çoklu kişilik sendromu.

'Psikoloji' forumunda Mavi_Sema tarafından 22 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    çoklu kişilik sendromu. konusu Psikolojik Bir Hastalık: Çoklu Kişilik Sendromunun Sosyolojik Yorumu

    Çoklu Kişilik Sendromu

    Bu ciddi bir psikolojik hastalıktır aslında. Büyük bir şokla yaşanılan kişilik bölünmesi, farklı karakterler üretip, hayal dünyasında onları canlandırmak ve davranışlara yansıtmak. Şizofreni hastalığının sanırım daha da ilerlemiş hali. Ve ciddi zararlar verebilecek bir hastalık. Neden şimdi bunu sizinle paylaşıyorum diye düşünmüş olabilirsiniz, toplumsal bir sıkıntımıza bağlamaya çalışacağım kendimce, elbet eksikler ve hatta yanılmalar olabilir. Bundan birkaç ay önce “Kimlik” Identity isimli bir film izledim ve bu ciddi hastalığın ismiyle karşılaştım. Gerçekten ürkütücü bir durum, çok şükür yapmaya çalışacağım benzetme o kadar ürkütücü olmayacak.
    [​IMG]


    Birçok genç çoklu kişilik sendromu yaşıyor aslında. Kendi kişiliği dışında muhtelif karakterler edinip kendinden başka aslında özünde olmayan davranışlar sergiliyor. Bir ünlünün saç rengini, bir başkasının yaşam şeklini, bir diğerinin cümlelerini, ötekinin düşüncesini veya herhangi bir hasletini şu veya bu şekilde kendine biçmeye başlıyor. Elbette her insanın, birtakım nedenlerle benimsediği, değerli bulduğu hatta daha şekle sokalım görüntüsünü beğendiği kişiler olabilir ve hepimizin hayatında bunlar vardır da. Çünkü öğrenmenin bir yolu da taklittir. Fakat benim daha çok üzerinde durmak istediğim şey, kendimizi tamamen soyutlayarak, karakterimizi tamamen silerek birilerini izlememiz. Evet, bu bence son yıllarda gençlerin yaşadığı problemdir. Toplulukta bir yere sahip olma, bir yer edinme adına, bir gruba dâhil olma adına yapılan kendini katletme. Öyle ki aynı kişiden farklı ortamlarda, farklı insan gruplarında birbirinden apayrı davranışlara tanık olabiliyorsunuz. Bir yerde a, bir yerde b, başka bir yerde daha farklı bir kişilik sergileyebiliyor. Özellikle üniversite gençliğinde var bu durum. Aileden kısa bir süreliğine de olsa kopan birey, hiç bulunmadığı davranışlarda bulunabiliyor. İşte sorun bu. Niçin böylesine dönemsel değişimler, büyük değişimler yaşanmakta. Çünkü inanılmaz bir boşluk söz konusu, değerlerde boşalma söz konusu. Ve sürekli bir başkası olma isteği. Güvensizlik de eklenebilir ve sanırım bu konuda çok ta önemli.
    En başından itibaren ki bu çocukluğa tekabül eder sürekli başkaları tarafından bizim adımıza kararlar verilmesi, her zaman belli başlı toplumsal yaptırımların bizleri şekillendirmesi, bizi biz olmaktan engelliyor olabilir. Dolaysıyla kendi zihnimizle karar veremiyor ve kendi başımıza karar almaya korkar oluyoruz çoğu zaman. Kendine güveni sağlayamamış birey en nihayetinde kendini sergilemekten korkar ve başkası olmaya soyunur. Hâlbuki bu onu daha da büyük sorunlarla karşılaştıracaktır. Zamanla kim olduğunu unutmayla yüzleşebilir pekâlâ. Ve birçok kişiliği benimsediği veya toparlama bir kişilik oluşturduğu için ne yapacağını bilemeyebilir, şaşırabilir. Ve bu da, bedensel olarak varlığı fakat karakter, kişilik olarak yokluğu getirir. Çünkü bir öz yoktur. Çünkü kişinin aslı yoktur ortada, onu hep gerilere itmiştir. Hâlbuki güzeldir nevi şahsına münhasır olmak. Farklı olmaktan korkarız. İçimizde barınan asıl bizi gerçekleştirmeyiz.
    [​IMG]Kendimizi gerçekleştirebilmek, kendini oluşturabilmek ve ortaya çıkarıp yaşatabilmek için önce sanırım kendimizi çok iyi tanımamız gerekir. Ben ne istiyorum, ben nelerden hoşlanıyorum, nelerden hoşlanmıyorum, nasıl yaşamak istiyorum, yalnız başıma kaldığımda kendimle zihin dünyamda neler tasarlıyorum, gelecekle ilgili, kavramlarla ilgili neler kurguluyorum… veya bunu hiç yaptığımız olur mu? Yoksa hali hazırda var olan, bizden önce birilerinin de başkalarından aldığı muhtemel olan kurgulanmış kalıpları, kendi zihin dünyamızda düşünmeye, kendimizce tekrar şekillendirmeye pekte ihtiyaç duymadan ithal mi ediyoruz? Ee bu böyle olunca bizi, kendimizi yaşamıyoruz, buna biz izin vermiyoruz. Çünkü bizce düşünmüyoruz, başkaları gibi düşünüp hatta düşünmeden karakterler satın alıyoruz. Ve bunun sonucu da zamanla ağır bir bedele dönüşüyor. Ne kadar sonunu görmek istemesek de. Ama bu oluyor.
    Bu biraz tembelliğimizden de kaynaklanabilir. O kadar alışıyoruz ki düşüncelerimizin, hayatlarımızın, isimlerimizin ve daha birçok şeyin başkaları ve sistemler tarafından şekillendirilmesine. Ve hatta şekillerimizin bile. Bunu hepimiz rahatça çevremizde gözlemleyebiliriz, birden çok aynı genç kız, birden çok aynı genç delikanlı görebilirsiniz. Aynılaşmış biçimler.
    Zihnimizi işletmiyoruz veya bunu biz yapmıyoruz. Başkaları tarafından yoğrulmaktayız. Toplumda kurgulanan bütün kalıpları hemen alabilme gibi bir özelliğimiz de var. Hazırı varsa neden ben zihnimi yorayım gibi bir düşünce olabilir mesela. Zamandan ve emekten tasarruf olarak algılanabilir ilk etapta. Ama değil asla. Sanırım bu; kendimizden, düşünebilirliğimizden, akıl özelliğimizden tasarruf olur. Bu da pek doğru olmaz sanırım, insan düşünmeli çünkü. Çünkü insan düşünme yetisine sahip bir varlık, öyleyse düşünmeli.
    ShareThis
     

Bu Sayfayı Paylaş