ÜLkeLerin Tarihi ve KüLtürLeri - Fransanın KuruLuşu Ve Tarihi

'Ülke Kültürleri' forumunda NeslisH tarafından 13 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    ÜLkeLerin Tarihi ve KüLtürLeri - Fransanın KuruLuşu Ve Tarihi konusu
    Fransa Cumhuriyeti (Fransızca:République Française) ya da kısaca Fransa, Belçika, Lüksemburg, Almanya, İsviçre, İtalya, Monako, Andorra ve İspanya ile komşu olan, Batı Avrupa'da bir ülkedir. Avrupa Birliği'nin kurucu üyesidir.



    [​IMG]

    Bayrak


    Politika


    Beşinci Cumhuriyet'in anayasası 28 Eylül 1958'de halk oyuyla onaylandı. Yeni anayasa, icra merciinin gücünü (parlamentoya göre) artırmıştır. Anayasaya göre devlet başkanı 5 yıllık bir süre için doğrudan seçilir. Devlet başkanının tasarrufu, devletin düzgün çalışmasını ve devamını sağlar. Devlet başkanı, başbakanın atamasını yapar, orduyu yönetir ve uluslararası anlaşmaları onaylar.


    Fransız Milli Meclisi (Assemblée Nationale) Fransa'nın ana yasama organıdır. Bourbon sarayında toplanır, 577 milletveki 5 yıllık süre için doğrudan oyla seçilir ve her seçimde tüm koltuklar için oylama yapılır. 331 senatör ise tüm Fransa çapında halk tarafından seçilmiş olan belediye meclisi üyelerinden, il (département) yerel meclis üyelerinden, Bölge (Région) yerel meclis üyelerinden oluşan seçmenler tarafından seçilmektedir. Dokuz yıllık bir süre için seçilirler. Senato seçimleri her 3 yılda bir yapılır ve her seçimde senatonun üçte biri yenilenir. 2010'dan itibaren senatörler 6 yıllık bir süre için seçilecektir ve yine her üç yılda bir yapılan seçimlerde yarısı yenilenecektir. Senato Luxembourg Sarayı'nda (palais du Luxembourg) toplanır. Senato'nun yasama gücü sınırlıdır: Senato ile Parlamento arasında anlaşmazlık olması durumunda son söz Milli Meclis'e aittir. Milli Meclis'in gündemini belirlemede hükümetin büyük etkisi vardır. Milli Meclis ve Senato birlikte Versailles şatosunda toplanıp Fransa'nın Parlamentosunu oluştururlar. Sadece anayasa değişikliğiyle ilgili olarak ve uluslararası bazı anlaşmaları onaylamak amacıyla toplanırlar.


    Fransa ve Türkiye


    Fransa ve Türkiye ilişkileri yüzlerce yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde Fransa Osmanlı Devleti'ni diğer Batı Avrupa ülkelerine karşı bir tür dengeleyici olarak görmüş ve işbirliği yapmıştır.


    Fransız Devrimi'nden sonra diğer etnik gruplar gibi Türkler de milliyetçilik anlayışlarını Osmanlı'nın klasik millet anlayışından ırk temelli anlayışa doğru çevirmişlerdir. 19. yüzyıl boyunca Osmanlı aydınının laikleşmesi sürecinde de Fransa önemli bir ilham kaynağı olmuştur. Osmanlı siyasi gelenekler açısından da Fransa'nın devrim, terör ve sonrası dönemindne fazlasıyla etkilenmiştir.


    1. Dünya Savaşı'nda iki taraf farklı cephelerde savaşmışlar ve Osmanlı'nın yenilmesiyle birlikte Anadolu'yu işgal edenlere Fransa da katılmıştır. O ana kadar azınlıkları çıkarları doğrultusunda destekleyen Paris, bundan sonra bu siyasetini gizleme gereği dahi duymayacaktır. Özellikle Klikya ve Güneydoğu bölgelerinde Ermeni destekçilerinin katliamlar yapmasına da göz yuman Fransa'nın bu tavrı Anadolu topraklarında kan davalarına yol açmıştır.


    Son dönemde ise Fransa Meclisi'nin 2001 yılında Ermeni iddialarını 'soykırım' olarak kabul etmesi ilişkileri olağanüstü bir düzeyde germiştir. Buna ek olarak Fransa Meclisi 12 Ekim 2006 tarihinde, "Ermeni soykırımının inkârının suç sayılması"nı ve ihlal edenlere 1 yıl hapis ve 45000 Euro para cezası verilmesini öngören yasa teklifini kabul etmiştir. Türkiye bu olayı sert bir dille kınamış ve bazı yaptırımlar uygulayacağını açıklamıştır.



    [​IMG]

    Amblem




    Fransa Tarihi


    İlk olarak Keltler'in kuzeye gelerek yerleştiği Fransa, Milattan önceki yıllarda Avrupa'da geniş topraklara sahipti. Daha sonra (M.Ö. 50'li yıllar) Romalıların işgaline uğradı ve yaklaşık 500 yıl bu devletin etkisinde kaldı. 12. yüzyılın başlarından itibaren Fransa'da krallık rejimi kuruldu, İngilizlerin etkin olduğu topraklarında 100 Yıl Savaşları (1337-1453) oldu.


    Fransa'nın esas gelişmesi "Güneş Kralı" olarak bilinen XIV. Lui döneminde oldu; Kuzey Amerika, Hindistan ve Karaiplerde Afrikalı esirleri çalıştırarak kahve ve şeker kamışı plantasyonları kurdu. 18. yüzyılda Kanada ve Hindistan'daki sömürgelerini kaybetti ve büyük bir ekonomik krize girdi. XVI. Lui zamanında Fransız devrimi başladı, monarşi idaresi yıkıldı, 3, Napolyon döneminde sanayi inkılabını yakalayan Fransa'da önemli ilerlemeler oldu. Daha sonra Cezayir, Batı Afrika ve Hindi-Çin'de çok sayıda koloni kurdu.


    1. Dünya Savaşı'nın önemli bir bölümü. Fransa topraklarında cereyan etti ve 1,4 milyon Fransız hayatını kaybetti. 2. Dünya Savaşı esnasında da Fransa önemli kayıplara uğrayarak sömürgelerinin tamamına yakınını kaybetti, 1958'de General de Gaulle devlet başkanı seçildi. Bu tarihten sonra Fransa'da önemli ilerlemeler oldu.



    Etnik yapısı


    * 2005 Fransa azınlık başkaldırısı


    Konuşulan diller




    • İzole Dil:
    • Baskça
    • Kelt dilleri:
    • Bretonca
    • Germen dilleri:
    • Alsasça (Elsässerdeutsch)
    • Batı Flamanca
    • Lorraine Frankçası


    Latin dilleri:



    • Katalanca
    • Korsikaca (Corsu)
    • Franko-Provensal
    • Bressan dili
    • Dauphinois
    • Forèzien
    • Jurassien
    • Lyonnais
    • Savoyard
    • Oksitanca
    • Alp Provensal
    • Auvergnat dili
    • Gaskonca
    • Ariegese (Ariégeois)
    • Bearnese (Béarnais)
    • Landese (Landais)
    • Langedokça
    • Limousin dili
    • Nissart dili (Niçois or Nissart)
    • Provensal


    Oïl dilleri:

    • Burgundian dili
    • Champenois
    • Franc-Comtois
    • Fransızca
    • Gallo
    • Lorrain dili
    • Normanca
    • Picard dili
    • Poitevin-Saintongeais
    • Valonca
    Göçmen dilleri




    • Arapça (şiveleri)
    • Ermenice (doğu)
    • Bambaraca
    • Berberice
    • İspanyolca
    • İtalyanca
    • Laoca
    • Mandarince
    • Lehçe
    • Portekizce
    • Romanca
    • Rusça
    • Vietnamca
    • Yiddişçe
    • Türkçe
    Fransa'nın bölgeleri


    Fransa yönetimsel olarak 26 bölgeye (Fransızca: région) ayrılmıştır. Bu bölgelerin 21'i Fransa'nın Avrupa anakarasındaki Fransa Metropolitanı diye tanımlanan topraklarındadır. Bir tanesi Korsika adasında, diğer dört tanesi de Fransa'nın denizaşırı topraklarında bulunur.Bölgeler Fransa'daki yönetimsel yapılanmanın en yukarısında bulunur. Anakaradaki bölgeler 2 ila 8 arasında illere ayrılmıştır. Korsika aslında bölge değildir ve özel statüsü vardır ancak günlük yaşamda bölge olarak tanımlanır. Bölgeler aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir kimlik bütünlüğüne sahip coğrafi bölünmedir.



    1. Alsace

    2. Akitanya (Fr.:Aquitaine)

    3. Auvergne

    4. Aşağı Normandiya (Fr.:Basse-Normandie)

    5. Bourgogne

    6. Bretanya (Fr.:Bretagne)

    7. Merkez (Fr.:Centre)

    8. Champagne-Ardenne

    9. Korsika (özel statü) (Fr.:Corse)

    10. Franche-Comté

    11. Yukarı Normandiya (Fr.:Haute-Normandie)


    12. Île-de-France

    13. Languedoc-Roussillon

    14. Limousin

    15. Lorraine

    16. Midi-Pyrénées

    17. Nord-Pas de Calais

    18. Pays de la Loire

    19. Picardie

    20. Poitou-Charentes

    21. Provence-Alpes-Côte d'Azur

    22. Rhône-Alpes


    * Aşağıdaki bölgeler aynı zamanda bir ildir ve Denizaşırı illeri oluştururlar "Fransızca: Département d'outre-mer (DOM)":


    23. Guadeloupe

    24. Martinique

    25. Fransız Guyanası

    26. Réunion



    [​IMG]

    Fransa tarihi her ne kadar 1789 Fransız İhtilali ile ünlenmiş ve bu ihtilal modern çağların habercisi sayılmışsa da 1789 sonrası Fransası’nda sorunlar tek kalemde çözülmüş değildi. İhtilal sonrası Fransız siyasi tarihinin çok dikkat edilmeyen bir başka özelliği de bir türlü dikiş tutmayan rejimler ve anayasal düzenlerdir.


    20.yüzyılın ikinci yarısına dek Fransa renkli ve çalkantılı bir siyasi tarih yaşadı. Modern çağların ilk iki anayasasından biri olan 1787 Amerikan Anayasası küçük değişikliklerle bugün hala yürürlükte iken; aynı yıllarda kabul edilen 1791 Fransız Anayasası’nın hükmü bir yıl bile sürememişti. Bunu 20.yüzyılın ikinci yarısına dek yarım düzineden fazla rejim izlemiştir. Sırasıyla gidersek 1793 İhtilal Anayasası’nı kısa süre sonra İsviçre tipi bir “direktoryal sistem” izlemiş; bunlardan sonra iki Bonapart’ın liderliğinde iki imparatorluk devri yaşanmış; bu iki devir arasına İngiliz usulü bir monarşi sıkıştırılmış; 1848 - 1851 arası Amerikan usulü bir cumhuriyet de denenmiştir. 1875 - 1940 arasında nisbeten istikrarlı bir parlamenter demokrasi yaşanmıştır. Bundan sonra gelen İkinci Dünya Savaşı’ndaki Vichy Diktası’nı Fransa’ya bir dayatma olarak kabul ettiğimizden dikkate almıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan 4. Cumhuriyet ise çalkantılar içinde 1958’e dek sürebildi.


    1958’de Cezayir Bunalımı nedeniyle ülke bir iç savaşın eşiğine geldiğinde Fransızlar belki de 169 yıllık tarihlerine bakıyorlar ve orada bir rejimler çöplüğünden başka bir şey göremiyorlardı. Fransa’da istikrarlı bir demokratik düzen olabileceğine kim inanırdı ki? Sosyalist hükümetin sömürgeciliğe mesafeli tavrı nedeniyle Paris’te bir korkaklar rejiminin sürdüğünden ve Cezayir Savaşı’nda desteksiz bırakıldığından kuşkusu olmayan ordu öfke içindeydi ve hükümet darbesine hazırlanıyordu. Ordunun elindeki Cezayir Radyosu’ndan monoton bir ses bağırıyordu: “Havuçlar pişti! Havuçlar pişti!” Hükümet darbesinin parolasıydı bu. Darbe planına göre Cezayir’den kalkan uçaklar Paris’e paraşütçü birlikleri indirecek ve kent işgal edilerek hükümet üyeleri tutuklanacaktı. Paris’te 4. Cumhuriyet’in korkudan sararmış yüzlü bakanları telaşla çelik miğferli küçük bir polis ordusunu silahlandırarak harekete geçirmişlerdi. Kimse onların hükümete sadık kalacağına güvenmiyordu. İçişleri Bakanı Jules Moch Paris’i çevreleyen 18 irili ufaklı havaalanından 15’inin pistlerine dikenli tellerden engeller kurulmasını emretmişti. Bir konuğunu makamından dışarı uğurlayan, bir zamanların sosyalist Rezistans lideri başbakan Guy Mollet ona şöyle diyordu: “Bir daha birbirimizi hiç göremeyebiliriz. Barikatlara gidiyorum ve orada öleceğim.”


    Bugün, 1958 Mayısı’nın bu üç uğursuz haftası o dönemi görmüş Fransızların zihninde silik bir hatıradır. Mayıs 1958 sonu İkinci Dünya Savaşı’nın milli kahramanı General Charles de Gaulle, emeklilik hayatını sürdüğü Colombey-les-Deux-Eglises’den bizzat Cumhurbaşkanı René Coty tarafından göreve çağırılır. 1 Haziran 1958’de meclis, hükümetin yetkilerini de Gaulle’e devreder. De Gaulle hükümet darbesini önler; ama asıl başarısı bu değildir.


    Üzerinde yıllardır düşündüğü yeni anayasa 28 Eylül 1958’de halkoyuna sunulur ve 5. Cumhuriyet Anayasası olarak kabul edilir. İşte bu anayasa de Gaulle’ün kalıcı büyük eseri olmuş ve Fransız demokrasisini 44 yıldır süregelen bir istikrara kavuşturmuştur.


    Fransız 5.Cumhuriyet Anayasası başkanlık sistemi ve parlamenter sistem arasında bir orta yol çizer. Siyasi literatürde daha sonra buna “yarı başkanlık sistemi” denmiştir. Ancak bu isim Fransız cumhurbaşkanlarının görev ve yetkilerini tarif etmek açısından yanıltıcıdır. Tek dereceli genel halkoyuyla ve iki turlu bir sistem içinde seçilen (Madde 6; Madde 7, Fıkra 1) Fransa cumhurbaşkanlarına Fransız halkının taktığı isim, görev ve yetkilerini açıklamak açısından çok çarpıcıdır: Dieu = Tanrı.


    Siyasi uzlaşmazlık ve siyasi radikalizm geleneği açısından Türkiye’den fazlası olup eksiği olmayan Fransa’nın cumhurbaşkanları, her ülkede olduğu gibi anayasal düzenin istikrar içinde işlemesi ve devlet organlarının uyum içinde çalışmasından sorumludurlar (Madde 5, Fıkra. 1). Anayasa bu görevi yerine getirebilmek için onlara geniş yetkiler tanır: Fransa cumhurbaşkanı parlamentoyu dağıtarak yeniden seçime götürebilir (Madde 12, Fıkra 1); hükümeti atar ve bunun için güven oyu gerekmez (Madde 8). Hükümet üyeleri eğer aynı zamanda meclis üyesi iseler, meclis üyelikleri düşer (Madde 23, Fıkra 1). Ancak parlamento atanmış bir hükümet için güvensizlik oyu verebilir (Madde 49, Fıkra 2; Madde 50). Dolayısıyla başbakan ve kabinesi meclis dışında ve cumhurbaşkanı ile meclis arasında bir konumdadır.


    Fransız anayasasının çatışmaları çözücü ve uyumu kolaylaştırıcı bir çok hukuki incelikleri daha varsa da bunların hepsini sergilemek için yerimiz yetersizdir. Burada dikkat edilmesi gereken parlamentoya hakim irade ile hükümete hakim iradenin kısmen birbirlerinden ayrılması, dolayısıyla James Madison’un tabiriyle “ihtirasa karşı ihtiras” çıkartılarak hükümetin denetlenmesi için motivasyon getirilmesidir.
     

Bu Sayfayı Paylaş