Ünite 2 / Sosyolojinin Ortaya Çıkışı ve Kuramsal YakşLaşımlar

'Öğretmenlerimizin Bölümü' forumunda Siraç tarafından 7 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ünite 2 / Sosyolojinin Ortaya Çıkışı ve Kuramsal YakşLaşımlar konusu Ünite 2 / Sosyolojinin Ortaya Çıkışı ve Kuramsal YakşLaşımlar



    İLK VE ORTAÇAĞDA TOPLUMSAL DÜŞÜNCE

    Sofistler: Toplum, yapma ve uzlaşmak bir varlıktır İnsanlar tarafından oluşturulmuş suni bir yapıdır Toplum insanların gizli bir uzlaşmasıyla doğmuştur Asıl olan toplum değil, tabiattır, doğadır Doğada insanlar dil ve kanun olmaksızın yaşarlar

    Platon: Birey içinde yaşadığı devletin karakterini taşır Bu nedenle insanı tanımak için onun içinde yaşadığı topluluğu gözönünde tutmak gerekir

    Platon’a göre toplum:
    - Toplum bir bütün ve sistemdir
    - Tanrı tarafından kurulmuş bir düzene sahiptir
    - Düzenin başında yöneticiler bulunur Sonra asker, tüccar, çiftçi ve köleler gelir
    - Toplumu oluşturan sınıfın tıpkı b ir vücuttaki organlar gibi belirlenmiş çeşitli görevleri vardır
    - Toplum dünya içinde en yücedir, sonra ruh ve Allah mertebeleri gelir Platon’un en önemli eseri “POLİTİKA”dır

    Aristo: Hocası Platon’un etkisi altındadır İnsanı toplum içinde yaşayan bir varlık olarak görür Birey kendi varlığının anlamını toplum içinde yaşamakla anlar İnsanlık toplumu ahlak ve hukuk esaslarına dayanır Bu nedenle diğer topluluklardan ayrıdır Aristo Platon’a göre daha gerçekçidir Aristo’ya göre;
    - Bütün; parçaların toplamından fazla birşeydir
    - Esas olan somut olandır
    Diğer düşünürlerden farkları; iki düşünür de idealist bir toplum yapısından söz etmiş, toplum ile devlet arasındaki farkı görmemiştir

    Hristiyan Düşünürler
    Mistik ve skolastik dünya görüşü altında bir ilerleme gösterememiş birey ve toplumsal sorunlara olumlu yaklaşamamışlardır İncil’e bağlı kalmış ve sorunları, olayları İncil’in emirleriyle açıklamaya çalışmışlardır Buna göre devlet Allah’ın istemiş olduğu bir kurumdur Dolayısıyla devletin başındakilere itaat etmek gerekir

    Farabi: Eserlerinde Eflatun ve Aristo’yu benimser İnsaniyetçi bir düşünürdür Ona göre; mükemmel devlet şekli bütün insanlığı içine alan bir dünya devletidir İki çeşit site devleti vardır:
    - Faziletli Şehir: Aydınlar tarafından yönetilir İçine bilgin ve faziletli kimseleri alır
    - Faziletsiz Şehir: İçinde yaşanılan toplum şehir demektir Burada güçlü ve güçsüz arasında sürekli mücadele vardır Sonuçta güçsüz yenik düşer ve toplum doğar Menfaat ve istekleri birleşen kimseler toplumu oluşturur

    İbn-i Rüşd: Devlet yaşlılar ve filozoflar tarafından yönetilmeli ve insanlar saadete ulaştırılmalıdır Böylece her birey bütün toplumun mutluluğundan payını alır Toplum organik bir birleşmedir Kadın ve erkek eşittir

    Gazali: Devletin gerekliliğini savunarak modern devlet anlayışını getirir İnsanın yalnız başına yaşayamayacağını, diğerlerine ihtiyacı olduğunu belirtir

    İbn-i Haldun: İslam düşüncesinin en seçkin temsilcisidir Onun için temel sorun insan iradesi dışında meydana gelen
    sosyal olguyu açıklamak ve düzenli oluşumun nedenlerini belirlemektir Tarih üzerinde özellikle duran İbn-i Haldun toplumsal olayların ve bunların tarihsel sürecinin belli kanunlar ve bu kanunların dile getirdiği neden-sonuç ilişkilerinin bulunduğunu söylemekte ve akılcılığa dayanmaktadır Devletler de canlılar gibi doğar, büyür ve ölürler

    Doğal Hukuk: Toplumları idare eden kuralları birleştirme ortak ve değişmez Prensipler amacını taşıyan bir öğretidir
    En önemli düşünürler: İngiliz Thomas Hobbes, Fransız Jean Jacques Rousseau, Jean Bodin ve İngiliz John Locke’tur

    SOSYOLOJİNİN ORTAYA ÇIKIŞI ve BUNU HAZIRLAYAN ETKENLER

    - Endüstri Devrimi
    - Fransız Devrimi (1789)
    - Emperyalist Gelişmeler (Teknolojik Gelişmeler)
    - Doğa Bilimlerindeki Hızlı Gelişmeler

    Auguste Comte
    Bilimsel yöntemi sosyal dünyada uygula ma fikri “Pozitivizm” olarak adlandırılır ve bunu ilk öneren kişi de Comte’dur Aynı zamanda sosyolojinin kurucuları arasında bu disipline ismini kazandıran kişidir Fransız Devrimi’nden etkilenmiştir İki önemli konu olan “Toplumsal Düzen” ve “Toplumsal Değişme” konularına yakın ilgi duymuştur

    Comte’a Göre Toplumsal Düzen
    - Toplumsal Statik (Statik Sosyoloji): Bir toplumdaki düzeni ve durağanlığı incelediği için bir düzen kuramıdır
    - Toplumsal Dinamik (Dinamik Sosyoloji): Değişme ile ilgili olduğu için bir ilerleme kuramıdır

    Comte’a Göre Düşüncenin Gelişimi
    - Teolojik (Hayali) Hal
    - M etafizik (Soyut) Hal
    - Pozitif (Bilimsel) Hal

    Herbert Spencer
    Sosyolojinin ikinci kurucusudur Toplumun belirlenmiş kanunlar çerçevesinde işlediğini savunur Toplumlar barbarlık aşamasından medeni toplumlar aşamasına doğru gelişen bir yapıdadır Nesiller geçtikçe en yetenekli ve zeki insanların toplumun yaşamında önem kazanıp ayakta kalacaklarını, yeteneksizlerin, topluma uyum sağlayamayanların yok olacaklarını savunur Spencer toplumsal düzen ve değişme konusunda bu çağda geliştirdiği biyolojik kuramla ün yapmıştır Görüşü Darwin’in kuramına benzerlik taşıdığı için kuramına Sosyal Darwinizm de denir Spencer insan toplumları ile diğer organizmaları karşılaştırmış ve aralarında benzerlikler görmüştür Yani bir canlıda kalp, ciğer gibi
    organlar canlının yaşamına destek veriyorsa toplumun parçaları olan ekonomi ve devlet gibi kurumların da toplumun
    devamlılığında önemli katkıları vardır tezini savunmuştur Düşünceleri sosyolojide fonksiyonalist ya da görevselci yaklaşımın şekillenmesinde önemli rol oynamıştır

    Karl Marx
    Çatışma kuramının yaratıcılarındandır Sınıf yapısının temeli olarak üretim ilişkilerini görmüş, devlet ve düşünce sistemini toplumun üst yapısı olarak değerlendirmiştir Marx’a göre;
    Alt yapı; üretim araçları, üretim güçleri ve üretim ilişkileri anlamına gelir
    Üst yapı; Din, sanat, ahlak, bilim gibi kültür kurumlarından oluşur Aralarında karşılıklı ilişki olmamakla beraber üst yapı alt yapı tarafından yani ekonomik ilişkiler tarafından belirlenir der
    Marx’a göre sosyal bilimcilerin görevi; dünyayı açıklamak değil, değiştirmektir Bu değişim de ihtilalci bir yaklaşımla olur Toplumda kaçınılmaz bir çatışma olduğunu söyler Bu çatışma endüstriyel toplumda iki sınıf arasında gerçekleşir Bunlar endüstriyel bir işletmede çalışan, emeğini kiralayara k geçinen işçi sınıfı ile üretim araçlarına sahip olan burjuvazidir Marx üretim araçlarına sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki mücadeleye Sınıf Mücadelesi der ve tarih boyunca farklı toplumlarda olan mücadelenin toplumları yeni bir aşamaya getirdiğini vurgular Geoge Hegel’in diyalektik sürecinde yoğun biçimde etkilenmiş ve onu idealist diyalektiğini, düşünceyi yaratan maddedir prensibiyle materyalist biçime dönüştürmüştür En önemli eseri Kapital’dir

    Emile Durkheim
    Toplumsal düzen sorunu ile ilgilenmiş ve toplumu birarada tutan güçlerin toplumun üyelerince paylaşılan ortak inanç ve değerler olduğunu söylemiştir Durkheim toplumsal gerçeğin temelini toplumsal bilinçte görmektedir
    Toplumsal Bilinç: Bir toplumun bireylerindeki ortak inanç ve duyguların bütünüdür Toplumu birarada tutan parçaların toplumun devamlılığına ne şekilde katkıda bulunduğunu araştırmıştır Ona göre insan davranışlarını bireysel olarak anlamanın imkanı yoktur, ancak geniş bir toplumsal çerçevede anlaşılabilir
    Durkheim’in diğer bir ilgi alanı; endüstriyel toplumlardaki iş bölümüdür İş bölümünün endüstriyel toplumlarda ortaya çıkardığı bir sorun anomidir Anomi; endüstriyel toplumlarda ortaya çıkan bir kuralsızlık durumudur Toplumda düzeni sağlayan kurallar yetersiz kaldığı zaman bu durum yani anomi ortaya çıkar Anomi sonucu ortaya çıkan intihar Durkheim’in diğer bir ilgi alanıdır Durkheim bir gruptan bir gruba değişen intihar olaylarını araştırmış ve intihar nedenlerinin bireysel değil toplumsal kökenli olduğunu öne sürmüştür

    Durkheim’in amaçları:
    - Sosyolojiyi ayrı bir bilim olarak diğer bilimler arasına yerleştirmek
    - Bireysel davranışların toplumsal güçler tarafından ne şekilde etkilendiğini göstermek
    - Toplumsal araştırmaları daha pratik hale getirmek
    Sosyologları tıp doktoruna benzetir ve toplumsal hastalıkların doktoru olarak niteler Durkheim’in sosyolojiye en büyük katkısı; sosyolojik yaklaşımı insan davranışlarını anlamada kullanması olmuştur

    Max Weber
    Weber’in sosyolojik yaklaşımına göre; bu disiplin toplumsal yaşamının önemli sahalarındaki nedensel ilişkileri anlamalı ve araştırmalıdır Dolayısıyla sosyoloji bir Anlam Bilimi’dir Toplumsal olayları anlamada bir tek faktörün değil, bir çok faktörün etkili olduğunu savunur Örneğin; düşünce, inanç, tutum ve duygular gibi Weber sosyologların çalışma hayatlarında bir takım öznel değerlerden arınmış olarak hareket etmelerini ister Buna Objektiflik İlkesi der Kendisi endüstriyel toplumlardaki değişmenin yön ve biçimin bürokrasi ve bürokratik kurallar yüzünden arzu edilmeyen bir hale dönüştüğünü ve hayatların da akılcılık ve etkili olmaktan başka bir şey bilmeyen uzmanlar tarafından endüstriyel yaşamı olumsuz etkilediğni savunmuştur
    Weber Marx’tan farklı olarak toplumsal değişmenin mutlaka ekonomik kökenli olmasını kabul etmez Ekonomik nedenlerin yanında sosyal nedenlerinde değişmede önemli bir faktör olduğunu savunur
    Weber’in sosyolojiye önemli bir katkısı ise anlama (Vertehesen) konusunda olmuştur Weber’in Anlama Süreci
    - Sosyolog olayı gözler ve bireylerin duygularını görmeye çalışır
    - Bireylerin motifleri yani güdülerini keşfetmeye çalışır
    - Bireyin duygu ve güdülerine ilişkin davranışlarını veya faaliyetlerini açıklamaya çalışır Weber’in Kullandığı Teknikler
    - İdeal tip analizi
    - Tarihi analiz

