Öyleyse ne - Ahmet Altan (27.02.2010)

'Köşe Yazıları' forumunda Siraç tarafından 27 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Öyleyse ne - Ahmet Altan (27.02.2010) konusu Öyleyse ne

    Peki, neydi o afur tafur, “İstanbul’daki sorgulamalardan rahatsızız, onun için bütün orgeneraller burada toplandık” açıklamaları, gerginlikler, “darbe olacak” söylentileri, Çankaya zirveleri?

    Askerî savcılığın görevlendirdiği bilirkişi, “Balyoz Darbe Planı’nın” varlığını kabul etmiş.

    Sabah
    gazetesinin verdiği haberi dün sivil savcılık da doğruladı.

    Darbe planlarının varlığını askerî bilirkişi kabul ettikten sonra Genelkurmay neden rahatsız oluyor?

    Ordunun bünyesinde böyle darbe planlarının hazırlanmasından rahatsızsa niye “soruşturmadan” rahatsız olduğu duygusu uyandıracak bir açıklama yapıyor?

    Neden kendi içinde soruşturma açtırıp suçluları ortaya çıkarmıyor?

    Zaten Ankara’da yaşananların tümünde bir tuhaflık ve anlamsızlık var.

    Genelkurmay’da orgenerallerle oramirallerin toplanıp “yargıya müdahale” anlamına gelecek bir bildiri yayınlamaları da, Başbakan’ın, kendisine bağlı bir devlet görevlisiyle “zirve” düzenlemesi de garip davranışlar.

    Ortada bir darbe planı varsa, bu planın belgeleri bulunuyorsa, bu belgelerin gerçekliği bilimsel olarak kanıtlanıyorsa, artık öyle açıklamalarla, zirvelerle yargıya müdahale edemezsin.

    Balyoz Planı’nın saklanabilecek bir yanı yok.

    Eldeki belgeler durumu açıkça ortaya koyuyor.

    Korkunç planlar çıktı o darbe planının içinden.

    Kendi camimizi bombalamak için “harekât emirleri” yazıldığı, subaylarla astsubayların bu iş için görevlendirildiği belgelendi.

    Genelkurmay Başkanı, biz bu harekât emirlerini yayımladığımız zaman televizyon kameralarının önüne çıkıp, “Allah Allah diye saldıran ordu cami bombalar mı, lanetliyorum bunları” demişti.

    Dün, “cami bombalamak” için hazırlanan harekât emirlerinde adı geçen bütün subaylarla astsubaylar gözaltına alındı.

    Savcılar, şimdi “cami bombalama” planlarını soruşturuyor.

    Bu, benim gördüğüm en çılgınca planlardan biriydi.

    Medyanın bir kısmı ise bu korkunç planların yayımlanmasını “orduyu yıpratmak” olarak sunmaya uğraştı.

    Bu medyanın ordu ve darbe hayranlığının sonu yok.

    Utanma duygusunu falan bir kenara atmışlar artık.

    Ordunun en korkunç planları hazırlamasını bile “mubah” görüyorlar.

    Askerlerin “siyasi iktidarları” devirmesini ve devirme hakkına sahip olmasını cansiperane bir şekilde savunuyorlar.

    Uzun uzun hukuk tartışmaları yapıyorlar ve “cami bombalamak” için plan yapmanın aslında suç olmadığı sonucuna varıyorlar.

    Değişik bir hukuk anlayışları olduğu çok açık.

    Medyanın “hukukunda” ordunun suç işlemesine mani olabilecek bir madde bulunmuyor.

    Üstelik böyle şeyler yazıp konuşmaları için birilerinin onlara emir verdiğini sanmıyorum, içlerinden öyle geliyor, bir balinanın sırtına yapışmış parazitler gibi orduya yapışmışlar, varlıklarını ordunun iktidarında sürdürmek için uğraşıyorlar.

    Buna da gazetecilik diyorlar.

    Darbe planlarıyla ilgili haberlerden kuşku duyuyorlar ama ordunun içinde birilerinin darbe planı hazırlayacağından kuşku duymuyorlar.

    Bir de “etikten, ahlaktan” söz etmiyorlar mı, en çok da ona bayılıyorum.

    Darbecileri değil gazetecileri eleştirmeyi “ahlaklı” bulan gazeteci tayfası herhalde bizim ülkeye özgü bir insan türü.

    Buranın omurgası çarpılmış.

    Darbe planları yapan orduyla çarpılmış, bunu alkışlayan medyayla çarpılmış, kendi memuruyla “zirve” yapan başbakanla çarpılmış.

    Şimdi sancılı bir operasyonla bu çarpılmış omurga düzeltilmeye uğraşılıyor.

    Bir gün darbecileri herkesten önce kendisi yakalayıp adalete teslim edecek bir ordumuz, darbeciliği ahlaksızca bulan medyamız olacak.

    Yazarları, “patronun kölesi” arzuhalciler sanan başbakanlar, “ağızlarından çıkanı kulaklarının duyacağı” bir hassasiyete kavuşacak.

    Ordusuyla, medyasıyla, başbakanıyla “demokrasiyi” kendi bünyesinin doğal parçası haline getirememiş bir kalabalık, her biri kendince bir özgürlük türüne karşı çıkarak varlığını sürdürüyor bu ülkede.

    Demokrasinin ve özgürlüğün ne olduğunu hiç bilmeyen, bunun somut örneklerini hiç yaşamamış bir toplumda demokrasiyi kurmak zor.

    Ama kaçınılmaz.

    Bütün bu insanlara inat bu toplum demokrasiyi buraya yerleştirecek.

    Bir saçmalık dönemi olarak anılacak bu yıllar.

    Ve, birçok insan yazdığından, söylediğinden utanacak.

    Ama onların “utancına” aldıran pek kimse olmayacak.

    Ahmet Altan / Taraf
     

Bu Sayfayı Paylaş