Özensizlik; tarz mı yoksa sendrom mu?

'Güzellik & Bakım' forumunda Mavi_Sema tarafından 28 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Özensizlik; tarz mı yoksa sendrom mu? konusu
    Moda hassasiyeti son derece göreceli bir kavram... Kimimiz, markete giderken dahi bakımlı olmayı bir tür görev biliyor, kimimiz ruh halimize göre şık ya da salaş tercihler yapıyor...


    [​IMG]
    Kimimiz trend kelimesini son derece itici bularak moda kurallarını reddediyor, kimimiz ise aslında şık olmayı fazla önemsediğimiz için hata yapmamak adına özensiz, hatta halk arasındaki tabiriyle 'pasaklı' görünmeyi kişisel tarzımızmış gibi yansıtmayı seviyoruz. Çok değil; 80'li yılları anımsayacak olursanız, indirim sezonunda mağazaları kolaçan etmek adeta bir gelenekti... Pahalı tasarımları satın almadan önce hedefimizdekileri belirler, onları da daha düşük fiyatlara elde etmeyi planlardık. Oysa günümüzde bu denklem adeta tam tersine döndü! Kimi zaman tasarım bir ceketin içine ikinci el tişört giymeyi zevkli bir oyuna dönüştürsek de, 'zamanında sahip olmak' idefiksi de bir şekilde düşünce dağarcığımıza girdi. Her ne kadar giydiğim yakıştırmanın önemini savunsak da içten içe tasarım bir giysi taşımak da bize garip bir güven duygusu verir oldu. Ünlü yazar Judith Krantz da; Sex and Shopping adlı kitabının bir bölümünde bu değişime dikkat çekmişti. Ona göre alışveriş; kadın dünyasında bir tür cinsel fantezi içeriği taşıyordu. Bunda da haklıydı!

    [​IMG][​IMG]


    Ünlü kadınları ele alalım... Adeta çift kutuplu bir giyim tarzları var! Ödül törenlerinde kusursuzluğu betimlerlerken, ertesi gün ayaklarında parmak arası terlikleri, gelişigüzel topladıkları saçları, makyajsız yüzleri, rastgele seçerek üzerlerine geçirdikleri özensiz giysileri ile paparazzi'lere gülümseyebiliyorlar. Dahası ikincisini birincisinden daha fazla benimsemiş gibi bir halleri de var. Eski bir jean, sutyensiz giyilen bir tişört ve topuksuz sandaletlerle çok daha tarz sahibi duran bu kadınların bir günde tanesi 2000 dolardan üç elbise satın aldığına inanası gelmiyor insanın. Asıl sorun giysinin Givenchy'den mi, işportacıdan mı, standart bir mağazadan mı yoksa The Cure konserindeki bir tişört reyonundan mı satın alındığının önemsiz oluşu! Eğer bir Chanel ceket eski bir jean ile kombinlenmek isteniyorsa bu kişisel bir tercih. Yves Saint Laurent elbisenin altına, parmak arası naylon bir terlik giyilmek isteniyorsa bu da farklı bir bakış açısı. Bunu ünlü yıldızlar bizzat dile getiriyorlar... Kadın daima tarz sahibi görünmenin peşinde. Kendi özel ve eşsiz kişiliğini ifade etmek, herhangi bir tasarımcının giyecekleri konusundaki dayatmalarından çok daha öncelikli. Ancak son yıllarda öne çıkan özensizlik sendromunun altında yatan daha başka nedenler var. O da kadının zarafet ile kurduğu çoğu zaman huzursuz ilişki... Bu sizi şaşırtmasın! Soluk kesici tasarımlar elbette önemli, şık görünmek de öyle... Ancak kadının iyi görünmek için çok çaba harcadığının fark edilmesi ya da dış görünümünü fazla önemsediğinin düşünülmesi özensizlik sendromunun başlangıç noktası.

    ŞIK OLMA KORKUSU

    [​IMG]

    Özel davetlerde, açılışlarda, galalarda ya da resmi balolarda şıklık sınırlarını aşmak geçerli... Ancak günlük hayatta fazla özenli davranmak gündem dışı! İste belki de sırf bu nedenle şık bir elbise seçildiğinde saçlar şekilsiz, rastgele toplanmış ya da yıkanılıp da çıkılmış gibi bırakılıyor. Bazen dondurucu soğuğa rağmen çorap giyilmiyor, çünkü bir çorap genel görünümü anında hızla kusursuz kılabilir. Bazen gayet ucuz duran bir eşofmanın üzerine Prada kaban geçiriliyor. Amaç Prada kabanı ön plana çıkarmak değil; aksine kabanı sıradanlaştırmak. Yine aynı şekilde bir davete gitmeden önce küçük siyah ve ultra pahalı elbisenin altına giyilen yüksek topuklu ayakkabılar da daha rahat ve sıradan olanı ile değiştirilebiliyor. Nihai amaç kendini daha makul bir kadın gibi hissetmek... Zac Posen, Dolce Gabana ya da Giambatista Valli'nin verdiği davetlere sık sık katılan yazar Atina Stringfield'i düşünün! Elbiselerinin üstüne gelişigüzel bir triko ya da ceket giyiyor. Ardında da sinsi ve bir o kadar da zarif görünümlü gözlüklerini takıyor. Lindsay Lohan salaş eşofmanlarına inat saçlarını bir davete gider gibi özenli yaptırıp, artık kanıksadığımız uzun sarı postişini taktırırken, ünlü yıldızla Oscar Ödül Töreni'ne giyeceklerini son dakika seçmeyi tercih ediyorlar. Çünkü her kadın çaba sarf etmeden zarif görünmek istiyor. Birçoğumuz yaşımıza göre hareket edecek ve giyinecek kadar zekiyiz. Özel resepsiyonlar için gereken parayı harcamaya yatkınız. Ancak içimizdeki inatçı ruh özensizlik içinde zarif görünmenin peşinde! Lindsay Lohan; "Şu halime bakıp 'Eğer parası olsaydı böyle giyinmezdi' diyenler oluyor ama ben tam tersi daha sıradanlaşmak istiyorum" diyor.