    SOSYOLOJİDE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR Fonksiyonalist (Görevselci) Yaklaşımlar
    - Talcot Parsons: Toplumu meydana getiren parçalarında o toplumun devamlılığında belirli bir fonksiyonu vardır Parsons’a göre Toplum bir fonksiyonlar bütünüdür Yani nasıl bir organizmada örneğin; kalbin fonksiyonu kan dolaşımını sağlamaksa toplumda her kurumun o toplumun devamlılığında önemli bir görevi vardır Bu yaklaşıma göre; fonksiyon belirli bir toplum içerisinde her geleneğin düşünce, değer ve inançların birey ya da grupların oynadığı roldür Parsons yaklaşımında sosyal sistemi oluşturan parçaların (ekonomi, din, aile, politika ve eğitimin) toplumda yerine
    getirdiği fonksiyonların o toplum için fonksiyonel olması önemlidir Kuram; toplumu organize olmuş düzenli ilişkilerden
    meydana gelen ve her bireyin toplumun temel değerlerini paylaştığı bir sosyal sistem olarak görür

    - Robert Merton: Kurama gizli ve açık fonksiyon kavramlarını ekleyerek geliştirmeye çalıştırmıştır
    Açık fonksiyon: Bir sistemin içinde bulunanlar tarafından arzulanan ve bilinen fonksiyonlardır (Okulların öğrencileri eğitmesi bilgili kılması)
    Gizli fonksiyon: Sistemin içinde bulunanlar tarafından ne bilinen ne de arzulanan fonksiyonlardır (Okulların öğrencileri sokağa bırakmamak, belirli bir yaşa gelene kadar belirli konularla meşgul etmesi gibi)

    Çatışma Yaklaşımı
    Bu kuram toplumdaki rekabet, değişim ve gerginlik süreçleri üzerinde durmaktadır Fonksiyonalist yaklaşımın tersine bu yaklaşım dünyada var olan devamlı bir mücadeleden söz etmektedir

    - Karl Marx: Marx toplumsal sınıflar arasında bir mücadeleden söz etmektedir Marx’a göre bu mücadele toplumsal değişimin itici gücüdür Bu mücadelede iki önemli sınıf, burjuva ve proleterya sınıfıdır Marx’a göre tarih sınıflar arası bir mücadeledir Marx bu gözlemleri yaptığı sırada kapitalist süreç başlama aşamasında idi Bu nedenle endüstride çalışanlar işverenlerin insafına kalan ezici bir yöntemle karşı karşıya idiler Temel haklardan yoksundular

    - Ralf Dahrendorf: Belirli bir otoritenin mevcut olduğu her yerde çatışmanın varlığından söz etmektedir Belirli bir otoriteye sahip insanlar uyum için insanı zorlayabilmektedirler Bu zorlama belirli bir direnç ve uyuşmazlıklara yol
    açmaktadır Böylece ortaya çıkan çatışmalar toplumun tüm kesimlerine yayılabilmektedir Ancak bu yaklaşım gruplar
    arasındaki mücadelenin mutlak ihtilal gibi köktenci biçimde olmasını gerekli görmez Bu mücadele toplu iş sözleşmeleri, parti politikaları, bütçe tartışmaları gibi biçimlerde olur

    - Lewis Coser: Çatışmanın özellikle birbiriyle yakın ilişkide bulunan insanlar arasında gelişebileceğini savunur Bu insanlar birbiriyle sorumluluk ve güç ağlarıyla bağlıdırlar Bireylerden bir tanesinin diğerlerine göre farklı bir ödül alması yerleşik ilişkileri bozacağı için çatışmalar çıkabilir Sosyologlar bu nedenle hangi kültür ve örgütte olursa olsun mevcut ilişkilerde kimin kazanç sağladığı kimin ise zarar gördüğüne bakarlar Etkileşimcilik Toplumda yer alan bireylerin birbirlerini etkilemelerini, karşılıklı ilişkilerini ve bu ilişkileri nasıl gerçekleştirildiğini inceler

    Diğer yaklaşımlardan farkı; Çatışma ve fonksiyonel görüş sosyoloji ile incelemelerinde makro konulardan toplumsal değişme, düzen, toplumsal sınıf gibi konuları incelerken etkileşim kuramcıları mikro bir yaklaşımla küçük gruplar aile, arkadaş ilişkileri üzerinde durmaktadır Etkileşimcilik yaklaşımı bireyi odak olarak incelemektedir Bu yaklaşım toplumlar bireylerden oluştuğuna göre onu ve ilişkilerini anlamadan toplumu anlamanın mümkün olmayacağını savunur

    Etkileşim yaklaşımına katkıda bulunanlar: Psikolog William James, eğitimci John Dewey, sosyolog Charles Horton Cooley, William Thomas, George Herbert Mead

    Etkileşim kuramcıları sembol üzerinde durduğundan “Sembolik etkileşim kuramcıları” da denir

    Sembolik etkileşim: Bireyler arasında sembollerle yapılan etkileşimdir Sembolik etkileşim davranışımızın neye bağlı olduğunu kendimizi ve başkalarını tanımlamamızın analizini yapar

    SOSYOLOJİDE ORTAYA ÇIKAN YENİ YAKLAŞIMLAR

    1 Sosyal Alışveriş Kuramı
    İnsan etkileşiminin ödül ve cezalara dayalı olarak gerçekleşen bir alışverişle oluştuğunu ileri sürer Sosyal alışveriş kuramcıları: George Homans, Peter M Blau’dur
    Sosyal alışveriş kuramının sayıltıları
    - İnsan davranışının akılcı oluşu
    - Ekonomistlerden ödünç alınan “Azalan Marjinal Yarar Yasası”
    - Sosyal alışveriş durumunda insanlar verdikleri ile aldıkları arasında bir denge beklentisi içindedir

    2 Feminist Kuram
    Bir toplum içerisindeki kadın ve erkekler arasındaki cinsiyet ilişkilerinin yapısını incelemektedir Margaret Anderson’ın Feminist Kuramı
    - Liberal Feminizm: Kadın hakları ve kadının eşit statüsü üzerinde durmaktadır Liberal feministler için önemli olan konular; kadının toplum içinde aşağılanması, ikincil statüsü, erkeğe oranla kanunlardaki eşit olmayan durumu ve kadın ve erkeğin toplum tarafından nasıl etkilenerek kendi hakkındaki benlik duygusunu geliştirdiği ve öğrendiğidir
    - Radikal (Köktendinci) Feminizm: Kadının toplum içinde baskı altında olduğunu, ezildiğini, toplumların erkekler tarafından yönetildiğini hakimiyetin erkeklerde olduğunu ve bu nedenle de kadınların baskı altında tutulduğunu savunur Radikal feministler erkeğin bu gücü nasıl kazandığını ve nasıl bütün kurumları kontrol altında tuttuğunu araştırmaktadırlar
    - Sosyalist Feminizm: Radikal feministlerden daha fazla radikaldirler Hatta kapitalizmi kadının ezilmişliğinin temel kaynağı olarak görürler Bakış açıları Marksizmin kapitalizme bakış açısından da ötede gider Diğer bir nokta patriyorki kavramıdır Patriyorki; sosyalist ve endüstri öncesi toplumlardaki erkeğin üstünlüğünü simgeler Buna göre kapitalist toplumlardaki sınıf yapısı içindeki güç ilişkileri erkeğin üstünlüğüyle birleşerek kadının toplum içinde ezilmesine neden olmaktadır

    TÜRKİYE’DE SOSYOLOJİ
    En önemli temsilci Ziya Gökalp’tir Gökalp Durkheim’in “Toplumsal İşbölümü” adlı kitabında savunduğu ahlak anlayışını benimsemiş, Türk Folklörü, Türk Masalı üzerinde sosyolojik araştırmalar yapmıştır Gökalp’in sosyolojisinin eksenini “ulus” ve “terakki” konuları olmuştur Diğer Türk sosyologlar; Ahmet Rıza, Ahmet Şuayip, Salih Zeki’dir
     

Bu Sayfayı Paylaş