Özbekistan / Özbekistan Hakkında Herşey

'Ülke Kültürleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 14 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Özbekistan / Özbekistan Hakkında Herşey konusu Özbekistan Tarihi

    Özbek halkının tarihinin ilk dönemlerine ait bilgi yoktur. Özbeklere bu ad, ilk olarak 1313-1340 yılları arasında hüküm süren Altınordu Hükümdarı Gıyaseddin Muhammed Özbek tarafından verildi. Timur Hanın ölümü üzerine zayıflayan Timur İmparatorluğu topraklarının Aral Gölü ve Seyhun Irmağının kuzeyindeki bölgede dağınık olarak yaşıyan Özbekler, Ebü’l-Hayr’ın idaresinde toplanarak, 1428’de onu kendilerine han ilan ettiler. Kısa zamanda kuvetlenerek çevredeki diğer boyları da hakimiyetleri altına aldılar.

    CeyhunIrmağı kıyısındaki Sığnak, Arkuk, Suzak, Özkent gibi şehirleri ele geçirdiler ve bunlardan Sığnak’ı başşehir yaptılar. Türkistan taraflarına düzenlenen seferlerde Kalmuklara mağlup olunca, bu durumdan istifade eden Kanay veCanibek adlı başbuğlar bazı Özbekleri de yanlarına alarak Çağatay Hanına sığındılar. Bölgeden ayrılan bu Özbeklere Kazak veya Kırgız kazakları adı verildi.

    Ebü’l-Hayr’ın vefatından sonra Özbekler, Çağatay-Moğol hükümdarı Yunus Hana yenilerek dağıldılar. Ebü’l-Hayr’ın oğlu Şah Budak, Yunus Han tarafından öldürüldü. Dağılan Özbekler Şah Budak’ın oğlu Muhammed Şeybek’in (Şeybani) etrafında toplandılar. Bu tarihten itibaren Şeybaniler adıyla da anılan Özbekler 1500 yılındaTimuroğulları Devletindeki iç karışıklıktan istifade ederek Buhara’yı zabtedip, Timur Hanedanına son verdiler. Harezm ve Hive’yi ele geçiren Özbekler, Çağatay Hükümdarı Babür’ü mağlup ettiler. Belh, Herat ve Taşkent’i zapteden Özbekler, Orta Asya’nın en güçlü devleti haline geldiler.

    Özbekler bir ara Safevilere karşı yenildiler ve bazı bölgeler ellerinden çıktı ise de 1512’de buraları geri aldılar. Özbek hakimiyeti 16. yüzyıl boyunca Maveraünnehr’de devam etti. 1598’de İkinci Abdullah Hanın vefat etmesinden altı ay sonra oğlu Abdülmü’min de kendisine bağlı taraftarlarca öldürülünce, Özbekler ülkesinin hakimiyeti,Şeybanilere akraba olan Canoğullarına (Astırhan Hanları) geçti.

    Özbekler on altıncı asır boyunca İran’dakiŞii-Safevilerle devamlı olarak savaştılar. Ehl-i sünnet olanOsmanlılar ve Hindistan’daki Babürlülerle iyi münasebetler kurmaya çalıştılar. 17 ve 18. yüzyılın ortalarına kadar Astırhanlar Hanlığının hakimiyeti altında kaldılar. 1740’ta Nadir Şah tarafından Astırhanlar Hanlığı yıkıldı.

    Nadir Şahın vefatından sonra, hakimiyet Canoğullarının yerine Mangıthanlar Sülalesine geçti. Bu sülale hakimiyetlerini 1860’a kadar devam ettirdi. 1860’tan itibaren Türkistan içlerine doğru ilerleyen Rusların himayesinde yarı bağımsız olarak devam eden Buhara Hanlığının hakimiyetinde kalan Özbekler, Rusların çeşitli baskıları altında yaşadılar.

    Bugün Özbekistan’ın bulunduğu toprakların büyük bir kısmı 19. asırda Hive, Buhara ve Hokand hanlıklarının idaresi altında bulunuyordu. 1917 Sovyet Devrimi ardından, bölgede Özbeklerin ve diğer Müslümanların hemen hiç söz sahibi olmadığı bir geçici hükümet kuruldu. Aralık 1917’de Hokand’da bir milli kongre toplayan Müslümanların Mustafa Çokayev başkanlığında kurdukları hükumet 1918’de gönderilen Rus askerleri tarafından devrildi.

    Darbeden sonra yeni yönetime karşı Basmacı ayaklanması olarak bilinen bir direniş hareketi başladı. Harezm ve Buhara Sovyet Halk Cumhuriyetlerinin kurulması Basmacı Ayaklanmasının yayılmasına sebep oldu. Türkistan Komisyonunun 1922’de başlattığı reformlar neticesinde ayaklanma etkisini kaybetti.

    1924’te Orta Asya ve Kazakistan’da sınırları etnik temellerde tekrar belirleyen düzenleme ile Harezm, Buhara ve Türkistan cumhuriyetleri dağıtılarak bölge toprakları Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan arasında paylaştırıldı. Sovyetler Birliğinde 1989’da başlayan yenileşme hareketleri neticesinde, Özbekistan 1991 Ağustosunda bağımsızlığını ilan etti. Daha sonra kurulan Bağımsız Devletler Topluluğuna bağlandı.


    Özbekistan Türkiye İlişkisi

    Tarihçe

    Bağımsızlık sonrası üst düzey temasların ardından 1991 yılında Ekonomik ve Ticari İşbirliğine Dair Anlaşma imzalanmıştır. Daha sonra Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, Eximbank Kredilerine İlişkin Anlaşma, Uluslararası Karayolu ve Havayolu Taşımacılığı Anlaşması, Banka ve Ortak Banka Kurulmasına Dair Mutabakat (Mutabakat çerçevesinde UT-BANK kurulmuştur) ve Çifte Vergilendirilmenin Önlenmesi Anlaşması yapılmıştır. Türk-Özbek Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Kurulmasına İlişkin Anlaşma da 1995 yılında imzalanmış ve karşılıklı olarak KEK toplantıları gerçekleştirilmiştir. Türk Eximbank, yapılan kredi anlaşmaları çerçevesinde, 125 milyon dolar ihracata yönelik mal kredisi, 250 milyon dolar proje kredisi olmak üzere toplam 375 milyon dolarlık kaynak sağlamış, bunun 339.9 milyon dolarlık kısmı tahsis edilmiş ve 347 milyon dolarlık
    kısmı kullandırılmıştır.


    Ayrıca şeker ve hububat kredisi olarak toplam 345 milyon dolarlık kredi açılmış, şeker kredisinden 47.8 milyon dolar, hububat için ise 83.4 milyon dolar kullandırılmış ve bunların geri ödemeleri tamamlanmıştır. Türkiye, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile Avrupa Birliği’nin maddi ve teknik desteği ile Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan tarafından Taşkent’te kurulan Taşkent Bölgesel Bankacılık Eğitim Merkezi için 1 milyon ECU ve Türkiye Bankalar Birliği’nce de 500.000 ECU olmak üzere toplam 1.5 milyon ECU (1,6 milyon dolar) yardım sağlamıştır.

    Siyasi İlişkiler

    Resmi Ziyaretler

    Kasım 1990 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen’in Taşkent’i ziyaretiyle başlayan resmi temaslar, karşılıklı olarak çeşitli düzeylerde doksan-yüz civarına varmıştır. 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilân eden Özbekistan, Türkiye tarafından 16 Aralık 91 tarihinde tanınmış ve diplomatik ilişkiler 04 Mart 1992 tarihinde kurulmuştur. Taşkent Büyükelçiliği aynı yılın Nisan ayında, Özbekistan’ın Ankara Büyükelçiliği ise Ocak 93 tarihlerinde faaliyete başlamıştır.Cumhurbaşkanı Karimov’un 16-19 Aralık 1991 tarihinde Türkiye’yi ziyaretiyle başlayan üst düzey temaslar ise, on iki yıllık sürede şöyle bir seyir izlemiştir:

    Cumhurbaşkanı Karimov ilk ziyaretinin ardından, Haziran 92 (Turkey Forum), Ekim 92 (Ankara Zirvesi), Temmuz 93 (ECO), Haziran 94 (Resmi), Ekim 94 (İstanbul Zirvesi), Ağustos 95 (Özel), Kasım 97 (Resmi), Ekim 98 (75. Yıl), Kasım 99 (AGİT İstanbul Zirvesi) olmak üzere 10 kez ülkemizde temaslarda bulunmuştur.

    Türkiye’den Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilk ziyaret, sekizinci CumhurbaşkanıTurgut Özal tarafından Nisan 93 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bunu, Mayıs 1996 (Resmi), Ekim 96 (IV. Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi) ve Mart 1999 (Resmi) Süleyman Demirel’in ziyaretleri ve A. Necdet Sezer’in Ekim 2000 ziyareti izlemiştir.Başbakanlar, Süleyman Demirel (Nisan 1992), A. Mutalov (Temmuz 1992, Atatürk Barajı açılışı için), Tansu Çiller (Temmuz 1995), Mesut Yılmaz (Nisan 1998), R.T.Erdoğan (Aralık 2003) olmak üzere altı temas gerçekleştirmişlerdir.

    Dışişleri bakanları, Abdurrazakov (Şubat 1992), H. Çetin (Mart 1992 ve Temmuz 1992), Abdurrazakov (Eylül 1992’de iki kez), H.Çetin (Nisan 1994), Saidkasımov (Haziran 94), İ. Cem (Ekim 2000 ve Ekim 2001) ve S. Safayev (Ekim 2003) olmak üzere on ziyaret gerçekleştirmişlerdir. Meclis başkanlıkları düzeyinde, Başkan Vekili F. Işıklar (Eylül 1992), M. Kalemli (Mart 1997), E. Halilov (Nisan 2000 ve Nisan 2001), Ö. İzgi (Şubat 2001), E. Halilov (2002 ECO Zirvesi kapsamında) olmak üzere altı temas olmuştur.2002 yılı temasları, 16-17 Mart tarihleri arasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Özbekistan ziyareti ile başlamıştır. Kıvrıkoğlu’nun, Savunma Bakanı Gulamov, Dışişleri Bakanı Kamilov, Cumhurbaşkanı Karimov ile görüşmeler gerçekleştirdiği ve askeri yardımı öngören bir protokol imzaladığı bu ziyaretle birlikte, Türkiye ile Özbekistan
    arasındaki savunma işbirliğinin üst düzeye taşındığını görüyoruz. Zira bu ziyaret sırasında Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile Savunma Bakanı Kadir Gulamov arasında 1,2 milyon dolarlık hibe yardımına ilişkin anlaşma imzalanmıştır. Daha sonra da, terörle mücadele kapsamında Özbekistan silahlı kuvvetlerine, Genel Kurmay Başkanlığımızca değişik askeri teçhizat ve eğitim malzemelerini içeren hibe yardımları yapılmış olup, bunların sonuncusu Aralık 2004’de gerçekleşmiştir.Ayrıca iki ülke arasındaki Askeri İşbirliği Anlaşması çerçevesinde Özbek personelin Türkiye ve Özbekistan’daki eğitim çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kapsamda; NATO Barış
    İçin Ortaklık (BİO) Programı çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri Barış İçin Ortaklık ve Merkezi Komutanlığı Mobil Eğitim Timi (MET) tarafından 23-27 Haziran 2003 tarihleri arasında, Taşkent Merkez Orduevi’nde, “Terörizm ve Kaçakçılık İle Mücadele” başlıklı bir seminer çalışması gerçekleştirilmiştir. Kıvrıkoğlu’nun ziyaretinin ardından aynı yıl Sağlık Bakanı Osman Durmuş 24-27 Nisan tarihleri arasında, Devlet Bakanı Reşat Doğru da 24-26 Haziran tarihlerinde Özbekistan’ı ziyaret etmişlerdir. Bakan Doğru’nun ziyareti sırasında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Taşkent Program Koordinatörlüğünün Faaliyetlerine İlişkin Protokol iki yıllığına yenilenmiştir.

    Ayrıca Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ceylan başkanlığındaki heyetin Taşkent ziyaretinde, karşılıklı uçak seferlerinin düzenlenmesine ilişkin bir Mutabakat Zaptı imzalanmıştır. Savunma Bakanı Kadir Gulamov, 19-23 Mayıs 2003 tarihleri arasında Türkiye’ye üçgünlük bir çalışma ziyareti yaparak, yılın ilk üst düzeyli temasını gerçekleştirmiştir. Ardından Dışişleri Bakanı Sadık Safayev, 27-29 Ekim tarihlerinde Ankara’da, Cumhurbaşkanı Sezer başta olmak üzere Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmelerde bulunmuştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 18-20 Aralık 2003 tarihinde, kalabalık bir işadamı ve bürokrat topluluğu ile gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke ilişkileri açısından önem
    taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Karimov ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerde ikili düzeyde ekonomi başta olmak üzere pek çok konu değerlendirmeye alınmıştır. Resmi ziyaret açışından 2004 yılında Türkiye’den iki ziyaret gerçekleşmiştir. Bunların ilki TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz ve ikincisi de TİKA Başkanı Hakan Fidan’ın ziyaretleridir. Hakan Fidan’ın 4-8 Ekim 2004 tarihlerini kapsayan ziyareti sırasında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Taşkent Program Koordinatörlüğünün Faaliyetlerine İlişkin Protokol bu defa üç yıllık olmak üzere yenilenmiştir.

    İkili Anlaşmalar

    Türkiye, 31 Ağustos 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Özbekistan Cumhuriyeti ile bağımsızlık öncesi ve bağımsızlık sonrası olmak üzere birçok hukuki belgeye imza atmıştır. İstanbul Üniversitesi ile Taşkent Devlet Üniversitesi arasında 1990 yılında imzalanan işbirliği protokolü ile başlayan süreç 25.02.1991 tarihindeki iki ülke sağlık bakanlıkları arasında işbirliğini öngören bir anlaşma ve üç protokolün imzalanmasıyla devam etmiştir. 16 Aralık 1991 yılında Özbekistan’ın bağımsız bir devlet olarak Türkiye tarafından tanınmasınınardından, Cumhurbaşkanı İslam Karimov’un ziyareti sırasında (18-19 Aralık 1991) iki ülke ilişkilerinin ilke ve amaçlarını düzenleyen anlaşma, Ekonomik ve Ticari İşbirliğine İlişkin Anlaşma, Konsolosluk Temsilcileri Teatisi Hakkında Protokol, Kültür-Bilim-Eğitim-Sağlık- Spor ve Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması, 92-93 Dönemi Kültürel, Eğitsel ve Bilimsel Değişim Protokolü (93 yılı sonunda yürürlükten kalkmıştır), Ulaştırma ve Haberleşme Alanında İşbirliği Anlaşması, TRT ile UZTV Arasında İşbirliğini Öngören Protokol, İki Ülke Cumhurbaşkanları Arasında Ulaştırma, Haberleşme, Ekonomik, Ticari, Sanayi, Eğitim ve Teknik İşbirliği Konularında İmzalanan Mutabakat Zaptı ve Vakıflar Bankası ile Özbekistan Milli Bankası Arasında Muhabirlik İlişkisi Kurulması Hakkında Anlaşma olmak üzere on adet hukuki metin imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir.

    Bu belgeleri, Diplomatik İşbirliği Protokolü (1992), Türk Eximbank ile Özbekistan Milli Bankası Arasında Kredi Anlaşması (1992-İki kez), Sağlık Bakanlıkları Arasında Anlaşma (1992), Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması (1992),
    Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşması (1992), Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması (1992-Onay işlemlerinin tamamlanması beklenmektedir), Taşkent Devlet EkonomiÜniversitesi ile Marmara Üniversitesi Arasında Yapılan Bilimsel, Teknik ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (1992), Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı, Uluslararası Terörizm ve Diğer Örgütlü Suçlarla Mücadeleye İlişkin Anlaşma (1993), Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması (1993), Hava Taşımacılığı Anlaşması (1994) ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Taşkent Program Koordinatörlüğünün Faaliyetlerine İlişkin Protokol (1994), Vize Kolaylığı Anlaşması (1995), Türk-Özbek Karma Ekonomik Komisyonu Kurulmasına İlişkin Anlaşma (1995), Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşması (1995), Ebedi Dostluk ve İşbirliği Anlaşması (1996), Çevre Alanında İşbirliği Yapılmasına İlişkin Anlaşma (1996), Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması (1996), Gümrük İdarelerinin Karşılıklı Yardımlaşmasına İlişkin Anlaşma (1997), Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması (1997), Sağlık ve Tıp Alanında İşbirliği Anlaşması (1997), Kültürel Varlıkların Kaçakçılığının Önlenmesi ve İadesinin Sağlanması Konusunda Karşılıklı Yardım Anlaşması (1998), Telif Hakları ve
    Benzer Hakların Korunmasına İlişkin Anlaşma (1998), Ticaret ve Ekonomi İşbirliğiAnlaşması (1998), Askeri ve Teknik Alanlarda İşbirliğine Dair Anlaşma (2000), Askeri Hibe Anlaşması (2001) ve Türkiye Genelkurmay Başkanlığı ile Özbekistan Savunma Bakanlığı Arasındaki Nakdi Yardım Uygulama Protokolü (2002), Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Taşkent Program Koordinatörlüğünün Faaliyetlerine İlişkin Protokolün yenilenmesi (24 Haziran 2002) izlemiştir.Başbakan Erdoğan’ın Aralık 2003 tarihindeki ziyareti sırası nda ise Ortak Bildiri’nin yanı sıra Diplomatik Pasaport Taşıyanlara Vize Uygulamasının Kaldırılması Anlaşması imzalanmıştır. 2004 yılına gelindiğinde de Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA)

    Taşkent Program Koordinatörlüğünün Faaliyetlerine İlişkin Protokol tekrar üç yıllığına
    yenilendiğini görüyoruz
    .


    Bunun dışında iki ülke arasında; eğitim, bilim, kültür, sanat, spor, savunma, ekonomi, ticaret, müzik, tarım, sağlık, maliye, gümrük, ulaştırma, güvenlik ve karşılıklı ziyaretler sırasında imzalanan Ortak Bildiri’lerden oluşan onlarca protokol, şartname, mutabakat, mutabakat zaptı, mutabakat muhtırası ve sözleşme bulunmaktadır.

    Ticari İlişkiler
    2004 yılında açıklanan 2003 yılı dış ticaret verilerine göre, Türkiye’nin Özbekistan’a ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 40 oranında artarak 142,272 milyon dolara erişmiş, bu ülkeden yaptığımız ithalat ise yüzde 50’lik artışla 130.375 milyon dolar olarak tahakkuk etmiştir. Ülkemizin Özbekistan’la son on yıla ait olan dış ticaret değerleri aşağıdaki gibidir : Bin dolar)

    Anlaşmalar ve Protokoller

    Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti arasında 1991 yılından itibaren ekonomik, kültürel, bilimsel ve eğitsel alanda pek çok protokol ve anlaşma imzalanmıştır. Özbekistan ile Türkiye arasındaki ticaretin altyapısını oluşturan anlaşma ve protokoller ise şunlardır:
    1. Ekonomik ve Ticari İşbirliğine İlişkin Anlaşma, 19.122.1991 tarihinde imzalanmış ve 21.02.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
    2. Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, 28.04.1992 tarihinde Taşkent’te imzalanmış, 12.02.1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
    3. Türkiye-Özbekistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Kurulmasına İlişkin Anlaşma, 19.07.1995 tarihinde Taşkent’te imzalanmıştır.
    4. Çifte Vergilendirmeyi Önlemeye İlişkin Anlaşma, 08.05.1996 tarihinde Taşkent’te imzalanmış ve Eylül 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
    5. Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması, 13.04.1998 tarihinde Taşkent’te imzalanmıştır.
    6. Türkiye-Özbekistan KEK I. Dönem Toplantısı, 19–20 Nisan 2001 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.
    Bu anlaşmaların yanında, 12 Nisan 1993 tarihinde Türk-Özbek İş Konseyi kurulmuş olup, konsey Türk-BDT İş Konseyleri çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmekte ve 283 üyesi bulunmaktadır.

    Ticarete Konu Mallar

    Türkiye’nin Özbekistan’a ihracatı kalemler bazında incelendiğinde en önemli ihraç ürününün halı olduğu görülmektedir. 2002 yılında Türkiye’nin bu ülkeye toplam ihracatının yüzde 18.8’ini bu kalem oluşturmuştur. Diğer önemli kalemler arasında ise plastikler, kazanlar ve makinalar, otomotiv ve yan sanayi, kağıt, karton, alüminyum ve alüminyum ürünleri gelmektedir.Geçtiğimiz aylarda Mercedes-Benz Türk A.Ş, Taşkent şehrine 300 adet belediye otobüsü ihraç etmiştir ve bu satışların devam edeceği ifade edilmektedir. Türkiye’nin Özbekistan’dan ithalatı ise belirli kalemler üzerine yoğunlaşmıştır. Şöyle ki, 2002 yılında bu ülkeden toplam ithalatımızın yüzde 47’sini pamuk, yüzde 30.6’sını bakır ve bakır ürünleri oluşturmuştur. 2003 yılının ilk 9 aylık döneminde Türkiye’nin Özbekistan’a ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58 oranında artmış ve bu artış otomotiv ve yan sanayi, mobilya, optik aletler ve elektrikli makinelerin ihracatındaki artıştan kaynaklanmıştır. Aynı dönem içerisinde Türkiye’nin Özbekistan’dan ithalatı ise yüzde 39.8 oranında artmış ve bu artış pamuk ve bakır ithalatından kaynaklanmıştır.

    Müteahhitlik Hizmetleri Türk inşaat şirketleri, uluslararası müteahhitlik hizmetleri açısından Özbekistan’da önemli projelere isimlerini yazdırmaya devam etmektedirler. Şirketlerimiz tarafından gerçekleştirilmiş ve sürmekte olan inşaat faaliyetlerine ilişkin edinilen bilgiler aşağıda özetlenmiştir:

    Aysel İnşaat Anonim Şirketi tarafından, tamamlanan birçok küçük ve orta büyüklükte projenin yanı sıra, toplam tutarı 251.9 milyon dolarlık Taşkent Uluslararası Ticaret ve Gösteri Merkezi Projeleri kapsamında Intercontinental Otel, International Business Center, alış-veriş merkezi, park ve otopark inşaatı, 14.8 milyon dolarlık Taşkent Akuva Eğlence Parkı inşaatı, 39.6 milyon dolarlık Milli Banka (NBU) Merkez Binası inşaatı ve ek
    inşaat işleri, 37.9 milyon dolarlık Buhara, Semarkant ve Urgenç Hava alanları birinci aşama inşaat işleri, 11.9 milyon dolarlık Cizzah UZEXIDE Akü Fabrikası inşaatı tamamlanmış olup; 50 milyon dolar tutarındaki ABD Taşkent Büyükelçilik Binası inşaatı ve 2,5 milyon dolar tutarındaki NBU Sanat Müzesi kaba inşaat işleri sürdürülmektedir.

    Türk Şeker-Yüksel İnşaat Konsorsiyumu tarafından 83,2 milyon dolarlık Harezm Şark Yıldızı Şeker Fabrikası İnşaat ile Makine Tedarik ve Montaj işleri tamamlanmıştır. Alsim-Alarko Anonim Şirketi tarafından 56,9 milyon dolarlık Semerkant Sigara Fabrikası inşaat işleri, 22,8 milyon dolarlık Semerkant, Buhara ve Urgenç havaalanları ikinci aşama inşaatları ile, 8,3 milyon dolarlık Buhara Havaalanı Terminal Binası inşaatı
    Gerçekleştirilmiştir Tekfen Şirketi tarafından 35 milyon dolar tutarındaki Fergana Rafinerisi
    Rehabilitasyon Projesi inşaat işleri yapılmıştır.Simko AŞ 14.7 milyon dolarlık Urgenç-Hiva Troleybüs Hattı Montaj işlemini tamamlamıştır. Gama İnşaat AŞ tarafından Buhara Rafinerisinin 44 milyon dolarlık inşaat ile çelik ve mekanik montaj işleri yapılmıştır.

    Baytur İnşaat Taahhüt AŞ, Alman P. Holzmann AG. ile birlikte 19,9 milyon dolar ve 11,69 milyon Euro tutarlı Taşkent Uluslararası Havaalanı Tadilat Projesini gerçekleştirmiş
    olup, bu projede Baytur’un payı 22,6 milyon dolardır. Ayrıca, Ulus İnşaat Şirketi tarafından Milli Banka Sergeli Şubesi, Özbekistan Oteli Lobi ve Restoran; Ulusal İnşaat Şirketi tarafından Taşkent Belediyesi Darhan İş Merkezi ve NBU Vokzal Şube Binası; Akaltın Firması tarafından Gülistan şehri Ofis Binası; Assosİnşaat Ltd Şirketi tarafından Kaşkadarya Şurtan Gaz ve Kimya Kompleksi İdari Binası, Kantin ve Sanatoryum Binaları ve Zarafşan-Newmont JV Sosyal Tesisleri; İdil İnşaat AŞ tarafından Şurtan Gaz ve Kimya Kompleksi Alt Yapı ve Tesisat; Yapı Üretim AŞ tarafından Yunusabad’da Yabancı Temsilcilikler için villalar kompleksi ve Merkezde İnconel İş Merkezi; Apeas Mühendislik ve İnşaat Ltd Şti tarafından Cumhurbaşkanlığı Misafir Konakları, Cumhurbaşkanlığı Semerkant Devlet Konukevi, Taşkent Uluslararası Westminster Üniversitesi Binası, Taşkent Vilayeti Çarvak Oteli; TTK Şirketi tarafından Taşkent Pedagoji Enstitüsü Binası inşaat işleri tamamlanmıştır.

    Bunların yanında üç Türk şirketinin hem inşaat yenileme işlerini üstlendiği hem de işletmeciliğine ortak olduğu üç otel rekonstrüksiyonu ve bir yeni otel yapım projesi oldukça kısa bir süre içerisinde yaşama geçirilmiş ve dört yıldızlı bu oteller Taşkent’te 4-5 Mayıs 2003 tarihlerinde yapılan EBRD Genel Kurulu Toplantıları öncesinde hizmete alınmıştır.

    Bu kapsamda Demir Grubu, eski Rusya Oteli’ni yenileyerek 126 odalı Grand Mir Hoteli;
    Apeas Mühendislik ve İnşaat Ltd Şti, eski Dostluk Oteli’ni yenileyerek 206 odalı Dedeman Silk Road Taşkent Oteli’ni; Aysel İnşaat ve Taahhüt AŞ, eski Taşkent Oteli’ni yenileyerek 260 odalı Le Meridien Taşkent Palas Oteli’ni hizmete sunmuşlardır. AYSEL İnşaat ve Taahhüt A.Ş. ayrıca 115 odalı Radisson Sas Taşkent Oteli’nin inşaatını da tamamlamış olup, işletmede yüzde 85’lik sermaye payına sahiptir.

    Yukarıda belitrilenlerin dışında Türk firmaları tarafından bağımsızlığın ilanından itibaren Özbekistan’da gerçekleştirilen düşük bedelli birçok mütaahhitlik hizmeti söz konusudur. Bugüne kadar firmalarımızca üstlenilmiş toplam müteahhitlik hizmetlerinin tutarının 854.25 milyon dolara ulaştığı belirtilmektedir.

     
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Özbekistan Bayrağı



    [​IMG]

    Özbekistan Bayrağı Küçük boyut.

    [​IMG]

    Özbekistan Bayrağı Orta Boyut.

    [​IMG]

    Özbekistan Bayrağı Büyük Boyut.

    [​IMG]

    Özbekistan Arması

    Özbekistan Bayrağının Şekli:
    Bayrak mavi (üstte), beyaz ve yeşil olmak üzere üç yatay şeritten oluşmaktadır. Ortada bulunan beyaz şerit kırmızı renk ile çevrelenmiştir. Bayrağın gönder tarafının üst kısmında, mavi şeridin üzerinde ucu gönder tarafının tersine bakan beyaz bir hilal ve hilalin ucunda 12 adet küçük beyaz beş köşeli yıldız bulunmaktadır.
    Resmi İsmi:
    Özbekistan Cumhuriyeti.

    Yerel İsmi:
    Uzbekiston

    Yerel Resmi İsmi:
    Uzbekiston Respublikasi
    Konumu:
    Asya
    Durumu:
    Birleşmiş Milletler Ülkesi.
    Başkenti:
    Taşkent
    Büyük Şehirleri:
    Semerkand
    Nüfusu:
    22,358,000
    Yüz ölçümü:
    448,000 km2
    Para Birimi:
    Som
    Diller:
    Özbekçe, Rusça
    Dinler:
    Müslüman
     
  3. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    [​IMG] ------------- [​IMG]

    Özbekistan bayrağı--Özbekistan Arması


    Orta Asya'da bir Türk devleti.

    Özbek Adı ve Özbek Türkçesi
    Özbek adı, Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın da belirttiği üzere, Altun Orda beyi Özbek'in adından gelmektedir. Altun Orda tahtına Özbek Han (1313-1340)'ın geçmesinden sonra, onun emrindeki kitlelere daha sonradan Özbekler denmeye başlanmıştır. Yani başlangıçta şahıs adı olan Özbek, bir zaman sonra belli bir Türk topluluğunun adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Özbek Türkçesi, Modern Uygur Türkçesi ile birlikte Türk dilinin Güney doğu ya da Çağatay grubuna girer.


    Özbekistan Tarihi

    Özbek Hanlığının Kuruluşu
    Cengiz Han'ın torunlarından Batu Han tarafından kurulan Altun Orda Hanlığı'nın (1227-1502) başına 9. han olarak, 1313 tarihinde Özbek Han geçmişti. Özbek Han, ilk günlerden başlayarak kararlı ve sert bir siyaset gütmüş, Kutlug Timur Noyan'ın nasihatları sayesinde kısa bir zamanda birçok rakip ve düşmanlarından kurtulmuştu. Özbek Han Tuna taraflarında Nogay'ın şehadetinden sonra çoğalan Bizans ve Slavların nüfuzunu kırarak tekrar Müslüman Türklerin baskısını arttırmaya başladı. 1319 da Tuna'yı geçerek Edirne'ye kadar geldiler. Özbek Han'ın orduları 1314 de, Bulgar Kralı Sventoslav'ın ölümünden sonra, Kral George Terter'e Bizansa karşı yardım bahanesiyle Trakya'ya, 1330 da Terter'in Sırplarla olan savaşında ona yardımcı olmak gayesiyle Köstendil'e kadar ilerlemişti. Bu arada bazı hükümetlerle evlilik yoluyla da bağlar kurarak durumunu güçlendirmeye çalışmıştır. Mesela 1320 de kızı Tulun Bige'yi Kahire'ye zevce olarak göndermiş, bu arada Bizans'tan da kızlar almıştır.
    Özbek Han 1335 yılında Azerbaycan seferine çıktı. Bu sırada Bağdat Hatun tarafından zehirlenen Abu Said ölmüş ve İlhanlı Moğol hakimiyeti de çökmeye yüz tutmuştu. 14. yüzyıl Acem tarihçisi ve coğrafyacısı Hamdullah Kazvini, Azerbaycan'a yapılan seferden söz ederken Özbek Han'ın askerlerine, Özbekler dendiğini kaydeder. İbn Batuta, Özbek Han'dan bahsederken; "geniş bir ülkesi, kuvvetli bir ordusu olan şanlı, şöhretli ve devletli bir sultan olup, Tanrı'nın düşmanlarından biri olan Bizans İmparatoru ile savaşa, cihad ve gaza etmeye vazifeli bulunmaktadır. Ülkesi gerçekten pek geniş ve büyük şehirlerle donanmıştır. Kefe, Kırım, Macar, Azak, Sogdak, Harezm ile taht kenti Saray bunların en meşhurları olarak sayılabilir" demektedir. Gerçekten Özbek Han, İdil (Volga) kıyısındaki Saray kentini çok geliştirmiş ve büyütmüştür. Bu şehre yeni camilerin yapılmasını sağlamıştır. Sadece İdil kıyısında değil, Kırım'da da yeni binalar yaptırmıştır. Onun zamanında bütün Deşt-i Kıpçak boylarında Türkçe konuşulduğu da bilinmektedir.

    Buhara Hanlığı Dönemi
    Daha sonraları Özbek ailesinden Abu'l-Hayr Han (1428-1468) zamanında Özbekler birbirleriyle daha da kenetlenmişlerdir. Timurluların son devirlerinde Özbekler saldırılarını artırmışlar ve daha da güneye inmişlerdir. Ancak Safevi Devletinin kuruluşundan sonraki on yıl içinde, Akkoyunlu Devleti de ortadan kalkmış, Horasan'daki Özbek hakimiyeti de elden çıkmıştı. Muhammed Şeybani Han (1500-1510) zamanında Maveraünnehir'in tamamını ellerine geçirmiş olmalarına rağmen, Şeybani Han'ın ölümünden sonra Özbeklerde bir kargaşa baş göstermiştir. 1512'de Hive elden çıkmış, 1740'a kadar iç çekişmeler devam etmiş, 1740'ta İran hükümdarı Nadir Şah, (1736-1747) Ebu'l-Feyz Han (1717-1748)'ın idaresindeki Buhara'yı ele geçirmiş ve 1748 de Ebu'l-Feyz'in öldürülmesinden sonra Özbek Hanedanlığı sona ermiştir. 1753 tarihinde Buhara'nın başına Muhammed Rahim'in geçmesiyle, Mangıt Hanedanlığı dönemi başlamış ve bu 1920'ye kadar devam etmiştir.
    Özbeklerde devlet teşkilatı eski Türk geleneklerinin aynıdır. Devlet meclisindeki protokol Oğuz Kağan ve Dede Korkut'taki gibidir. Özbekler içerisinde Kazak ve Kırgız boylarını görmek mümkündür. Yani birbirine karışmışlık söz konusudur. Tarihçi Prof. Dr. Z. V. Togan, Cengiz ve oğulları zamanında Türk ve Moğol unsurlarının kaynaşmasının ne kadar muayyen olduğunu vurgulamak için, bugün mevcut Nogay, Özbek, Kazak, Başkurt gibi büyük camiaların hepsinde müştereken mevcut kabile ve oymakları tespit etmek kafi gelir, demektedir. Bugün Özbekistan olarak bilinen cumhuriyet içerisinde Kongrat, Nayman, Kineges, Mangıt, Toyaklı, Saray, Barın, Üç Urug, Burgut, Arlat, Kanglı, Kırk, Bataş, Kara Kalpak gibi boylara rastlamak mümkündür.

    Çarlık Rusyası Zamanında Özbekler
    Mangıt olmuştur olan Emir Said Haydar (1801-1826) zamanında Özbekler oldukça gelişmişlerdir. Düşmanlarıyla mücadele ettiği gibi ilme de önem vermiş olmasına rağmen, ölümünden sonra karışıklıklar ve iç çekişmeler yüzünden emirlik zayıflamıştır. 1826 da tahta çıkan Nasrullah Han (1826-1860) Rus tehlikesi hakkındaki İngiliz uyarılarını dikkate almamıştır. Yerine oğlu Muzaffereddin (1860-1885) geçmiştir.
    Daha sonra Rusların Türkistan'a karşı daha ciddi olarak harekete geçtiklerini görüyoruz. Güneyde Hive Hanı Muhammed Rahim bir müddet müdafaadan sonra şehri bırakır ve Taşkent 29 Haziran 1863 tarihinde Rus askerlerine kumanda eden General Çernayev tarafından ele geçirilir.
    İlk devirlerde Buhara Emiri Taşkent'teki Rus Umumi Valisi ile değil, doğrudan doğruya Petersburg Hükümeti ile münasebette bulunuyordu. Ayrıca Türkiye'ye de hususi bir elçi gönderip siyasi bir münasebet kurmuş idi. Fakat çok geçmeden Buhara'nın Osmanlı Devleti ile temasını Ruslar menettiler. Hanlığın siyasi bağımsızlığı gibi askeri gücü de ortadan kaldırıldı.
    Emir Gıyasedin'in 1885 yılında vefatından sonra yerine geçen oğlu Abdü'l-Ahad (1885-1910) zamanında, Buhara tamamıyla Rus nüfuzuna girmiş ise de, Özbekistan'da yer yer ayaklanmalara rastlanmaktaydı ki, bunlardan biri 1898 deki Fergana ayaklanmasıdır. Ondan sonra başa geçen oğlu Mir Alim'in (1910-1920) saltanatı sonunda Buhara Devleti yeni Sovyet rejimi tarafından ortadan kaldırılmıştır.

    Sovyetler Birliği Döneminde Özbekler
    Rusya'da 1917 İhtilalinden sonra rejim değişmiş ise de, Türkler açısından değişen bir şey olmamıştır. Mustafa Çokay 1917-1918 yılları arasında kısa bir süre için şimdi Özbekistan 'ın bir kısmı olan Fergana vadisindeki Hokand'da müstakil bir devletin başkanı oldu. Fakat malesef doğup büyüdüğü topraklarda değil, binlerce kilometre uzakta bir yerde; Almanya'da 1942 yılında öldü.
    1919 yılı başlarında Fergana bölgesindeki Sovyet Rus kıtaları komutanlığı Fergana'daki Basmacı Hareketini yok etmek için geçici bölge komisyonlarını kurmuş ve bu komisyonların teşkilatlandırılmasına dair talimatlar yayınlamışlardır.
    11 Ağustos 1919'da Rus Generali M.W. Frunze'nin kumandası altında Türkistan Cephesi kuruldu. Frunze, Türkistan Cephesi mensuplarının başında 22 Şubat 1920'de Taşkent'e geldiğinde, şehirde bulunan Sovyet Rus memurlarının görevleri de o nispette arttı. 13 Mart 1920'de Lenin'e şu telgrafı çektiler:
    "Türkistan'ı ve onunla birlikte bütün Rusya'yı Sosyalist ihtilalin düşmanlarının eline bırakmaktansa, savaşarak ölmeye hazırız." 1921 temmuzunda Mustafa Kemal Paşa'nın isteği ile Buhara'ya gelen T.B.M.M üyelerinden İsmail Suphi Soysallıoğlu'nun teşebbüsleri ile bir "Türkistan Milli Birliği" teşkilatı kurulup başkanlığına da Zeki Velidi getirildi. Enver Paşa liderliğindeki Basmacılık denilen hareket ise olumsuz neticelendi. 1924 yılındaki düzenlemeler ile bugünkü cumhuriyetler teşkil edildi. Özbekistan'ın teşekkülü sırasında, yani 1924 te Tacikistan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de Özbekistan'a katılmıştır. 1929 da ise Tacikistan'a ittifak cumhuriyeti statüsü kazandırılarak Özbekistan'dan ayrılmıştır. 1926 daki sayımda Tacikistan ve Kırgızistan'da oldukça mühim bir Özbek azınlığın olduğu görülmüştür. Sovyetler zamanında da Özbekistan'da baskı ve sindirme politikası devam etti. Özbekler tarımın zorla kollektifleştirilmesi politikalarına da karşı olmuşlar, 1930 da mukavemetleri en üst düzeye ulaşmıştır.
    İkinci Dünya Savaşında Avrupa kısmındaki fabrikaların sökülerek personeli ile birlikte Özbekistan'a yerleştirilmesi, Avrupalı nüfusun artışına sebep olmuştur. 1945 yılından bu yana artan ekonomik kalkınma işgücü ithalinde de paralel bir yükselme göstermiştir. Nitekim 1959 sayımı bütün cumhuriyet içinde 5 milyon olan Özbek'e karşılık 1 milyon Rus'un bulunmasına rağmen, Rusların Taşkent başta olmak üzere diğer şehirlerde de sayı bakımından Özbekleri geride bıraktığını ortaya çıkarmıştır. Hızlı bir nüfus artışı gösteren Özbekistan'da Tacikler de sayıca artmaktadır. 1963 Martındaki seçimlerden sonra kurulan yeni hükümetteki 34 sandalyeden 13 ünü Ruslar almışlardır.
    Sovyet dönemi idari sisteminde, kasaba ve şehirlerde propaganda merkezi olarak mahalle cemiyetleri kurulur, buralarda mahalle hayatını kontrol eden komiteler seçilerek komünist propagandası yapılan konferanslar tertip edilirdi. Öyle ki Özbekistan'da bir zamanlar Türk demek Türk tarihiyle meşgul olmak ünlü Türk büyüklerinin isimlerini almak gibi şeyler, Pan-Türkizm ya da Turancılık sayılmıştır. Dedesi Enver Paşa'yla birlikte Basmacı isyanında Ruslara karşı yıllarca çarpışmış olan Hukuk Fakültesi Dekanı Enver Agzamhoca'nın babası oğluna Enver adı koydu diye yıllarca baskı görmüştür.
    Bağımsızlığa kavuşmadan önce Moskova'nın kendilerine tahsis ettiği yıllık bütçe 10 milyar Ruble olan Özbekistan'ın, kendi kaynaklarını kendi ihtiyaçlarına kullanmaya başladıktan sonra bütçeleri 80 milyara çıkmıştır. Sovyet rejiminin ülkeyi nasıl sömürdüğüne dair bir örnek de, eski Özbek lideri Reşidov'un Semerkand'daki bir Türk-İslam sanat şaheseri olan Registan Külliyesinde, altın yaldızları dökülen bir cami kubbesi için Sovyet makamlarından istediği bir miktar altının hikayesidir. Sovyetler yılda 75 ton altın aldıkları Özbekistan'dan bu iş için istenen 3 kilo altını bile vermemişlerdir.
    1945'ten sonraki yıllarda Özbekistan Bakanlar Kurulunun başında bir Özbek bulunmasına rağmen, yönetimin en üst kademesinden en alt kademesine kadar Rusların kontrolü söz konusuydu. 1940 larda Özbekistan'da sanayi dallarında, elektrik enerjisi, ulaştırma ve haberleşme konularında bir bakanlık olmadığından, bunlar doğrudan Moskova tarafından denetleniyordu. Ancak bu durum sadece Özbekistan'a mahsus değildir. Bütün Türk Cumhuriyetlerinde aynı uygulama görülmekte idi.

    Bağımsız Özbekistan Devleti
    Özbekistan, 20 Haziran 1990'da egemenliğini, 1 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan etmiştir. 29 Aralık 1991 tarihinde düzenlenen referandumla bağımsızlık ilanı onaylanmıştır

    Coğrafi ve Demografik Yapı

    Bağımsız Özbekistan'ın 447.400 km2'lik bir yüzölçümü bulunmaktadır. Özbekistan; Kazakistan, Tacikistan, Afganistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'a komşudur. Başkenti Taşkent'tir. Nüfusu: 26.851.195 (Temmuz 2005) [1] dir.
    Önemli şehirleri, Namangan , Fergana , Andican , Semerkand , Buhara , Hiva ,Kokand , Karşı , Urgenç ve Nukus'dur.
    Önemli nehirleri: Surhanderya, Serabat, Karaderya, Zerefşan, Koskaderya ve Sah’dır. En büyük gölü Aral'dır. Diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi iklimi, yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve karasal iklimdir. Özbekistan’ın % 70’i Özbek’tir. Özbeklerin dışında %15 diğer Türk boyları ve %10 Rus nüfus Özbekistan topraklarında yaşamlarını sürdürmektedir. Özbekistan’daki Türk nüfusun tamamına yakını Müslümandır. Rusların İslam dinini ve Türklük bilincini unutturmaya çalışmasına rağmen Özbekistan’daki Müslüman-Türk soydaşlarımız milli benliklerini muhafaza etmesini bilmişlerdir.
    Ülkede halen Halk Demokratik Partisi ile Vatan Terakkiyet Partisi bulunmaktadır. İlk parlamento seçimleri 1994'te yapılmıştır. Yönetim biçimi Cumhuriyettir. Özbekistan Cumhuriyeti AGİK, BM ve diğer uluslararası kuruluşlara üyedir. Devlet tekelinde olan, bir Özbekistan Devlet Televizyonu ve Yayın Kuruluşu yanında 3 tane de özel televizyon kuruluşu vardır. Bunlar; 31.Kanal, 29.Kanal ve Markaz TV.'dir.

    İdari Teşkilatı
    Özbekistan idari teşkilatı 12 eyalet (viloyat), 1 özerk cumhuriyet -- Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti (Qaraqalpaqstan Avtonom Respublikasi), ve 1 bağımsız şehirden -- Taşkent Şehri (Toshkent shahri) oluşmaktadır.

    [​IMG]

    Özbekistan haritası


    Ekonomisi
    1991'den sonra bağımsız Özbekistan Merkez Bankası kurulmuştur. Özbekistan çok zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Altın, doğalgaz, alüminyum, tungsten, kömür, mermer yatakları ön sıradadır. 1991 verilerine göre yılda 41 milyar m3 doğalgaz üretilmektedir.
    özbekistan Sovyetler Birliğinin dağılmasında sonra bağımsız kalmasına rağmen herhangi bir ekonomik alt yapısı ve sanayisini yönetebilecek bir yapıya sahip olmadığı için Rusya Ukrayna ve Beyaz Rusya'nın kurdukları Bağımsız Devletler Topluluğu'na (BDT) üye olmuştur. Ancak kendi ekonomilerini yaratabilmek amacıyla Bretton Woods sistemi içindeki örgütlere üye olmuştur (IMF, Dünya Bankası v.b.). Bu kuruluşların özellikle IMF'nin politikalarını benimsemesine rağmen aynı özelliklere sahip diğer Orta Asya devletlerine nazaran daha uzun zaman dilimine yaymışlardır özelleştirme politikalarını. Ayrıca özelleştirme yapılam kurumlar genellikle hizmet sektörüne ait kurumlar olmuştur. Sanayi kuruluşları ise genel olarak devletin kontrolü altında kalmıştır. Bu sayede işsizlik sorununu diğer devletlere oranla daha az yaşamışlardır. Sanayi kurumlarının özelleştirilmede geri planda kalması dış yatırımları azaltsada şuan ki durumları itibari ile diğer Orta Asya devletlerinden daha iyi bir konumda yer almaktadır (Kazakistan hariç).
    Dünyanın kaliteli altını burada üretilmekte olup, yıllık 80 ton altın üretimiyle dünya sıralamasında yerini almaktadır. Bakır rezervleri 800 milyon ton olarak varsayılmaktadır. Kömür üretimi yıllık 6 milyon tondur.
    Özbekistan karasal iklime sahiptir. Bu nedenle ülkenin % 9'u tarıma elverişlidir. Özbekistan'da, pamuk önemli yer tutmaktadır ve ülke dünyanın dördüncü pamuk üreticisidir. Özbekler buğday, meyve, sebze, ipek ve pirinç yetiştirmektedirler. Ekonomik yapı ise tarım ağırlıklıdır.
    Nüfusun %30'u tarım sektöründe çalışmaktadır. Tarımsal üretim kolhozlar, solhozlar, meşhozlar (devlet kuruluşları) aracılığıyla yapılmaktadır.
    ÜIke ekonomisinde hayvancılık da önemli yer tutmaktadır. Sığır, koyun, keçi ve kümes hayvanları vardır. Yıllık yün üretimi 1994 verilerine göre 20.000 ton civarındadır. Ve özellikle astragan kürk koyunculuğu büyük önem kazanmıştır ve ihraç edilmektedir. Özbekistan sanayisi daha çok petro-kimya ağırlıklıdır ve yılda 1.5 milyon ton gübre üretmektedir. Ayrıca pamuk üretimine dayalı olarak kimya sanayii de gelişmiştir.
    1990 yılı verilerine göre: Sanayi % 35, tarım % 34, inşaat % 14, ulaşım %5 ve diğerleri %12'dir.
    Hafif sanayi ürünleri ise ipekli ve pamuklu kumaşlardır. Aral gölü kıyısında havyan üretme ve işleme tesisleri bulunmaktadır.

    Eğitim ve Sağlık
    Sovyet baskılarına karşın Özbekler kurdukları okullarda dillerini ve kültürlerini korumuşlardır. Şu anda Özbekistan'da 4 binin üstünde okul, 4 milyon da öğrenci bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yapılan düzenleme ile ilköğretim 8 yıla çıkarılmıştır. Halkın eğitim düzeyi oldukça yüksektir. Özbekistan'da Semerkant Devlet Üniversitesi eğitim hayatında önemli yer tutmakta ve bütün enstitüleri içinde toplamaktadır.
    Sağlık ve Sosyal Güvenlik için 1992-1993 yıllarından sonra Özbekistan'da fonlar oluşturulmustur. Ayrıca yaşlılık, sakatlık ve aile yardımları için işlemlere başlanmıştır. Bunlardan başka Devlet Sigorta Fonu kurulmuştur.
    Sağlık hizmetleri büyük ölçüde devlet tekelindedir. Devletin verdiği sağlık hizmetleri ilaç bedelleri dışında ücretsizdir. Bu hizmetler hastahaneler , doğumevleri ve dispanserler eliyle yürütülmektedir. Son birkaç yılda özel kuruluşların da sağlık hizmetleri alanında hizmet vermesi serbest bırakılmıştır.

    Özbekistan Dış Politikası
    Özbekistan denize çıkışı olmayan bir ülkedir. Daha çok hammadde ihracatına dayaluı bir ekonomisi vardır. Bu nedenle ihraç mallarını açık denizlere taşıyabilmek için komşularına ve büyük dış sermayeye ihtiyacı vardır.
    Rusya'nın ülke üzerindeki etkisi Sovyet mirası olarak devam etmektedir. Bu etki ekonomiden dış siyasete geniş bir alana yansımıştır. Rusça yaygın bir dildir ve hatırı sayılır Rus azınlık Rusya ile bağlantılara yeni boyutlar katmaktadır.
    Özbekistan'ın 'gerçek bağımsızlığı'nın Rusya'dan uzaklaşmaktan geçtiğini düşünen genç Özbekistan'ın yöneticileri bunun için ABD, AB, Çin, Türkiye ve İran gibi ülkelerin dengeleyici olmasını ummuşlardır. Türkiye özellikle ekonomi ve eğitim alanlarında önemli yatırımlara imza atmış, ancak Özbekistan'ın ihtiyaç duyduğu dengeleyici güç olamamıştır. Özellikle İslam Kerimov Türkiye'nin özbekistan muhalefetine destek verdiğini düşünmüş ve Türkiye'ye mesafeli davranmıştır. ABD ve Avrupa'dan beklentiler ise Andican Olayları'ndan sonra paranoik bir korkuya dönüşmüştür. Kerimov Yönetimi AB ve ABD'nin kendisini düşürmek istediğini düşünmektedir. Bu çerçevede Batılı yayın organlarının ülkedeki ofisleri dahi kapatılmıştır. ABD Üssü de kapatılırken, Kerimov tekrar Rusya ve Çin'e yönelmiştir.[2] Çin'e ve Rusya'ya yaptığı ziyaretler ve bu ülkeler ile ilişkileri yoğunlaştırma çabaları bunun açık kanıtlarıdır. Ayrıca Özbekistan'ın 16 Ağustos 2006'da Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne (CSTO)tekrar geri dönüşü de Rusya'ya yöneliş ve dış politikada yeni arayışların göstergesidir [3] Bu çabalara rağmen ABD, Özbekistan ile ilişkileri yeniden geliştirmek için fırsat kollamaktadır. Ne var ki Batı'nın kendi rejimine karşı olduğunu düşünen Kerimov için Batı ile ilişkilerin düzelmesi zaman alacaktır.

    Özbekistan-Türkiye Ekonomik İlişkileri
    Özbekistan’ın Türkiye ile olan toplam ticaret hacmi, 2003 yılında 272 milyon, 2004 yılında yüzde 40 dolayındaki artışla 388 milyon dolar oldu. 270 dolayında Türk işadamının bulunduğu Özbekistan’daki toplam Türk yatırımı da 1 milyar dolayında seyrediyor.
     
  4. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye


    Özbekistan Resimleri - Manzaraları - Şehirleri
    [​IMG]
    Buhara
    [​IMG]
    Kulekdas Medresesi Yanında Cuma Camii
    [​IMG]
     
  5. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Özbekistan Harezm Mamun Akademisi

    Orta Asya'da Ceyhun (Amuderya) Irmağının Aral Gölüne döküldüğü yerin güney kesimleri, Harezm (Harzem) adıyla anılır.Tarih de; burada hüküm sürenlere Harezmşahlar (Harzemşah)' M.S. 1097-1231'denilmiştir. Her ne kadar dünyada bilim ve kültürünün oluşmasında tüm halkların katkısı varsa da; Orta Asya'nın dünya uygarlığının gelişmesine büyük katkısı olmuştur.Orta çağlarda Harezm Bölgesinde bir çok ulema çıkmıştır. Hem de bir çok bilimsel okul, merkez ve akademiler faaliyet göstererek o zamanki bilimin gelişmesine öncülük etmiştir.


    XI.Yüzyılda Harezm Mamun Akademisi sözü konusu merkezlerden birisi sayılır.

    X.yüzyıl sonu XI.yüzyılın başlarında Harezm politik asayişlik, ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamının yükselmesi hem de Harezmşah Mamuni'lerin bilim adamlarına olan saygı ve sevgiye dayalı itibar bu dönemin en meşhur ve göze çarpan alimlerinin Gurganç'da (günümüzde Urganç veya Gürgenç) toplanmasına neden olmuştur.

    992 tarihinde Gurganç'ta hükümete yeni bir emir ' Abu Ali Mamun gelmiştir. Abu Ali Mamun ve onun oğlu Abu-l-Hasan Ali İbni Mamun'un (999-1009) sarayında bir çok alim faaliyet yürütmüştür. Ali İbni Mamun'un vefatından sonra Harezm tahtına oturan Abu-l-Abbas, Mamun İbni Mamun Harezm Şahlar Sarayındaki bilimsel gelenekleri devam ettirerek, o dönemin alimlerine itibarla davranmıştır ve bilimsel araştırmalara geniş imkanlar sağlamıştır.

    Saray veziri Abu-l-Huseyin Ahmad İbni Muhammed as-Sahli'nin bilimli, edebiyat, şair ve genel olarak bilime değer veren insan olduğu Harezm Şah sarayında bilimsel dernekleri daha da genişletmek ve verimli kullanılmasını sağlamaya yönelik çalışmalarından görülebilir.
    Eski kaynaklardan alınan bilgiler, Mamun İbni Mamun sarayında alimlerin büyük bir grubunu topladığını ve Harezmşah onlara maddi destek sağladığını göstermesine rağmen, söz konusu bilimsel yerin ne zaman oluştuğu ile ilgili net bir bilgiyle rastlanmamıştır. Ancak bilimsel kaynaklarda Abu Reyhan Beruni (973-1048) ve İbni Sina'(980 - 1037 )nın Gurganç'a geldiği 1004 tarihi, bu akademinin oluşturulduğu tarih diye kabul edilmiştir. Bununla beraber Beruni ve İbni Sina'lara kadar olan dönemde de Harezmşah sarayında bilimsel koşul ve alimlerin bulunduğu dikkate alınırsa, Harezm Mamun Akademisi'nin yukarıda belirtilen tarihten önce de mevcut olduğunu kabul etmek gerekir.
    Samanoğulları Devletine ait Buhara Kütüphanesi'nin yakılması da bu tarihlere rastlar.

    Mamun Akademisi kısa bir zaman, yani 1017 tarihine kadar faaliyet yürütmesine rağmen, burada astroloji, matematik, tıp, kimya, coğrafi, madencilik gibi fen bilimleri ile aynı sırada tarih, felsefe, edebiyat, dil, hukuk ve diğer sosyal bilimleri de gelişmiştir.
    Özel olarak, astroloji alanında yürütülen araştırmalar sonucunda eski dönem alimlerince oluşturulan astroloji tablosunda değişikler yapıldı. Ayrıca astrolojik cihazların yapımı ve yıldız koordinasyonunun hesaplanması konusunda araştırmalar yürütülmüştür. Beruni Haziran 1004 tarihinde Ay tutulmasını izlemiştir.

    Akademide matematik alanındaki çalışmalar Abu Mansur İbni Irok, Beruni ve Abu-l-Hayr Hammor gibi isimler tarafından yürütülmüştür. Beruni'nin üstadı İbni Irok matematik ve astrolojiye ait 30'a yakın bilimsel eser yazdı. Beruni tarafından yazılan 150'e yakın bilimsel eser arasında astroloji ve matematik alanlarına ait çalışmalar büyük öneme sahiptir. Özellikle eşit kenar üçgenler hakkındaki teori sahibi Abu-l-Hayr Hammor'un ismi, 'Hammori Teoreması' (aş-Şekil al-Hammori) ismiyle meşhur olduğu bilinir.

    Alkimya bilimini kimya alanına yakınlaştırılmasında Beruni ve İbni Sina'nın büyük önemi vardır. Beruni'nin maddelerin nispi ağırlıkları ve onların özellikleri ile ilişkili olduğu hakkındaki fikri ve düşünceleri 'Nispi Ağırlık' adlı eseri de Gurganç'ta yazılmıştır. İbni Sina maddelerin değişimi konusuyla ilgili kimya laboratuar sonuçları 'İksir Hakkında' adlı eserinde söz etmiştir. Bilindiği gibi, bu eser 1005-100 tarihleri arasında Harezm'da telif edilmiş.

