Ölüm Bahçesinde Saklambaç Oynamak

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda KaRDeLeN tarafından 6 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ölüm Bahçesinde Saklambaç Oynamak konusu
    Ölüm Bahçesinde Saklambaç Oynamak



    Umutsuzluk, yürüdüğü yollardan en uzunuydu. Kader miydi yaşadıkları, yoksa başka bir şey mi bilmiyordu. Tek bildiği ilk oyuncağının silah olduğuydu. Oyunları saklambaçtı belki başka çocuklar gibi ama sobelenmek ölüm demekti. Ebeyse düşman. Önce ruhundan vurulmak vardı. Sonra bedeninden. Önce kendinden kaçmak vardı, sonra hayattan ve düşmandan.


    Çocukluğunu “savaşmak” esir almıştı.
    Daha küçücükken tanıdı hayatın en acımasız yanını. Duyduğu ilk ses ninni sesi değil silah sesi oldu. Geceleri oyuncak ayısına değil, silahına sarılıp uyudu. Çocukluğun saflığına, güzelliğine kilit vurup ruhunun en derin kuytularına sakladı. Kardeşlikten önce düşmanlığı öğrettiler ona, rengârenk bahçelerden çiçek toplamak yerine çorak topraklarda boş mermi kovanı toplamayı öğrettiler. Oyun oynamak yerine savaşı tanıdı önce. Kalem tutmayı öğrenmesi gereken elleri silah tutmayı öğrendi. Yağmur yağmazdı yaşadığı topraklara. Ve ilk tanıdığı koku anne kokusu ya da kardeş kokusu değil barut kokusu oldu. Umudu hayatın en derinlerine gizledi. Çocuk olmadan büyüyüverdi. Ama kendi kendine bir gün, belki bir gün bende mutlu olurum diyordu. Karanlık tüm sokaklara çökmüştü şimdi. Zehirli sarmaşıklar sarmıştı ruhunun duvarlarını. Hayat hançerini çocuksu yüreğine saplayıp kanatır olmuştu..

    Hayat en büyük darbelerinden birini daha konuşmayı öğrenmeden vurmuştu ona. Önce babası sonra annesi birer-birer kayıp gitmişti avuçlarından. Abisi ise daha 5 yaşındayken kucağında yummuştu hayata gözlerini. Ölmek nedir iyi bilirdi o. Önce bir kurşun sesi duymaktı ölmek. Sonra göğüsten sızan sıcak, kan. Dudaklarda kalan son kırık gülümsemeyle beraber gözlerini kapatıp elveda demekti hayata, ölmek.

    Peki, “yaşamak”. Yaşamak neydi? Çok uzun zaman önce bir şarkıda duymuştu yaşamayı. “”Yaşamak mutlu olmaktır” diye. Öyleyse doğmadan mezara girmiş olmalıydı çocuk bedeni. Tetiğe basışıyla hayata sıktı ilk mermisini. Neden bu kadar acımasızsın diye haykırdı ona cevap gelmedi. Cılız sesi yankılanarak uzaklaştı ve tekrar geri dönüp düğümleniverdi yüreğinde. Ama böyle olmamalıydı bunları hak edecek ne yapmıştı sanki. Karanlık bir odada gibiydi. Göremediği bir hayalet kovalıyordu onu. Uçurumun kenarında bile-bile boşluğa atıyordu adımını. Hayat ölümün ürperten şarkısını fısıldıyordu kulaklarına. Düşünecek nesi vardı sanki. Kaybedecek nesi vardı. Kim acımıştı ki ona, kim tutayım demişti ellerini, kim okşamıştı başını. Hayal sayfalarında korku dolu kovalayışlar yaşayıp kâbuslarla uyanmıştı. Şimdi ona kim anlatabilirdi ki hayatın güzelliğini. Anlatsalar da inanabilir miydi? Çok şeyi eksikti hayatının. Üşümek nedir o bilirdi sıcak havalarda. Perdeleri kapatmak nedir o bilirdi gün ışığına. Kalbinin yerini bir tek o bilirdi sol yanındaki acıyla. Ağlamayı o bilirdi. Hayatın kıyısında yaşamaktı onunki. Aydınlığa bir türlü çıkamamaktı zifiri karanlıktan. Gemilere binerdi bazen rüyalarında. İlk kez orada tanımıştı denizi, ilk atlıkarıncasına orada binmişti. İlk kez rüyasında sarılmıştı annesine. İlk kez doğduğunda öldü. Mevsim bilemedi hiç. İlkbahar göremedi. Baharda okşayamadı başlarını kuzuların. Sıcak bir yatakta yumup gözlerini pırıl-pırıl bir sabaha uyanamadı hiç. Yaramazlık yapıp üzecek bir annesi olmadı, öğütler alacak bir babası da…


    Hayatın en karamsarında umudun en uzağında yaşadı. Resimler çizemedi. Oyunlar oynayıp gönlünce gülemedi. Çocuk gibi yaşayıp, zamanında ölemedi. Son defa annesinin sıcak göğsüne dayayamadı başını, ölüme dayadı. Mutlu olmak belkide şimdiyeydi, umut şimdiye. Yaşamak şimdiyeydi belki…

    Elveda demeden terketti hayatı. Hayat onu hiç sevmedi çünkü. Ama oda hayatı sevemedi. Belki ölümü severdi. Ölüm sessizce girdi ruhuna. Çamura bulanmış ellerinden tuttu önce, kanayan yaralarını sardı. Okşanmamış başını okşadı, bir öpücük koydu alnına. Gülümsedi çocuk, elini tutup ölümün uzaklaştı. Yürüdü usulca; güneşe, umuta, cennnete, hayata…

    Cemile Gözde
     

Bu Sayfayı Paylaş