    Kalifornia Üniversitesi profesörlerinden Susan B. Kaiser ise bu tarz düşünceye sahip kadınlar hakkında; "Özellikle 70 ve 80 doğumluların sıkı kuralları yok. Esneklik her iki kuşak için de çok önemli. Bekleneni vermemek istiyorlar. Ayrıca bir yandan son derece güvensiz. Tüm o pejmürde giysileri giyip çıkmaya cesaretleri var fakat kollarında ila ısrarla bir Chanel çanta taşımak istiyorlar. Bir yandan annelerindeki zarafeti sürdürmek öbür yandan da sokak kızlarına öykünmek istiyorlar. Çaba sarf edilmiş görünümün bir tür özenti olduğu düşüncesindeler. Oysa Jackie Kennedy de çok özenli bir kadındı ama hâlâ bir stil ikonu. Kor ve parmak arası terlikleri son yıllarda sıklık ile tercih edilen eşofman altlarının görünümümü çok da önemsemiyorum havası yaratmak için birer araç gibi kullanıyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse aslında fazlasıyla umursuyorlar. Özenli görünmek korkusu aslında kendine güvensizliktir." diyor.

    [​IMG]

    Kaiser hemen akabinde çarpıcı bir açıklamada daha bulunuyor; "Aslında hepsi birer Jackie Kennedy, Ali McGraw ya da Bianca Jagger olmayı düşlüyor. Korkuları bunu denediklerinde olamayacakları ihtimali. Bu nedenle stil gurularına binlerce dolar ödüyor ya da Yves Saint Laurent smokin ya da Chanel bir çanta satın alarak durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Paparazzi'lere yakalandıkları özensiz halleri dahi aslında belli bir marka güvencesi barındırıyor. 'Bugün böyleyim ama siz beni bir de yarın akşamki açılışta gürün' ya da 'Salaş olabilirim ama koluma taktığım bir Chanel' der gibi bir halleri var. Özensizliğin stilize olduğu çok az kadın vardır. Brigitte Bardot gibi... O sutyensiz bir tişört giyer fakat çok klas dururdu. Bu içten gelir. Herhangi bir ev kadını dahi bu yıldızlardan çok daha stilize olabilir. Bence moda hassasiyeti taşıyıp da başarısız olacaklarından çekinmemeliler. Kimi zaman hatalar da bir stildir. Bu kişiliksiz halleri çok daha vahim, özensizlik sendromu ise kendine güvenmeyen kadınlar nedeni ile gelişen son moda bir psikiyatri terimidir o kadar."



    KENDİNİZE DÖNÜN

    [​IMG]

    Özel bir kadın Julia Roberts... Yıllar yılı bakımsızlığı, pejmürde seçimleri, hatta kimi zaman basının diline dolanan pasaklılığı ile defalarca gündeme gelmişti. ÜnlÜ oyuncu; "O baskıdan sıyrıldığım anda şık bir kadına dönüştüm" diyor ve ekliyor; "Hiçbir zaman moda zekâsı olan bir kadın olmadım. Dahası buna önem de vermedim. Hep aklıma estiği gibi davrandım. Saçıma eşarbımı bağlayıp, evi süpüren bir kadın olmak bana daha önemli geldi, işin şov kısmı hep rahatsız ediciydi. Bir gün; 'Bu sensin' dedim kendi kendime. 'Seni sevenler de böyle olduğun için seviyor zaten.' işte o günden sonra bakımlı bir kadına dönüştüm. Olgunlaştıkça kendime güvenim de oturdu. Ben moda kurbanı değildim, sadece önemsemiyordum. Bir giysiden ibaret olmak istemiyordum çünkü. Komşu kızı bile benden daha bakımlıydı çoğu zaman. Güzel olduğumu ve zeki olduğumu biliyordum ve bu da bana yetiyordu."

    Roberts; belki de sırf bu nedenle birçok stil ikonundan çok daha fazla sevildi. Ancak onun da bir dönem özensizlik sendromu yaşadığı su götürmez. Zaten kendisi de; "şimdi kendime bakınca inanamıyorum. Geçmişte şık olmak korkusu yaşadığım için deli olmalıyım" diyor. Profesör Kaiser ise bu noktada; "özenli olmak her zaman en doğrusu. Bu bir medeniyet göstergesidir. Ancak ben kişileri sadece dış görünüş ile değerlendirenlere de karşıyım. Moda bir renktir. Hayatı daha eğlenceli kılar. Ancak çok şık olup da çok boş insanlarla da karşılaşıyoruz. Marka giyip şık olduğunu sananlara nasıl karşıysam, gelişigüzel giyinip de farklı olduğunu sananlara da bir o kadar karşıyım. Her ikisi de kendine güvensizliğin tipik uzantılarıdır. Önce kendi içinizde rahat hissedin ve gülümseyin. Ardından da gerçekten nasıl giyinmek istiyorsanız öyle giyinin. Sizi sık kılacak işte budur" diyor.


    *

    *

    *

    *


    Peki ya siz? Şık olmaktan korktuğunuz oluyor mu?
     

Bu Sayfayı Paylaş