    Harezmşahlar sarayında tıp alanında çalışma yürüten alimler arasına Abu Sahl al-Masihi, Abu-l-Hayr Hammor, İbni Sina hem de Beruni'yi katmak mümkün. Matematik alanında 'Hammori Teoreması' ile tanınan Abu-l-Hayr Hammor tıp alanında 'İkinci Hipokrat' ismine sahip olmuştur. Abu-l-Hayr Hammor çoğunlukla Tıp alanının teorik kısmıyla meşgul olup, astroloji, yaşlıların diyeti, doktorları deneme yöntemleri, gıda maddeleri ve epilepsi (sara hastalığı) konularını kendi eserlerinde ele almıştır.

    Abu Sahl al-Masihi, Hammor'dan farklı olarak pratik tıp ve tıbbi eğitim konularında çalışma yapmıştır.

    İbni Sina Harezm'da sadece beş yıl yaşamasına (1005-1010) rağmen, burada sağlığı koruma konusuna ait 'Zararları Yok Etmek' (Daf al-mador) adlı önemli bir eser yazmıştır.

    Harezm Mamun Akademisinde coğrafi alanında yapılan çalışmalar, özellikle Beruni araştırmaları önem kazanmıştır. Bilindiği gibi, coğrafik biliminde Beruni'nin çalışmaları büyük öneme sahiptir. On altı yaşında iken, bulunduğu yerlerin coğrafi genişliğini tespit etmek ile uğraşmıştır ve Kiyat (Harezm yakınlarında) şehrinin coğrafik genişliğini ölçmeyi başarmıştır. Beruni 994 yılı Amuderya'nın batı sahili Jurjonya ile Kiyat arasındaki Böşkanz köyünde ekliptiğin ekvatora göre çap değerini net bir şekilde ölçmeye başarmıştır. 995 tarihinde Kiyat şehrinde yaşayan Beruni, burada dünyayı globus şeklinde göstermek konusundaki uğraşı sonucunda yaptığı globus doğudaki ilk ve rölyefli globus olması nedeniyle büyük öneme sahiptir. Beruni Gurganç'ta yürüttüğü bilimsel faaliyetinde coğrafyanın bir kaç alanları doğa coğrafi, hidroloji, mineraloji gibi konularıyla ilgili araştırmaları olmuştur.

    Harezm Mamun Akademisi'nde fen bilimleriyle birlikte sosyal bilimler de geniş çapta yer almıştır. Felsefede gelişen felsefi tesisleri tabanında Abu Rayhan Beruni ve İbni Sina arasında yürütülen yazışmalar büyük öneme sahiptir. Bu yazışma, Aristotel kitabına ait iki büyük ulemanın soru-cevapları ve onların felsefi bakış açılarından oluşmaktadır. Beruni ve İbni Sina yazışmalarında yaşadıkları dünya dışında başka dünyaların varlığı hakkında iki ulema arasında ciddi boyutta fikir alış-verişi yapıldığı görülmektedir. Orta Çağ batı mütefekkiri Aristotel'in dünyanın sınırlandığı hakkındaki felsefesinin egemen olduğu bir dönemde Beruni tarafından dünya dışında başka dünyaların varlığı hakkındaki tahminleri bu allamenin felsefi bakış açısının ne kadar geniş olduğunu ispatlamaktadır.

    Genel olarak baktığımızda bu kaynaklar, iki büyük alimimizin Mamun Akademisi dönemindeki felsefi faaliyetleri ve uğraşları hakkındaki düşüncelerimizi daha da zenginleştirme imkanı sağlamaktadır.
    Akademide tarih bilimi de gelişmiştir. Beruni, Harezm'da tarih alanında mevcut olan bilim geleneklerini devam ettirerek 'Harezm'in Meşhur Kişileri veya Harezm Tarihi adlı kitabını yazdı. Ancak günümüze kadar bu eserin tümü iyi korunamamıştır. Sadece bu eserin büyük parçası Abu-l-Fazil Bayğaki'nin Sultan Masud Gaznavi'ye adanan Tarihi Masudi eseri aracılığıyla gelmiştir. Bunun dışında bu yazarın Yadigarlıklar, at-Tafkım ve Hindistan adlı eserlerinde de önemli tarihi bilgilere rastlamak mümkündür.

    X ' XI. Yüzyılda as-Saolibi tarafından yazılan Garip Bilgiler (Latoif al-maorif), XII. Yüzyılda yaşamış as-Samoni'nin Nasablar Hakkında Kitap (Kitab al-ansob), Yokut al-Kamavi'nın Adiblar komusı (Mucam al-udabo) ve diğer birkaç kaynak eser aracılığıyla edilen bilgilere göre, Mamun sarayında sanat ve edebiyatçılık çalışmalarına da ayrıca itibar verilmiş. Bu nedenle o dönemin çoğu meşhur sanatçıları Harezmşah sarayında toplanmış. Onlar arasında Ahmad İbni Muhammad İbni Sahri, Abdulloh İbni Hamid, Adu Said İbni Şabib, Abu-l-Hasan İbni Mamun, Abu Abdulloh at-Tohir, Ibrohim Rakkoni gibi şairlerin şiiri divan ve eserler mevcuttur. Sanata merakı olan vezir as-Sahli kendisi şiir yazmakla beraber saraydaki bilim adamlarına her yönden desteklemiştir.

    Bu dönemde Harezm'de bir kaç dil bilimcisi de kendi çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu dönemin bilimsel dili olarak sayılan Arapça gramerini yeniden düzenleyip, lügat ve dil öğrenilmesi konularında eserler yazılmıştır.

    Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İslam Karimov'un kararnamesiyle Harezm Mamun Akademisi Hive şehrinde 1997 tarihinde yeniden hak ettiği statüsüne kavuşmuştur.

    Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu tarafından Harezm Mamun Akademisi'nin 1000.yılının kutlamaları hakkında 9 Kasım 2004 ve 1 Kasım 2005 tarihli kararlarının kabul edilmesi, önceden belirli bir alanın uzmanlarınca bilinen Harezm Mamun Akademisi'ni detaylı şekilde öğrenmek ve bu konuda yeni araştırmaların ortaya çıkmasını sağlamak, hem de zengin bir bilimsel ve manevi mirasın Türk halklarına ve uluslararası topluma tanıtmak açısından önem arz etmektedir.





    Süleyman MERDANOĞLU

    KAYNAK:
    1- Özbekistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Verileri
    2- Xorazm Ma'mun Akademiyasi
     
  6. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Özbekistan Müziği

    Kökeni göçebe Türk kabileleri olarak bilinen Özbek Halkı'nın zengin müzikal birikimi, ataları Doğu İran Kabileleri olan Tacik halkiyla yoğun bir etkileşim oluşturarak zaman içinde son derece karmaşık bir sanat düzeyine ulaşmıştır. Başlangıçta çesitli enstrümantal ve vokal melodiler kullanan Özbek müzisyenler, bu yapilardan daha geniş ve bütünlüklü yapıtlar ortaya çıkarmışlar ve bunları günümüze dek nesilden nesile aktarabilmişlerdir. Özellikle IX. yy.'dan sonra kurulan profesyonel müzik loncaları Özbek müziği için önemli bir köşe taşı niteliğindedir. Ciddi bir çalısma alanı olarak ortaya çıkan profesyonel müzisyenlik sayesinde Özbek makomu (makam) mükemmel bir düzeye ulaşmıştır. Makomlar, belli melodik dizilere bağlı kalınarak bestelenmiş bir çok vokal ve enstrümantal bölümden oluşan bütünsel yapılardır.

    Özbek ve Tacik geleneksel müziğinde Fergana Vadisi'nde gördüğümüz yerel makomlar dışında, adlari Burzuk, Rost, Navo, Dugok, Segok, Irok olmak üzere altı ana makam bulunur Bu altılı makom sistemine Sakmak denir. Makomların birinci bölümü (muskilot) enstrümantal beş parçadan, ikinci bölümü ise (nasr) dört vokal bölümden oluşur. Vokal bölümlerin sözleri genellikle büyük Özbek ve Tacik şairlerden (Cami ve Sadi gibi) alımnmıştır. Özbek ve Tacik geleneksel müziğinde nefesli, telli ve vurmalı çalgıların çesitli kombinasyonlarindan olusan bir çok çalgı topluluğu türü vardir.

    Özellikle vokal müzik geleneği İran etkisini açıkça içerse de özgünlüğünü yitirmemiştir ve bir dereceye kadar kulağımıza aşina, alabildiğine içli bir şarkı söyleme tarzı olarak karşımıza çıkar.

    Kaynak : Muammer Ketencoglu


     
  7. avatar

    avatar Üye

    Eline Sağlık Paylaşım İçin Teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş