Üçüncü dünya kavramının anlamı - Üçüncü dünya ülkelerinin özellikleri

'Tarihi Bilgiler' forumunda SeLeN tarafından 9 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Üçüncü dünya kavramının anlamı - Üçüncü dünya ülkelerinin özellikleri konusu Üçüncü dünya kavramının anlamı - Üçüncü dünya ülkelerinin özellikleri

    Üçüncü Dünya Ülkeleri kavramı üç ayn anlamda kullanılmaktadır. Bunlardan biri Gelişmiş Sanayi Ülkeleriyle sosyalist ülkeler dışında kalan ülkeler anlamındaki kullanımdır. Buna göre gelişmişlik düzeyi olarak oldukça geride bulunan ve nüfusları hızla artan, fert başına gelir düzeyleri düşük, iktisadi sıkıntılarla sık sık yüzyüze gelen ülkeler Üçüncü Dünya Ülkeleridir. İkinci bir tanım ise bağlantılar dikkate alınarak yapılmakta ve daha politik bir yaklaşımla ifade edilmektedir. Buna göre de Üçüncü Dünya Ülkeleri ABD ve Sovyet yörüngesinde olmayan ülkelerdir. Politik eğilimleri, dünyaya bakış tarzları; ABD ve uydularıyla Sovyetler Birliği ve uydularından daha farklı olan ülkeler bu gruba girmektedir.

    Üçüncü Dünya Kavramı siyasal sistemi anlatmak için de kullanılmakta ve siyasal rejimi klasik demokrasi olan gelişmiş kapitalist ülkelerle siyasal rejimi Marksist Demokrasi olan gelişmiş sosyalist ülkeler dışında kalan ülkeleri ifade etmektedir. Buna göre de Üçüncü Dünya Ülkeleri, rejimleri, klasik demokrasi ile marksist demokrasi arasında olan askeri diktatörlük ve tek parti yönetimi gibi denemelere sık sık rastlanılan ülkeleri ifade etmektedir.

    İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle birlikte Asya, Afrika ve Latin Amerika “daki birçok ülke sömürgecilik bağlarını koparabilmekle beraber, siyasal bağımsızlığın yeterli olmadığını da anlamış oldu. Bu ülkeler, ekonomik bağımsız tıklarını kazanmadıkça, fazla bir şey elde etmiş olmuyorlardı. Sanayileşmiş dünya ile daha eşit ilişki talebinde bulunan gelişmekte olan ülkeler çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır.

    Bir devletin kendi isteğiyle askeri ittifaklara girmemesine bağlantısızlık politikası denilmektedir. Bu politikanın ilk ortaya çıktığı yer Birleşmiş MilleÜerYür. Ancak ilk örgütleşme girişimi Endonezya’dan gelmiştir. Endonezya Devlet Başkanı Ali Sast-roamidijajo’nun Ocak 1954′te bağımsız devletlerin bir toplantı yapmalarını önermesi üzerine Mayıs 1954′le Birmanya, Seylan, Hindistan, Pakistan ve Endonezya arasında Seylan’ın başkenti Kolombo’da toplanmışlardır. Toplantıda katılımın genişletilmesi görüşülmüş, 18 Nisan 1955′te Ban-dung Konferansının toplanması sağlanmıştır. Bu toplantının iki önemli sonucundan biri gelişmekte olan ülkelerin ilk olarak örgütlenmeye başlaması ve ülkelerin çoğun-luğunca bağlantısızlık politikasının benimsenmesi olmuştur. Asya ve Afrika ülkeleri dışında bu gruba Yugoslavya da katılmıştır. “Bağlantısızlık Politikası”nın “gelişmekte

    olan ülkeler”den biraz farklı anlama geldiğini de bu arada belirtmekte yarar vardır. Gelişmekte olan ülkeler grubu deyince iktisadın ağırlığı vurgulanırken, Bağlıntısızlar deyince akla daha ziyade askeri meseleler ve bu alandaki sorunlar gelmektedir. Ama ikisi de Üçüncü Dünya’yi ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Üçüncü Dünya Ülkeleri en canlı dönemlerini Hindistan’ın Nehru’su Mısır’ın Nasır’ı ve Yugoslavya’nın Tito’su ile yaşamıştır.

    1955 Nisan’ında Endonezya’da toplanan Bandung Konferansı Asya ve Afrika ülkelerinin kalkınma meselesinin uluslararası ilgiye bağlı olduğunu vurgulamıştır. Yine 1961′de toplanan Bağlantısız Ülkeler Devlet ve Hükümet Başkanları Birinci Konferansı dünyaya banş ve güvenliği getirmeyi, sömürgeciliği ortadan kaldırmak için mücadele etmeyi ve gelişmiş ülkeleri gelişmekte olan ülke sorunlarıyla ilgilenme ve bu mücedeleye katılmayı temel çağrı olarak sunmuştu. Bütün bunlardan sonraki toplantılarda da yoğun olarak iktisadi meseleler ağırlık taşımıştır. Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Japonya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu gelişmiş kapitalist ülkeleri Birinci Dünya, Sovyet Bloku’na bağlı ülkeleri İkinci Dünya, bunların dışında kalan ülkeler de Üçüncü Dünya’yı oluşturmuşlardır. Fakat Üçüncü Dünya tabirinin yerine gelişmekte olan ülkeler grubu, 77′ler grubu, bağlantısızlar grubu deyimleri de kullanılmaktadır.

    Üçüncü Dünya Ülkelerinin lemel özellikleri şunlardır

    1- Politik Hayat olarak istikrarsızlık ar-zederler. İç politikaları devamlı dalgalanma gösterir, istikrarlı bir politik çizgileri olmadığı gibi ordu ile politika arasında çok yakın

    bir ilişki vardır. Geleneksel yapılan hızla değişme gösterdiği için toplum kesimleri arasında bölünme ve çatışmalar yaygındır. Büyük çoğunluğu siyasi bağımsızlıklarını İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kazanmışlardır.

    2- Hemen hepsi gelişmekte olan ülkedir. Bu cümleden olarak nüfuslarının büyük kısmı tanm sektöründe bulunmakta, iş gücünün de büyük kısmı bu sektörde istihdam edilmektedir. Buna bağlı olarak tanm sektöründe gizli işsizlik çok yaygındır. Bir başka deyişle bir kısım işgücü lanmdan çekilse bile üretimin azalmasına sebep olunmaz. Yine bu ülkelerde sermayenin yetersizliği emeğin verimliliğini büyük ölçüde etkilemektedir. Gelir düzeyinin düşük olması sermaye birikiminin temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani düşük gelir, düşük tasarruf düzeyi, düşük yatırım düzeyi ve sonuçta sermaye birikiminin yetersiz olmasıyla sonuçlanmaktadır. Fakirlik fasit dairesi bu ülkelerin en önemli problemidir. Düşük tasarruf, düşük yatırım, düşük gelir, tekrar düşük tasarruf… şeklinde açılamayan bir halka oluşturmaktadır. Sadece gelirin düşük olması değil, fakat adaletsiz dağılması ve gittikçe eşitsiz bir dağılım tablosu ortaya koyması, sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. Bütün bunlara modern dünya ile, içinde bulunduktan genel yapısal özelliklerinden farklı olarak, haberleşme vasıtalarıyla yoğun ilişkiye girmiş olmaları, yukanda sözünü ettiğimiz politik istikrarsızlıklara yol açmaktadır. Dual yapı bütün özellikleriyle toplumsal bünyeye sinmiş vaziyettedir.

    3- Nüfus yapısı bakımından da Üçüncü Dünya’nın belirgin özellikleri vardır. Doğum oram çok yüksektir. Gelişmiş ülkelerin çoğunda nüfus aruşı çok yavaşlamış ve hatta durma noktasına gelmişken Üçüncü Dünya Ülkelerindeki hızlı nüfus artışı Ban ülkelerinin kapılarını zorlamaktadır. Fakat yüksek ölüm oranı ortalama ömrün kısa olması ile birleşince fren unsuru olmaktadır. Gelir düzeyinin düşüklüğü beslenme yetersizliğini getirmekte, sağlık şartlan da iyi olmadığından kitle halinde ölümler ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeyi kırdan kente yoğun göç ağırlaştırmaktadır.

    4- Kültürel bakımdan: Üçüncü Dünya ülkelerinde eğitim seviyesi ve okullaşma oranı düşük olduğundan okur-yazar nisbeti de düşüktür. Toplum davranışlanna gelenekler hakimdir. Dual yapı burada da kendini göstermektedir. Geleneksel teknoloji yanında modern teknoloji, geleneksel kültür yanında dışa açık henüz dengeye ulaşmamış modern izm bu ülkelerin belirgin özelliğidir.

    5- Uluslararası şirketlerle ilişkileri ve sözkonusu şirketlerin etkileri de bu ülkelerin özellikleri arasındadır. Uluslarötesi şirketler, ülkelerin çıkartan hilafına faaliyette bulunmaktan çekinmemektedir. Aşın uzmanlaşmaya sevkettikleri çoğu Üçüncü Dünya ülkelerinde fakirleşerek büyümeye sebep olmaktadırlar. Yönetimler arasındaki tercih beyanlanyla veya beyan anlamına gelen faaliyetleriyle politik problemlere de yol açmaktadırlar.

    Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik problemlerine çare bulmak için Birleşmiş Milletler nezdinde faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) amacı itibariyle ticaretin gelişmesi ödemeler dengesi probleminin çözülmesi, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere hibe veya düşük faizli borç verilmesi gibi temel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Ne var ki Üçüncü Dünyanın sırtında bugün için bir borç kamburu bulunmaktadır. UNCTAD amacına ulaşamadığı için gelişmekte olan ülkelerin artık pek iyi gözle baktıkları bir kurum olmaktan uzaktır.



    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş