Ülke Nedir - Ülke Tanımı - Ülke Hakkında Bilgi

'Ülkeler Coğrafyası' forumunda SeLeN tarafından 9 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ülke Nedir - Ülke Tanımı - Ülke Hakkında Bilgi konusu ülke kavramının anlamı - ülkenin tanımı - ülke sınırlarının belirlenmesi - islam hukukunda ülke tanımı

    Bir devletin egemenliği altında bulunan yeryüzü parçasını ifade eder. Ülke kavram», devletin kara ülkesi ile beraber nehir, göl, karasuları ve hava alanım da kapsar. Ülke kavramına yeryüzünün altı ile son dönemlerde yoğun bir kullanıma sahip olan kıta sahanlığı da girmektedir. Tarihte bir devletin ülkesini genişletmesi veraset, fetih veya sahipsiz ülkelerin işgali yoluyla olabiliyordu. Bugün için dünya coğrafyası nisbi bîr statükoya kavuşmuşsa da savaşlar neticesinde devletlerin ülkeleri değişebilmektedir.

    Bir devletin ülkesi üzerindeki yetkileri uluslararası hukuk tarafından teamüle dayalı olarak veya anlaşmalarla bazı sınırlamalara tabi (alınabilir. Bunlar arasında diplomatik himaye, konsolosluklar, yabancı askeri kuvvetlerin bazı özel halleri bulunur. Ulusal sınırlar içindeki bir bölgede uluslararası hukuk düzeni uygulanabilir. Bir devletin karasularından, kanal ve nehirlerinden diğer devletlerin deniz taşıtlarının geçi$ haklan vardır.

    Çağdaş uluslararası hukuk sisteminde ülke üzerindeki uyuşmazlıklarda ileri sürülen temel siyasi ilkeler coğrafi yakınlık, tarihi süreklilik ve self-determination (kendi geleceğini kendisinin belirlemesi) ilkeleridir. Coğrafi yakınlık, bir diğer ülke üzerinde hak iddialarının coğrafi olarak yakın veya komşu olunduğuna dayalı olmasıdır. Tarihi süreklilik, bir devletin kendine ait olmayan bir ülkede geçmişte sahip olduğu, kül türel-tarihi ortaklık iddialarına dayalı olarak hak talebinde bulunmasıdır. Self-determination ilkesi ise, özellikle Üçüncü Dünya Hareketi ile beraber II. Dünya Savaşı sonrasında dünyada meydana gelen güç dengeleri değişikliklerinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Başta Afrikalı ve Asyalı devletlerin bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları, dünya siyasi sisteminde önemli etkiler yapmıştır. Birleşmiş Milletler’de kabul edilen 1514 ve 2189 sayılı Genel Kurul kararları, bağımsızlık yolunda mücadele eden halkların durumuna dikkat çekmiş ve bunların kendi geleceklerini kendilerinin belirleme haklarının bulunduğunu ortaya koymuştur.

    Uluslararası hukuk sisteminde ülkelere ilişkin iddialarda öne sürülen bu üç farklı yaklaşıma en iyi örnek Batı Sahra sorunudur. Fas, Batı Sahra ülkesi üzerindeki iddialarını coğrafi yakınlık, Moritanya ise tarihi süreklilik esasına dayandırırken, Cezayir de bölge halkına “self-determination” ilkesinin uygulanmasını istemiştir.

    Çağdaş dünya coğrafyasında ülke sınırlarını belirleyen en önemli etkenler tarihi gelişim ve anlaşmalardır. Özellikle Avrupa ülkelerinin bugünkü sınırları geçmişin etkilerini, kültür, ekonomi, halk gibi unsurların farklılığım yansıtırken; tarih boyunca sömürgeci devletlerin denetiminde kalmış Afrikalı ülkelerin çoğunun sınırları da bu sömürgeci ülkelerce kendi çıkarları çerçevesinde çizilmiştir.

    Türkiye’nin kara ülkesinin sınırlan Bulgaristan’la 1913 Barış Anlaşması ve 1923 Lozan Anlaşması, Yunanistan ile 1923 Lozan Anlaşması, Suriye ile 192) Türk-Fran-sız itilâfnamesi esas olarak lesbit edilmiştir. Yine aynı şekilde Irak ile 1921, İran ile 1932,1939 ve SSCB ile de 1921 Moskova Anlaşması ve 1921 Kars Anlaşması sınırları çizmiştir. Bununla beraber, özellikle Yunanistan ile deniz ve hava sahaları sınırlan konusunda uyuşmazlık devam etmektedir. Ege denizinde Yunanistan’a ait sayılan 3000′e varan adalann varlığı ve bu denizin kendine has özettiklerinin olması, Türkiye ile Yunanistan arasında, karasulannın genişliği, FIR ve Kıta sahanlığı konularında önemli uyuşmazlıklar çıkarmıştır.

    İslâm hukukunda, ülke, müslüman veya gayri müslim bir idarenin hakimiyetinde olmasına göre isimlendirilir. Bu hususta esas ilke “hakimiyet” unsurudur. Ülkenin niteliği belirtilirken, İslâm hukukçuları ülkenin durumuna göre, Darü’l-İslam, Daru’1-harb, Daru’1-Bağy, Darü’z-Zimme gibi çeşitli isimler vermişlerdir. İslam tarihinde ilk İslam ülkesi olarak Medine için Darü’l-Hicret ismi kullanılır, islam fıkhında ülke statüsü için esas olarak Darü’İ-îslâm -veya Dârü’l-Harb ifadeleri geçer. Darü’l-tslâm (Darü’l-Adl) temelde müslümanlann hakimiyetindeki bölgeler (es-Serahsi, ed-Debbusi vd.) Darü’1-Harb ise gayri müslümanlann hakimiyetleri altındaki ülkelerdir. Bu sınıflandırmadaki kıstas, müslüman veya gayri müslimlerin nüfus olarak azınlık veya çoğunlukta olmalan değil kimin o ülke üzerinde hakim bulunduğudur.

    İslam fıkhında, bir ülkenin Darü’1-ls-lam’a dönüşmesi için o ülke halkının İslam’a girmesi, İslam hükümlerinin tatbiki ile olurken, bir İslam ülkesinin Darü’l-Harb’e dönüşü konusunda farklı görüşler vardır. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in de dahil olduklan İslâm bilginlerinin çoğu sadece gayri islamî ahkâmın icrasının yeterli olduğunu belirtirken, Ebu Hanife farklı görüşü benimsemiştir.


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş