “Birbirinize karşı anlayışsız olduğunuz zaman...”
    “Dikkatsizlik edip yerleri kirlettiğinizde...”
    “Kabadayılık ettiğiniz zaman...”
    Üç bölümlü Ben – iletisinin ikinci öğesi öğretmenler için uygulanması en zor olanıdır. Bu bölüm, iletinin birinci bölümünde tanımlaması yapılan öğrencinin kabul edilemeyen davranışının öğretmen üzerindeki kesin, gerçek ve somut etkisinin ona söylenmesidir: “Sen kapıyı kilitlemeyince ( yargılamayan tanımlama) , bazen eşyalarım çalınıyor...” (Somut etki)
    “Siz dersten önce tahtayı temizlemeyince (yargılamayan tanımlama) ben çok zaman yitiriyorum...”(Somut etki)
    Somut etki açıkça söylenmezse, çocuk bunu tam olarak algılayamayacağı için Ben – iletisi başarısız olur.
    Ben – iletisinin üçüncü öğesi duyguların dile getirilmesidir:
    “ Sen ayaklarını sıranın dışına çıkarınca (davranışın tanımı), arada yürürken onlara takılabilirim (somut etki) ve düşüp bir yerimi kırabilirim diye korkuyorum (duygu).”
    Öğretmen burada davranışın olası etkisini söylüyor ve ortaya çıkardığı korku duygusunu dile getiriyor.

    KAYNAK

    Yazar : DR. Thomas GORDON
    Yayınevi : Sistem Yayıncılık
    Baskı : İstanbul / 1993
    Bilim Grubu : EğitimÖĞRETMEN ÖĞRENCİ İLİŞKİLERİ
    Öğretmen – Öğrenci İlişkisinde Önemli Olan Nedir ?
    Öğretme ve öğrenmenin iki değişik işlevi olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü öğretme bir kişi tarafından gerçekleştirilirken öğrenme bir başkasında oluşur. Bu olay çok açık görülse de düşünülmesi gereken bir durumdur. Öğretme – öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için o iki kişi arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Başka bir deyişle öğretmen – öğrenci arasında bir tür özel bağ kurulmalıdır.
    Bu özel bağ ancak etkili konuşma ile gerçekleştirilebilir. Konuşma , insan ilişkilerinde ya***ı olduğu kadar yıkıcı da olduğundan, öğrenciyi öğretmene yakınlaştırabildiği gibi uzaklaştırabilirde ... etkili olabilmesi, niteliğine ve öğretmenin değişik durumlar için seçtiği en uygun türe bağlıdır. Örneğin övgüyü ele alalım. Bir çok anne – baba ve öğretmen bu yöntemi kullanır. Ama bazı övgüler, öğrencide anlaşılmadığı ya da yanlış yönlendirildiği duygusunu yaratır. Alışılmış övgü dilinden az farklı bir ileti ise öğretmenin insancıl, içten ve öğrenciye önem veren bir kişi olarak görülmesini sağlayabilir.
    Aynı zamanda yapılan araştırmalar, dinlemenin öğrenmeyi kolaylaştırmada ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Her anne-baba ve öğretmen biyolojik olarak çocukları dinleyecek organlarla donatılmış olduğunu bilir. Her zaman dinleseler de, duyduklarını sandıkları şey, çocuğun anlatmaya çalıştığı şey olmayabilir. Bu arada öğrencileri dinlemenin uygun zamanı da vardır. Kimi zaman sınıfta ya da teneffüste bir şey öğretirken öğrencinin davranışlarını düzen bozucu, kabul edilemez bulduğumuzda , “iyi dinle!” önerisini bir tarafa bırakmalıyız. Böyle durumlarda güçlü iletimizi göndermemiz ve öğrencilere haklarını çiğnediğini vurgulamamız gerekir. Bu tür iletileri, onları savunmaya itmeden ve duygularını incitmeden iletebileceğini göstermeliyiz.
    Öğretmen – öğrenci ilişkisinin niteliğinin öğretilmesinde temel etken olduğunun benimsenmesi , bilinmesi gerekir. Herhangi bir konu, bir beceri, bir değer ya da inanç olabilir. Tarih , matematik, Türkçe, hayat bilgisi, fen bilgisi, el becerisi dersler olabilir. Bütün bu konuları heyecan verici ve ilginç kılması öğretmenin öğrenci ile iyi bir ilişki kurmayı öğrenmesine bağlıdır. Bu ilişki içinde öğretmenin gereksinimlerine öğrenci, öğrencinin gereksinimlerine de öğretmen saygı gösterir. Öğrenciler , öğretmenin kendilerini yanlış anladığını, güvenmediğini, bir kenara ittiğini, aşağıladığını, küçük düşürdüğünü ya da eleştirerek değerlendirdiğini hissederse, beden eğitimi, resim eğitimi gibi en ilgisini çeken derslerde bile sıkılır ve öğrenmeye inatla karşı koyarlar.
    Her Zaman Karşılaşılan Disiplin Sorunu İle İlgili Ne Yapmalı ?
    Öğrencilerin çoğu genelde kabul edilemez biçimde davranır, öğretmenleri ve arkadaşları için sorun yaratırlar. Öğretmenler için bu çok önemli bir sorundur. Okulda ve sınıfta karşılaşılan disiplin sorunu gözardı edilemez.
    Öğretmenlerin sınıfa girdiklerinde, disiplin kurmak için zaman yitirmek yerine, öğretmek istemeleri doğaldır. Genç ve deneyimsiz öğretmenlerin çoğu kendilerini yeterli ve becerikli bulduklarından, sınıfta disiplin sorunu ile karşılaşmayı pek beklemezler. Deneyimli öğretmenlerin çoğu ise disiplin kurmaları gerektiğinde, bu olayın sevimsiz olduğunu öğrenmişlerdir. Onlarda uğraşmak değil öğretmek , öğrencilerin öğrendiklerini görmekten duyulan zevk ve gururu tatmak isterler.
    Peki yanlış nerededir ? Neden bu kadar çok öğretmen öğretimle geçmesi gereken zamanın büyük bölümünü sınıfta düzeni kurmak için harcar? Çünkü, öğretmenler genelde disiplini ceza tehtidleri , cezalar ya da sözlü utandırmalarla ve suçlamalarla sağlamayı öğrenmişlerdir. Ne yazık ki bu yöntemler iyi sonuç vermez. Genelde bastırıcı ve güce dayanan yöntemler direnci, başkaldırmayı ve karşılık vermeyi kışkırtır. Bu tür baskılar öğrencilerin davranışlarında değişiklikler oluşturmakla birlikte, öğretmen sınıftan ayrılır ayrılmaz ya da tahtaya döndüğünde , çocuklar yine eski davranışlarına yönelirler.
    Öğretmenler disiplin ve düzeni sağlamak için güç kullanmayı gerektirmeyen yöntemleri uygulama becerilerini arttırdıkça , disiplinle ilgili konuşmalarında yepyeni bir dil kullanmaya başladıklarını da göreceklerdir. Öğretmenler geleneksel güç dili olan ; “ denetim, yönlendirme, cezalandırma, gözdağı verme, sınırlar koyma, zorlama, kuralları hatırlatma, sert olma, kınama , emir verme, isteme vb.” disiplin sözcükleri yerine ; “sorun çözme, etkilenme, yüzleşme, işbirliği yapma, ortak bir amaçta birleşme, birlikte karar verme, öğrencilerle çalışma, karşılıklı anlaşmalar yapma, gereksinimleri karşılama, bir anlaşmaya varmak için tartışma, bir işi sonuçlandırma” gibi yeni deyişleri kullanmalıdır.

    Mesleğe Yeni Başlayan Öğretmenlerin İdeali ve Yaşanılan Düş Kırıklığı
    Bir öğretmen üniversite ortamında eğitim yöntem ve tekniklerini, her yaşa göre çocuk psikolojisini, öğretme tekniklerini vb. dersleri görmüş bir şekilde mesleğine büyük bir inanç ve idealist düşüncelerle başlar. Öğrencilerin okul ve sınıf ortamında “tembel, yaramaz, yalan söylemeleri, kopya çekmeleri, birbirlerini aşağılamaları, sürekli birbirlerinden şikayetçi olmaları, kavgacı olmaları, az çalışma ile sınıf geçmek istemeleri” gibi sürekli çekişmelerle dolu bir ortamda, öğrencilere karşı yaşam savaşı verirken bulurlar. Böyle ortamla karşılaşan öğretmenler, olanları anlamaya çalışırlar. Bir şeylerin yanlış gittiği ortadadır. En kötüsü de bazıları suçu kendisinde bulur ve “ öğretmenlik yeteneğinin kendisinde olmadığını düşünür.” Her ne kadar bütün bu açıklamaların geçerli bir tarafı varsa da , temelde öğretmen yetiştirenler çeşitli bilgi ve uzmanlıkla donanmış olsalar da , bireysel deneyimlerini öğretmen olacak öğrencilere aktaramazlar. Herkes okuldaki mesleki deneyimini kendine özgü bir biçimde edinir ve bu deneyim aktarılamaz.
    Öğretmen ve öğretim ile ilgili çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlar vardır. Bunlar ;
    1- İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez. Her zaman soğukkanlıdır ve aşırı duygularını göstermez.
    2- İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir. Bütün öğrencilere eşit davranır. Cinsiyet ayırımı yapmaz.
    3- İyi öğretmen gerçek duygularını denetler ve öğrencilere göstermez.
    4- İyi öğretmen bütün öğrencileri aynı biçimde kabullenir. İyi öğretmenin her zaman gözde öğrencileri yoktur.
    5- İyi öğretmen coşkulu, uyarıcı ve özgür bir öğretim ortamı yaratır, ama yine de bu ortamı her zaman düzenli tutar.
    6- İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutmaz, çok neşeli ya da asık suratlı değildir ve hata yapmaz.
    7- İyi öğretmen her sorunun yanıtını bilir. Öğrencilerden daha akıllıdır.
    8- İyi öğretmenler birbirlerine destek olur, kendi duyguları, değer yargıları ve inançlarından etkilenmeden öğrencilerine karşı “birleşik cephe” oluşturur.
    Kısaca iyi öğretmenler sıradan insanlardan çok daha iyi, çok daha anlayışlı, çok daha bilgili, çok daha kusursuz olmalıdır. Başka bir deyişle öğretmenlerden ermiş olmaları beklenmektedir. Buradaki temel yanlışa göre , öğretmenlerin insan olmayı kabul etmemeleri gerekmektedir. Bu ancak abartılı rol yapıp kendi kendini düş kırıklığına uğratma pahasına elde edilebilecek davranışlardır. Daha da kötüsü, pek çok öğretmen bu iyi öğretmen modelini kafalarının bir köşesinde destekler ve inançlardan hepsinin değilse bile çoğunun iyi bir öğretmende olması gerektiğine inanır. Sonuçta kendilerini bu modele göre değerlendirir ve doğal olarak başarısız olduklarına karar verirler.
    Öğretmenler , öğrencileri ile iyi ilişkiler kurduklarında, rolden role geçmelerine, sert davranmalarına, insanüstü ve erdemli kişiliklere bürünmelerine gerek yoktur. Öğrencileri ile ilişkileri iyi olmadığı zaman, en iyi öğretim tekniklerinin bile yararsız olduğunu göreceklerdir.
    Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki ;
    1- Açıklık
    2- Önemsemek
    3- Birbirine gereksinim duymak
    4- Birbirlerinden ayrı olmak
    5- Gereksinimleri karşılıklı olarak giderebilmek
    Özelliklerini içerirse , iyi bir öğretmen – öğrenci ilişkisi kurulmuş olur.
    Kabul Etmeme Dili
    Bir çok öğretmen, öğrenciye davranışının kabul edilemez olduğu iletisini verir; onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasını ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline “Kabul Etmeme Dili” denir. Her ne kadar öğrenci öğretmene sorun çıkardığı zaman kabul etmeme dilini kullanmak çoğunlukla doğru ise de , sorun öğrencideyken bu dili kullanmak ne uygun ne de yararlıdır.
    Öğretmenin gönderdiği binlerce kabul etmeme iletisi 12 kümede toplanabilir. Bunlar, öğrencilerin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.
    Örnek olarak , ödevini tamamlamakta zorluk çeken bir öğrenciyi ele alalım: sorunu olduğunu şu ya da bu şekilde dile getirecektir. Çünkü bu onu rahatsız etmektedir. Aşağıda kabul etmeme dilini ileten beş tipik öğretmenin cevabına bakalım.
    1. Emir Vermek, Yönlendirmek: “Yakınmayı bırak da ödevini yap.”
    2. Uyarmak, Gözdağı Vermek: “ Bu dersten iyi not almak istiyorsan, biraz kıpırdan.”
    3. Ahlak Dersi Vermek : “ Okula ders çalışmak için geliyorsun. Kişisel sorunlarını evde bırakmalısın.”
    4. Öğüt Vermek, Çözüm ve Öneri Getirmek: “Şimdi senin yapacağın şey, zamanını iyi planlamak. O zaman bütün ödevlerini bitirirsin”
    5. Öğretmek,Nutuk Çekmek,Mantıklı Düşünceler Önermek: “Duruma bir bakalım. Ödevini yapmak için 34 günün kaldığını hatırlasan iyi olur”
    Bundan sonraki üç küme yargılayıcı, değerlendirici ve bastırıcıdır. Pek çok öğretmen, öğrencilerin yanlışlarının, yetersizliklerinin ve aptalca davranışlarının yüzlerine vurulmasının, onlara yardımcı olacağına inanır ve bu amaçla aşağıdaki üç çeşit iletiyi kullanır:
    6. Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak, Aynı Düşüncede Olmamak: “ Sen çok tembelsin ya da işi ağırdan alıyorsun.”
    7. Ad Takmak, Alay Etmek: “ Ana Sınıfı öğrencisi gibi davranıyorsun, 4.sınıf öğrencisi gibi değilsin.”
    8. Yoruımlamak, Analiz Etmek, Tanı Koymak: “ Sen açıkça bu ödevi yapmaktan kaçıyorsun”
    Öğretmenin, öğrenciye iletmeye çalıştığı diğer iki tip ileti ise, öğrenciyi kendini daha iyi hissetmeye zorlamak, sorunu ortadan kaldırmak, giderek onun gerçek bir sorunu olduğunu bile yadsımaktır:
    9. Övmek, Aynı Düşüncede Olmak, Olumlu Değerlendirme Yapmak: “ Sen geçekten çok yetenekli bir çocuksun, eminim bunu yapmanın bir yolunu bulursun.”
    10. Güven Vermek, Desteklemek, Avutmak, Duygularını Paylaşmak: “ Böyle hisseden tek kişi sen değilsin. Zor görevlerde ben de aynı şeyi hissederdim, ama işin içine girince o kadar zor olmadığını göreceksin.”
    Öğretmenler, soruların kişiyi savunmaya ittiğini bilmelerine karşın 11. Gruptaki engeli sık sık kullanırlar. Çocuğa yardım edip sorununu kendisine çözdürmek yerine, sorunu daha iyi anlamak ve kendi bulacakları en iyi çözümü öğrenciye kabul ettirmek için soru sorma yöntemine başvururlar. Oysa öğrenciler sorularını kendileri çözmelidir.
    11. Soru Sormak, Sınamak, Sorguya Çekmek, Çapraz Sorgulamak: “ Ödevin çok mu zor ?”, “Bu ödevi ne kadar zamanda yaptın?” , “ Yardım istemek için niye bu kadar bekledin?”

    Son bölümdekiler ise öğretmenin konuyu değiştirmek, öğrenciyi başka yöne çekmek ya da ilgilenmekten kaçınmak için kullandıkları iletilerdir.
    12. Sözünden Dönmek, Oyalamak, Alay Etmek, Şakacı Davranmak, Konuyu Saptırmak : “ Boşver, daha zevkli şeylerden konuşalım” , “Şimdi zamanı değil” , “Dersimize dönelim”, “Galiba birisi bu sabah yatağının ters tarafından kalkmış”
    Öğretmenler, öğrencilere bir şey söylediklerinde, onun hakkında bir şey söylerler. Her ileti, öğrenci ile kurduğunuz ilişki binasına yeni bir tuğla ekler. Onunla ilgili düşündüklerinizi açığa çıkarır ve sonuç olarak kendisi hakkında ne düşünmesi gerektiğini tanımlar. Bu gün , onunla ilgili ona verdiğiniz iletiler, yarın, onun kendisi ile ilgili değer yargılarını oluşturacaktır. Bu nedenle konuşmanız, öğrencinin kendini değerlendirmesi ve sizin onunla ilişkileriniz açısından ya***ı da olabilir, yıkıcı da.

    12 engeli öğrencinin, okulda ya da okul dışındaki yaşamında bir sorunla karşılaştığını gösteren iletilerine verilen etkisiz yanıtlara örnek olarak gösterilmiştir. Bu 12 Engel , sorun öğrencideyken yardımcı ve kolaylaştırıcı değildir.
    Övgü Nerelerde Yanlıştır ?
    1. Öğrenci, davranışından ve kendisinden memnun değilse, sorunu varsa, övmeyi ya kulak ardı eder, ya öğretmenin kendini anlamadığını düşünür, ya da kendinde var olan aşağılık duygusu güçlenir.
    2. Öğretmen , öğrencinin davranışına karşı doğal ve ani bir sözlü tepki verirse ve bu tepki öğretmen – öğrenci ilişkisindeki sorunsuz bölgede ise övgü bir engel olmayabilir.
    3. Övgü, öğretmen tarafından bilinçli bir biçimde , öğrencinin davranışını değiştirmek amacıyla yapılıyorsa, öğrencinin övmeyi yapmacık ve yönlendirici bulması ve öğretmenin gereksinimlerini karşılamak için kullandığını algılaması doğaldır. “ her zaman böyle davranmamı istediğiniz için beni övüyorsunuz”
    4. Sınıfta bir ya da birkaç öğrencinin övülmesi, diğer öğrenciler için olumsuz değerlendirme olarak kabul edilir. Devamlı övgü almaya alışmış bir öğrenci bile, övülmediği zaman olumsuz değerlendirildiği duygusuna kapılabilir.
    Soru Sormanın Neresi Kötü ?
    Terapistler, danışmanlar sorunlu kişiye soru sorup araştırmanın genelde engelleyici veya iletişimi durdurucu olduğunu görmüşlerdir. Bunun nedenleri şu şekilde açıklanabilir: İnsanlar paylaşmak istemedikleri duygularının sorgulandığını anlarlarsa, tehdit edilmişlik duygusuna kapılırlar. Kişi iç dünyasına girildiğinde, genellikle kendini koruma kaygısı ile içine kapanır.
    Neden Kabul Dilini Kullanmalıyız ?
    “ 12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye değişmesi gerektiğini, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Engellerden bazıları, kişinin sorununa aldırış bile edilmediği duygusunu verebilir. Bütün bu etkiler nedeniyle 12 Engel, ilişkilere yardımda çok etkisizdir.
    Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve bunu iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etmendir. Böyle bir ilişkide diğer kişi büyüyebilir, gelişebilir, olumlu yönde değişebilir, sorunları çözmeyi öğrenebilir, psikolojik sağlığı düzelebilir, daha üretici, daha yaratıcı olabilir ve gizli gücünü tümüyle kullanabilir. Bu , yaşamın basit ama güzel çelişkilerinden biridir. Başkası tarafından, olduğu gibi içtenlikle kabul edildiğini anlayan bir kişi kendini özgür hisseder ve nasıl değişeceğini düşünmeye başlar. Nasıl büyüyeceğini, nasıl farklı olacağını, yapabileceğinden fazlasını nasıl yapabileceğini tasarlar. Kabul çocukları açar, onları duygularını ve sorumluluklarını paylaşmak için yüreklendirir.
    Başkasını olduğu gibi kabul etmek, gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek sevildiğini de hissetmektir. Psikolojide, sevildiğini hissetmenin görkemli gücünü yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Sevgi, bedenin ve aklın büyümesini sağlayan, fiziksel ve ruhsal yaraları iyileştiren bir güçtür.
    Sorunlu Öğrencilere Yardım Etmenin Etkili Yolları
    Edilgen Dinleme ( Sessizlik)
    Sessizce dinleme gerçekte kabul etmeyi gösterir. Sessizlik – “Edilgen Dinleme” – öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren çok güçlü bir sözsüz iletidir. Hep konuşan siz olursanız, öğrenci kendisini rahatsız eden şeyleri anlatma fırsatı bulamaz.
    Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler
    Sessizlik, iletişim engelini ortadan kaldırmakla birlikte, sık yinelendiğinde öğrencinin iletilerinin kabul edilmediği izlenimini uyandırır. Sessizlik , her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatinizi verdiğinizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, onu gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermeniz son derece yardımcı olacaktır. Bunlara kabul tepkileri diyoruz. Baş sallamak , öne eğilmek, gülümsemek, kaşını çatmak ve başka davranışlar uygun olarak yapılırsa, onu gerçekten dinlediğiniz iletisi verirler.
    Kapı Aralayıcı İletiler
    Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere “kapı aralayıcılar” denir. Örnek :
    “ Bu konuda konuşmak ister misin?”
    “ Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin ?”
    “ Söylediklerin çok ilginç”
    Bu iletilerin, sonu açık sorular ve düz tümceler olduğuna dikkat edin. Hiçbiri söylenenle ilgili bir değerlendirme içermemektedir.
    Etkin Dinlemenin Gereği
    Sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler ve kapı aralayıcıların kullanılmasında sınırlamalar vardır. Karşılıklı etkileşime olanak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan , dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir şekilde öğrenemez.
    Özet olarak, bu üç dinleme yolu edilgin yöntemlerdir. Dinleyicinin anladığını göstermezler. Etkin dinleme daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici “Etkin Dinleme”yi daha yaygın kullanır.

    Etkin dinlemede iletişim çok önemlidir. Örneğin:
    Gün boyunca dikkatini derse vermiş bir öğrenci olsun. Bu öğrenci son derste acıktığı için davranışlarında bir huzursuzluk, dengesizlik başlar ve öğretmene “saat kaç?” diye sorar. Eğer öğretmen direk soruyu muatab alırsa ve “saate bakmasını biliyorsun” karşılığını verirse iletişim o anda kesilmiş demektir. Bunun yerine olumlu cümleler kurarak iletişim kurabilir:
    Öğretmen – sanırım ders sıkıcı geldi.
    Öğrenci --- hayır
    Öğretmen – o halde tuvalete gitmek istiyorsun
    Öğrenci – hayır , acıktım

    Etkin Dinlemenin, öğrenme – öğretme etkinliklerinde daha çok zaman kazandırdığı görülmüştür. Bunun nedenleri şöyle açıklanabilir.
    1. Etkin dinleme öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. Sorunlarını anlatmak, onlardan kurtulmalarını ve dersleri ile yeniden ilgilenmeleri için ruhsal rahatlamayı sağlar.
    2. Etkin Dinleme öğrencilerin duygularından korkmamalarına ve duyguların kötü olmadığını anlamalarına yardım eder. Etkin Dinleme ile öğretmenler öğrencilerin “duygularla dost olabileceklerini” anlamalarına yardımcı olur.
    3. Etkin Dinleme öğrencinin sorun çözmesine yardımcı olur. Çünkü yöntem öğrencilerin konuşmasına yardımcı olmada o denli etkilidir ki, onların içlerini dökmelerine, yüksek sesle düşünmelerine, sorunlarını çözmelerine yardım eder.
    4. Etkin Dinleme, sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.
    5. Öğretmenin kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını anladığını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle onun görüşlerini almaya hazır olurlar. Öğrencilerin kendisini dinlemediğini söyleyen öğretmenin, aslında kendisinin öğrencilerini dinleme alışkanlığı yoktur.
    6. Etkin Dinleme öğrenci ile öğretmen arasında daha yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını da sağlar. Öğretmenin kendisini dinlediğini bilen öğrencide kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Kendine saygı artar ve anlaşılmaktan mutlu olduğu için, kendisini dinleyen öğretmene daha sıcak duygular beslemeye başlar. Açık yürekle dinlemek, öğrenci ile yaşamda birlikte olmak ve onu olduğu gibi kabul etmek, önem vermek, saygı göstermek ve sevmek demektir. Sonuçta öğretme, bir sevme işi olur. Öğretmenle öğrenci arasında “karşılıklı olarak önem verme”, “saygı gösterme” ve “sevme” ilişkisi gelişirse disiplin sorunu da azalır. Çocuklar sevip saydıkları öğretmene fazla sorun çıkarmazlar. Böylece disipline harcanan zaman öğretmeye ve öğrenmeye kalır.
    Buraya kadar sorun öğrencide ise uygulanması gereken yöntemlerden bahsettik. Bundan sonra sorun öğretmende ise ne yapılabilir konusuna bakılacak.
    Öğretmenler Sorun Kendilerinde İken Ne Yapabilir?
    Şimdide öğretmenlerin, sorunun kendilerinin olup olmadığını tanımlamalarının önemi üzerinde duralım.
    Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ipucları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirliliktir. Bu içsel duyguların fiziksel belirtileri de gerginlik , baş ağrısı ve mide rahatsızlıklarıdır.
    Öğretmen sorunlarına örnek olarak:
    Bir öğrenci sırasının üzerini kazır
    Bir öğrenci ile konuşurken ötekiler araya girer.
    Bir öğrenci sürekli geç gelerek dersi böler.
    Bir öğrenci sürekli arkadaşlarından yakınarak sürekli zamanını alır.
    Birkaç öğrenci dersi bölecek kadar yüksek sesle tartışır.
    Öğrenciler çöplerini yerlere atarlar.
    Öğretmenler , bunun gibi yüzlerce öğrenci davranışıyla karşılaşırlar. Hiçbir öğretmen dersinin bölünmesini, sözünün kesilmesini, kirli bir ortamda ders yapmayı istemez; çünkü öğretmenlerde insandır ve bu davranışlar onların doğal gereksinimlerine ters düşer. Öğrencilerin bu tip davranışları, öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır.
    Öğretmenlerin üzerinde böyle gözle görülür biçimde olumsuz etki yapan bu tür kabul edilemez davranışlar ne Etkin Dinleme ile ne de yok sayılarak çözümlenebilir. Öğretmenin sorun öğrencideyken göstermesi gereken davranış arasındaki ayırım şöyledir:
    Sorun Öğrencideyken Sorun Öğretmendeyken
    Konuşmayı öğrenci başlatır. Konuşmayı öğretmen başlatır.

    Öğretmen dinleyendir. Öğretmen konuşandır.
    Öğretmen danışmandır. Öğretmen etkileyendir.
    Öğretmen öğrenciye Öğretmen kendisi için yardım ister.
    yardımcı olmak ister.
    Öğretmen sonuçtan hoşnut olmalıdır.
    Öğretmen öğrencinin
    çözümünü kabul eder. Öncelikle kendi gereksinimleri ile
    ilgilidir.
    Öncelikle öğrencinin
    gereksinimleri ile ilgilidir. Öğretmen sorunun çözümünde
    daha etkindir.
    Öğretmen sorunun
    çözümünde daha edilgendir.

    Bu tablo öğretmenlere, öğrenci sorunlarını çözme ile öğrencilerin öğretmenlerde yarattıkları sorunları çözme davranışlarının birbirlerinden tümüyle ayrı olduğunu ve ayrı yaklaşımlar gerektirdiğini gösterir.
    Buna göre :
    1. Her şeyden önce öğrencinin davranışı “davranış penceresi” nin doğru bölümüne yerleştirilmelidir.
    2. Öğrencinin davranışı “sorun öğrencinin” alanındaysa, öğretmenin Etkin Dinleme uygulayarak danışmanlık yapması uygundur.
    3. Öğrencinin davranışı “sorun öğretmenin” alanındaysa, Etkin Dinleme hem yararsız hem de yapay olacaktır.
    Öğrencinin davranışı doğru belirlenip “ sorun öğretmenin” alanına yerleştirilmişse öğretmen ne yapmalıdır ?
    1- Öğrencinin davranışına,
    2- Çevreye,
    3- Kendi davranışına.
    Örnek olarak:
    Dersini öğretmenin sürekli yardımı ve onayı olmadan kendi başına yapmayan bir öğrencinin davranışı, öğretmenin sorunu olmuştur. Öğretmen bu durumda ne yapabilir ?
    1- Öğretmen çocukla yüz yüze konuşarak ona kendisini rahatsız etmemesini bildiren iletiler gönderebilir ( öğrenciyi değiştirmeye çalışır )
    2- Öğrencinin çalışmasını tek başına yürütebileceği bir program hazırlayabilir ( Çevreyi değiştirmeye çalışır )
    3- Kendi kendine, “ Bağımlı bir öğrenci, ama zamanla düzelecek” ya da “ Bana öbürlerinden daha çok gereksinimi var” diye düşünebilir. ( Kendini değiştirmeye çalışır )

    Sen İletileri Neden Yanlıştır ?
    Örnek:
    Dersi ilk anlatışta anlayan bir öğrencinin anlamayanlar için yapılan tekrar sırasında can sıkıntısından öğretmeni rahatsız ettiğini varsayalım. Öğretmen bu engelleme sonucu, kendinde oluşan duyguları içinde saklayıp konuşursa bir kodlama yapacak ve dili “sen”li olacaktır: “Terbiyesizlik ediyorsun”
    Eğer duygularını açıklayarak konuşursa ben diliyle konuşmuş olacaktır: “Çok rahatsız oldum”
    Öğrencinin kendisiyle iletişim kurma gereksiniminden rahatsız olan öğretmen Sen – iletisi göndererek – ki bu ileti onun tüm duygularını kodlasa bile (olmaz ya) – kendi engellenme duygusunun sorumluluğundan kaçıp suçu çocuğa yükler.
    Sen –iletileri öğrenciyi olumsuz yargılayan, Ben – iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren iletilerdir.
    Ben – İletileri Neden Etkilidir ?
    1- Ben – iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığı ile öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.
    2- Ben – iletileri , davranışının yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Aynı zamanda Ben –iletileri , Sen – iletileriyle birlikte gelen olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmada özgür bırakır.
    Etkili Ben – İletisinin Üç Önemli Ölçütü Vardır:
    1- Öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir.
    2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.
    3- İletimi zedelemez.
    Ben – iletileri öğretmenleri, saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder.
    Ben – İleti Cümleleri Nasıl Kurulur ?
    Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için Ben – iletileri üç öğeyi içermelidir. Birinci öğe sorun yaratan davranışın tanımlanmasıdır. Her şeyden önce öğrenciler bu iletiden öğretmene neyin sorun olduğunu anlamalıdır. Öğrenci , öğretmeninin kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Böyle olursa ileti etkisini yitirir. Kabul edilmezliği suçlamayan, yargılamayan türde tanımlamak, Ben – iletisi için iyi bir başlangıçtır.
    “ Yere atılmış bir kağıt gördüğüm zaman...”
    “Yeni bir kitabın sayfalarını yırtık görünce...”
    “Masamda bıraktığım ders gereçlerini bulamayınca...”
    “Açıklamaları yaparken sözüm kesilince...”
    “Sen hoplayıp zıplayınca...”
    “Sen Metin’i itince...”
    “Sen sözümü kesince...”
    “Sınıfta sorun yaratan bazı kişilere güvenemeyeceğimi anlayınca...”
    “Birbirinize karşı anlayışsız olduğunuz zaman...”
    “Dikkatsizlik edip yerleri kirlettiğinizde...”
    “Kabadayılık ettiğiniz zaman...”
    Üç bölümlü Ben – iletisinin ikinci öğesi öğretmenler için uygulanması en zor olanıdır. Bu bölüm, iletinin birinci bölümünde tanımlaması yapılan öğrencinin kabul edilemeyen davranışının öğretmen üzerindeki kesin, gerçek ve somut etkisinin ona söylenmesidir: “Sen kapıyı kilitlemeyince ( yargılamayan tanımlama) , bazen eşyalarım çalınıyor...” (Somut etki)
    “Siz dersten önce tahtayı temizlemeyince (yargılamayan tanımlama) ben çok zaman yitiriyorum...”(Somut etki)
    Somut etki açıkça söylenmezse, çocuk bunu tam olarak algılayamayacağı için Ben – iletisi başarısız olur.
    Ben – iletisinin üçüncü öğesi duyguların dile getirilmesidir:
    “ Sen ayaklarını sıranın dışına çıkarınca (davranışın tanımı), arada yürürken onlara takılabilirim (somut etki) ve düşüp bir yerimi kırabilirim diye korkuyorum (duygu).”
    Öğretmen burada davranışın olası etkisini söylüyor ve ortaya çıkardığı korku duygusunu dile getiriyor.

    KAYNAK

    Yazar : DR. Thomas GORDON
    Yayınevi : Sistem Yayıncılık
    Baskı : İstanbul / 1993
    Bilim Grubu : Eğitim
     

Bu Sayfayı Paylaş