Çorum Hakkında Bilgi

'Karadeniz Bölgesi' forumunda =FiRaRi tarafından 15 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çorum Hakkında Bilgi konusu Çorum

    Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.

    Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.
    Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.
    ÇORUM ADININ KÖKENİ-
    Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.
    a- Bizans Kaynaklarına Göre
    Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.
    b- Danişmendname’ ye Göre
    Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.
    Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.
    c- Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre
    Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.
    d- Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.
    e- Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.
    İSLAM ÖNCESİ ÇORUM-
    Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.
    Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler
    Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.
    Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000
    Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.
    Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.
    Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000
    Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.
    a) Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000)
    Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar. Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir.
    Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.

    b) Orta Tunç Devri
    Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.

    Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)
    M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.
    Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.
    Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.
    Hitit Çağı (M.Ö. 1650-1200)-
    Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .
    Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşa’ dır. (Boğazkale)
    Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.
    Hitit Siyasi Tarihi-
    M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
    Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.
    Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”
    Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
    Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.
    Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
    Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.
    Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler.

    Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
    I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.

    II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
    Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)
    Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
    Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.
    Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
    Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
    Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.
    Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.

    Hitit Dili
    Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır.

    Hitit Dini-
    Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
    Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.

    Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
    Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.

    Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı
    Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.
    Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.

    Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması-
    M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
    Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.
    Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
    Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
    Frig Çağı
    Hitit Devleti’nin yıkılışından sonra, Anadolu’da 300 yıllık bir karanlık devir yaşanmıştır. M.Ö. 800 yıllarında Asur kaynaklarında “Muşki” olarak geçen Frigler, merkezi Gordion olmak üzere Kızılırmak yayı içindeki bölgede bir devlet kurarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Frigler’ in Çorum bölgesindeki yerleşme merkezleri Pazarlı, Boğazkale, Alacahöyük ve Eskiyapar’dır. Bu çağın önemli bir özelliği de, demirin uygarlığa girmesi ve “Demir Çağına“ Frigler’ le başlanmasıdır. M.Ö. 7. yy.’ ın ilk yarısında Kimmerler tarafından yıkılan Frigler; kültür ve sanattaki etkinliklerini M.Ö. 330’da Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesine kadar devam etmişlerdir.

    Frig Sonrası
    Kimmerlerin Frig devletini yıkmasından sonra Çorum bölgesi İran’da bir devlet kuran Med’lerin, daha sonra da Pers’lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 276’da Galatlar, Çorum ve çevresinde Hitit ve Frigler’ den sonra en çok iz bırakan devlettir. Roma İmparatoru Julius Cesar zamanında bölge, Romalıların eline geçmiş ve M.S. 395’te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Çorum ve civarı Bizans İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Bu devirde Çorum’un adını Yankoniye olarak görmekteyiz.

    Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş-
    Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.
    Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.
    Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır.
    Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.

    Anadolu'nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler'in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi'ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.
    Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır.
    Anadolu'nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.
    Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır.
    Danişmend Beyliği Zamanında Çorum
    Danişmend Ahmet Gazi tarafından Bizans’tan alınan Çorum, Danişmend Beyliği’nin Sivas koluna bağlıydı. Sonradan merkezleri Niksar olmuştur. 1174 yılına kadar bağımsız olan Danişmend Beyliği, Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan tarafından yıkılarak toprakları Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır.
    Danişmendliler zamanında Anadolu’nun büyük bir kısmı Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilmiştir. Ancak Haçlı ordularının Ankara’ya yürümesi üzerine, Ankara Emiri olan Fetih Han Çorum Sancağına çekilmek zorunda kalmıştır.
    Anadolu Selçukluları Zamanında Çorum-
    Çorum’un Anadolu Selçuklu Devleti’nin yönetimine katılması I.Kılıç Arslan zamanında olmuştur. Haçlılarla Çorum yakınlarında savaş yapılırken Çorum Beyi olan Obruna’nın Kılıç Arslan’a sığınmış olduğu ve şimdiki kalenin I.Kılıç Arslan tarafından yaptırıldığı değerlendirilmektedir.
    Çorum’un I. Kılıç Arslan tarafından alınması Danişmendliler ile aralarının açılmasına neden olmuştur.
    I.Kılıç Arslan’dan sonra Anadolu Selçukluları zamanında Çorum giderek gelişmiş olup, 1200 yılına ait bir tutanakta Camii Kebir (Ulu Camii) Pazar Camii, Abdi bey Camii Defterdar Camii, Burhan Kethüda Camii ayrıca Süleyman ağa Kütüphanesi’nin bulunduğu görülmektedir.
    II.Gıyasettin Keyhüsrev döneminde (1237-1245) Çorum yönetim bakımından serleşkerlik (Bölge Komutanlığı) şekline dönüşmüştür.

    Bu zamanda Baba İshak ismindeki bir dervişin, Türkmenler arasında taraftar toplayarak ayaklanması güçlükle bastırıldı. Baba İshak’ ın en yakın müridlerinden olan Baba İlyas Çorum’daki Türkmen beylerinden olup, Baba İshak’ın öldürülmesinden sonra Amasya’ ya geçerek şeyhliğine devam etmiş, yerine oğlu Aşık Paşa (Aşık Ali) geçmiş, daha sonra Aşık Ali’nin oğlu Elvan Çelebi şeyhliklerini sürdürmüşlerdir.
    Moğollar ile Anadolu Selçukluları arasında, 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşında, Anadolu Selçuklu Devletinin yenilmesi sonucu, Anadolu’da yeni bir karışıklık dönemi başlamıştır. Bu durum Çorum’u da etkilemiştir. Karahisar Temürliye sahip olan “Hüsamettin” bu karışıklıkta Çorum ve Osmancık’a da egemen olmuştur. 1276 yılında Kunduz bey’in oğlu Emir Celalettin’in Çorum’daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya’yı almıştır.
    Osmanlılar Dönemine Kadar Çorum-
    İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır.
    Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı.
    Osmanlı İdaresinde Çorum
    Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır.
    Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir.

    Milli Mücadele Döneminde Çorum -
    Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.
    19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum
    İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.

    I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.
    19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar
    Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışık ortam Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu - Çorum - Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.
    Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.
    Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları
    Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.
    Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.
    Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Genel Bilgi


    [​IMG]İç Anadolu Bölgesi’nde İl Merkezi olan Çorum, doğudan Amasya, batıdan Çankırı, güneyden Yozgat, güneybatıdan Kırıkkale, kuzeyden Sinop, kuzeydoğudan Samsun, kuzeybatıdan Kastamonu illeri ile çevrilidir. Engebeli ve ovalık bir arazi yapısına sahip olup, Canik Dağlarının batı uzantıları, kuzey ve kuzeydoğuda Yeşilırmak Havzası doğuda, Yozgat’ın Bozok Yaylası güneyde, Kızılırmak Havzası batıda, Ilgaz Dağları’nın doğu uzantıları ile Küre Dağları kuzeybatıda ilin doğal sınırlarını oluşturmaktadır.

    Bölgenin jeolojik yapısını iki ana kütle (kayaç) grubu oluşturmaktadır.Bunlardan birincisi “Metamorfik seri” (başkalaşmış kayaçlar), ikincisi ise, “Tortul Kütleler”dir. İlin asıl jeolojik karakterini 3. jeolojik zamanın sonları ile 4. jeolojik zamanda meydana gelen oluşumlar meydana getirmektedir. Bununla birlikte, jeolojik devirlerden ilkel zaman olarak bilinen Arkean ve Prekambrien devirlerine ait Çorum Merkez İlçe, Alaca, İskilip, Osmancık, Mecitözü ve özellikle Kargı ilçelerinde çeşitli metamorfik (başkalaşım) topraklarına rastlanılmıştır. Çorum, Alp-Himalaya Orojenezi (Dağ oluşumu) olarak bilinen sistem içerisinde yer alan Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer almaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı il merkezinin 20 km. kuzeyinden geçmektedir.

    [​IMG]İl sınırları içerisinde bulunan dağlar, genel olarak yüksek sayılmayacak niteliktedir. Ortalama yükseltileri 1500 m. dolayındadır. Ayrıca yükseklikleri 1000-2000 m. arasında değişen tepeler, Kızılırmak vadisi kıyılarında, Yeşilırmak’ın Çekerek Suyu kıyılarında uzanırlar. Merkez ilçenin kuzeyinde Eğerci Dağ sıraları, Batı yönünde Alagöz ve Kösedağları yer alır. Bu iki dağ sıraları arasında Kırkdilim Boğazı bulunmaktadır.Güneyde uzanan Dört Tepe silsileleri güneydoğuya doğru uzanarak Mecitözü ve Ortaköy ilçesindeki Karadağ silsileleri ile birleşir. Aynı şekilde ilçenin güneyinde ve güney batısında uzanan dağ sıraları, Sungurlu ilçesi içindeki Kartal Dağlarına kadar uzanmaktadır. Osmancık ilçesindeki Kızılırmak Vadisi boyunca uzanan Çal ve Ada Dağları; Kargı ilçesi sınırları içinde devam ederek Çorum’un en yüksek dağlarından olan Kös Dağlarındaki Erenler Tepesine (2097 m.) ulaşır. Bu sıra dağlarının güneyinde İskilip ilçesinin Teke Dağı, Kavak Dağı, Göl ve Deveci Dağları ile Çakarözü Dağlarını meydana getirdiği görülmektedir.

    [​IMG]Çorum’un çok yüksek olmayan dağ sıraları ile engebeli arazisi vadilerle parçalanmış ve bunların arasında da Ovalar yer almıştır. Bu ovalardan başlıcaları Çorum Ovası, Bozboğa Ovası, Ovasaray Ovası, Hüseyin Ovası, Dedesli Ovası, Taybı Ovası, Mecitözü Ovası, Osmancık Ovası ve Düvenci Ovasıdır. Ayrıca Çorum-Osmancık-Kargı bağlantısını sağlayan Kırkdilim Vadisi, Çorum-Samsun yolu üzerindeki Sıklık Boğazı (7 km. uzunluğunda), Hatap Çayı yöresinde Hatap Vadisi (16 km. uzunluğunda), Seydim Ovası ile Dedesli Ovasını birleştiren Harami Vadisi ve Dana Boğazı (6,5 km uzunluğunda), Çat Suyu’nun Cemilbey’e geçtiği yerdeki Sacayak Vadisi ve Alaca Suyu’nun Çat Suyu’na karıştığı yerdeki Hışır Vadisi ilin belli başlı vadileridir. Çorum’un batı ve orta kesimlerini Kızılırmak ve kolları, doğu kesimini de Yeşilırmak’ın kolları sulamaktadır. Delice Irmağı, Budaközü Çayı, Kocadere ve Karaköy Çayı buradan Kızılırmak’a bağlanmaktadır. Yeşilırmak’a Efennik Çayı ile Çorum Suyu katılır.

    Çorum’da Çomar Barajı (1974-1979), Alaca Barajı (1984), Yenihayat Barajı (2000), Ahmetoğlan Göleti (1962), Evci Yeni Kışla Göleti (1970) Seydim-1 ve Seydim-2 Göletleri (1973-1976), Alacahöyük Göleti (1976), Pınarlı Göleti (1977), Geven Göleti (1975) ve Aksu Göleti (1983) bulunmaktadır. Denizden 801 m. yükseklikteki ilin yüzölçümü 12.820 km2 olup, toplam nüfusu 597.065’tir.

    İlin ekonomisi, tarım, hayvancılık, sanayii ve turizme dayalıdır. Çorum’da çeşitli bitkisel ürünler yetiştirilmektedir. Akdeniz bitkileri dışında Türkiye’deki bütün bitkiler burada yetiştirilmektedir. Özellikle buğday, arpa, pirinç, keten, kenevir, şeker pancarı, ay çiçeği, patates, soğan, nohut ve mercimek en çok ekilen ürünlerdir. 1970’li yıllardan sonra sebzecilik ve meyvecilikte büyük bir gelişim göstermiştir. Bağcılık başta olmak üzere armut, ayva, erik ve ceviz üretim, giderek artmıştır. Dağlık yörelerde hayvancılık gelişmiştir. Sığır, koyun, tiftik keçisi, kıl keçisi en çok yetiştirilen hayvanlardır. Sanayii ürünlerinin temelini un, bulgur, bisküvi, çeltik gibi gıda maddeleri üretimi oluşturmaktadır. İl, 1972 yılından sonra kalkınma öncelikli yöreler kapsamına alındığından sanayii gelişmiş, metal eşya ve makine imalatı dallarında yatırımlar yapılmıştır. Tuğla ve kiremit fabrikaları bulunmaktadır. Dokumacılıkta, iyi kalitede çamaşırlık bez, İran ve Tosya taklidi şal kuşak, yünden yapılmış aba, siyah şalvarlık kumaş, kilim, seccade dokumacılığı ve dericilik de ekonomisinde büyük önem kazanmıştır.

    Çorum Danişment Ahmet Gazi’nin Türk yönetimine geçişinden kısa bir süre sonra Oğuzların Alayuntlu boyundan Çorumlu Oymağının başı olan İlyas Bey’in yönetimine bırakılmıştı. Bundan sonra da Çorumlu (Çorumlunun yaylağı-kışlağı) ismiyle anılmaya başlamıştır. Bu isim, XVI.yüzyıla kadar kullanılmış, bu tarihten sonra “lu” eki kaldırılarak “Çorum” biçimini almıştır.

    [​IMG]Çorum yöresi çok eski bir yerleşim yeri olup, günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölge sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıların egemenliği altında kalmıştır.

    Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Paleolitik ve Neolitik Çağda yaşandığını göstermekle birlikte bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir. Arkeolojik verilere göre, Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4.devresinde başlamıştır. Yörede yapılan kazıların hemen hepsinde, Kalkolitik Çağa ait çanak-çömlekler ve maden eserler bulunmuştur. Yörede maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu dönemlere ait eserlere, Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Çorum’da yerleşimler bu dönemden sonra süreklilik göstermiştir. Bunların arasında en önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek Köyü’nde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Tarih öncesi çağlarının Çorum’da en önemli dönemi Tunç Çağı’dır. Bakır ve kalayın karıştırılması ile elde edilen tunç, bu döneme ismini vermiştir; MÖ.3000 ile 2000 yılları arasında devam etmiştir. Tunç Çağı kendi arasında Eski Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı ve Geç Tunç Çağı (Asur Koloniler Çağı) olmak üzere üç ayrı döneme ayrılmıştır. Bu dönemlerde Çorum ve çevresinde etrafı surlarla çevrili şehir devletlerinin olduğunu, yörede yapılan kazılarda ortaya çıkan yapılar göstermiştir. Asur Koloni Çağı’nda yerel krallıklarla Mezopotamya’dan gelen Asurlular arasında tarihte ilk kez Anadolu’da sıkı bir ticaret bağlantısı kurulmuştur. Ayrıca yörede MÖ.1300 yıllarında Hattiler yerleşmiş ve onları Hititler izlemiştir.

    [​IMG]MÖ.2000 başlarında Orta Asya’dan ve Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giren, önceleri yerli halkın yanında paralı asker olarak görev yapan Hititler, Hint-Avrupalı dilini konuşmakta ve İndo-Germen ırklar grubuna girmektedir. Asurlu tüccarlar MÖ.1850’de Anadolu’dan çıkmak zorunda kaldıktan sonra, politik egemenliği ellerine almışlar, şehir devletlerini birleştirerek veya ortadan kaldırarak Anadolu’daki ilk organize devleti kurmuşlardır. Eski Hitit Çağı olarak bilinen bu dönemin ilk Hitit Kralı Anitta’dır. Hitit devletinin ilk kurucusu labarna, MÖ.1680’de Hititlerin başkentini Neşa’dan Hattuşaş’a taşımıştır. MÖ.1650’de Onun yerine geçen I.Hattuşili devletin sınırlarını Halep’e kadar genişletmiştir. Onun oğlu I.Murşili ise Eski Babil devletine son vermiş ve Hititlerin sınırlarını daha da genişletmiştir. Bu kralın ölümünden sonra iç karışıklıklar baş göstermiş, devlet zayıflamış, Telipinu karışıklıkları ve taht kavgalarına son verememiş, 1550’de ölümünden sonra Hititlerin karanlık dönemi başlamıştır. Bu dönemden sonra I.Şuppililuma ( MÖ.1375-1335) Anadolu’da ve Suriye’de bir çok seferler yaparak imparatorluğunun sınırlarını genişletmiştir. MÖ.1335’te kral olan II.Murşili Kaşkalıları sindirmiş, daha sonra batıya yönelerek Arzavalıları yenilgiye uğratmıştır. Muvattali ise, Mısırlılarla Kadeş Savaşı’nı yapmış, kendisinden sonra tahta geçen III.Hattuşili zamanında (MÖ.1275-1250) Mısır’la Kadeş Antlaşması (1269) yapılmıştır. Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
    Hititlerin son büyük krallarından IV.Tuthalia (1250-1220) başkent Hattuşaş’ı yenilemiş, Boğazköy’ün 2 km. doğusundaki Yazılıkaya’da açık hava mabedini yaptırmıştır. Bu çağın önemli Hitit şehirleri Boğazköy (Hattuşaş), Alacahöyük, Eskiyapar, Pazarlı, Kuşsaray ve Ortaköy’dür.

    [​IMG]MÖ.1200 yıllarında Yunanistan’dan Anadolu’ya yapılan kavimler göçü, zayıflamış bulunan Hitit devletinin yıkılmasına da neden olmuştur. Bundan sonra Hititler Çorum bölgesinden Kızılırmak kavisi içerisinden çekilmişlerdir. MÖ.VIII. yüzyılda Anadolu’daki bu karışık dönemde Frigler Hitit bölgelerine yerleşmişler, yıkılan Hitit şehirleri üzerine kendi şehirlerini kurmuşlardır. Çorum bölgesindeki Hitit şehirleri bir bakıma Frig şehirlerine dönüşmüştür. MÖ.VI.yüzyılın ilk yarısında Anadolu’ya gelen Kimmerler, Frigleri ortadan kaldırmıştır. Kimmer istilasından sonra, Çorum ve çevresinde İran’da devlet kurmuş olan Medler hakim olmuştur. Bu bölgeler Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişine kadar Perslerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.276’da Trakya üzerinden gelen Galatlar Çorum bölgesini de içeren Anadolu’yu da yönetimleri altına almışlardır. Çorum ilindeki İskilip, Osmancık, Alacahöyük, Boğazköy, Eskiyapar ve Avkat Köyü Galatların önemli merkezleri olmuştur. Roma döneminde Çorum bölgesi de Roma hakimiyetine girmiştir. Aynı zamanda Romalılar Anadolu’da ilk defa sistemli yol şebekesini kurmuşlardır. Bu yollardan Ankara’dan Amasya’ya, Sinop’tan Tavium-Zile’ye geçen yollar Çorum’dan ayrılmıştır. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Doğu Roma’ya (Bizans) kalan Çorum’a bu dönemde Yankonia veya Nikonya ismi verilmiştir.

    [​IMG]Malazgirt Savaşı (1071) ile Anadolu’ya giren Türk Beyleri, Anadolu içlerine kadar akınlar düzenlemiştir. Çorum ve çevresinin bu konudaki fethi ile ilgili iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre, Çorum ve çevresi Danişment Ahmet gazi tarafından 1075 yılında fethedilmiştir. İkinci görüşe göre de, Melikşah’ın ileri gelenlerinden Emir Tutak ve Emir Artuk’un Çorum’u fethettikleri, Onların yeni fetihler için Bağdat’a tayin edildiği, yerlerine de Ahmet Gazi’nin getirildiğidir.

    Danişmentliler Anadolu Selçukluları’na bağlı olarak Sivas, Tokat, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Yozgat ve Çorum’da hüküm sürmüşlerdir. Danişment egemenliğinin en önemli olayları haçlı Seferlerine karşı mücadeleleridir. Danişment Beyliği II.Kılıçarsalan tarafından 1178’de Anadolu Selçukluları’na bağlanmıştır. Anadolu Selçuklu hükümdarı II.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Çorum’un Serleşkerlik (Bölge Komutanlığı ve Sancak Beyliği) olduğu ve başında da Haturiddin Zekeriya isimli bir komutanın olduğu bilinmektedir. Anadolu Selçukluları Kösedağ Savaşı’nda (1243) Moğollara yenildikten sonra, Anadolu’da karışık bir dönem başlamıştır. Kunduz Bey’in oğlu Emir Celaleddin 1276’da Çorum’da Moğolları yenerek bölgede onların egemenliğine son vermiştir. Anadolu Selçuklu devleti 1308’de yıkıldıktan sonra, Anadolu’da bir takım beylikler kurulmuş, bunlardan Eretna Beyliği Çorum bölgesini egemenliği altına almıştır. Çorum daha sonra, Kadı Burhaneddin Ahmet Devletinin yönetimine girmiştir. Yıldırım Beyazıt Anadolu Birliğini kurmaya çalışırken 1398’de Amasya, Osmancık ve İskilip’ten sonra Çorum’u da ele geçirmiştir. Çorum, bu tarihten itibaren Cumhuriyete kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Ankara Savaşı’ndan sonra Timur’un himayesinde Amasya’da egemenliğini sürdüren Sultan Çelebi Mehmet Çorum’da bir Subaşılık kurarak tüm bölgenin yönetimini buradan yapmıştır.

    [​IMG]Çorum yöresi Anadolu’da bir takım isyanlara da sahne olmuştur. 1509’daki Şahkulu Ayaklanması Çorum’da başlamış, bunu Celali ve Suhte ayaklanmaları izlemiştir. XVII.yüzyılda Karayazıcı Ayaklanmasının ardından Çapanoğulları, XVIII. Ve XIX.yüzyıllarda bölgeye hakim olmuşlardır.

    XIX.yüzyılda Çorum Ankara Vilayetinin Yozgat Sancağına bağlı kaza merkezi olmuştur.Böylece daha önce sancak iken kazaya dönüştürülmüş, 1894’te yeniden sancak yapılmıştır. Milli Mücadele sırasında Çapanoğlu ayaklanmalarına (Haziran 1920) sahne olan, zaman zaman Pontuslu Rumların saldırılarına uğrayan Çorum, Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te il yapılmıştır.

    Çorum’da Boğazköy (Hattuşaş), Alacahöyük, Eskiyapar, Pazarlı, Kuşsaray ve Ortaköy gibi Hitit ve Frig yerleşim yerleri dışında, Çorum Kalesi, İskilip Kalesi, Osmancık Kalesi, Hacı Hamza Kalesi, Baltacı Mehmet Paşa Çeşmesi, Elvan çelebi Cami ve Türbesi, Ulu Cami, Hamit Camisi, Han Camisi, Şeyh Muhiddin Yavşi Camisi, İmaret Camisi (Koca Mehmet Paşa Camisi), Hıdırlık Camisi, Kubbeli ve Kulaksız camileri, Koyun Baba Türbesi, Koyun Baba Köprüsü, Veli Paşa Hanı, Güpür Hamamı, Paşa Hamamı, Ali Paşa Hamamı, Saat Kulesi ve Çorum sivil mimari örnekleri günümüze gelebilen eserler arasındadır.
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Gezgin Gözüyle

    [​IMG]Boğazköy ( Hattuşa ) Örenyeri , Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer almakta olup, Ankara’ya uzaklığı ise 208 km’dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy ( Hattusa ) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda , ovadan 300 m. Yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup, kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir. Arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılarak restore edilen ve artık bir açık hava müzesi niteliğinde ziyaret edilebilen kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Parkı’nın da odak noktasını oluşturmaktadır. Hattuşa 1986 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır. Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır. Hattuşa’nın keşfi 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu buluş aslında yalnızca Hattuşa’nın keşfi değil , tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da tanımlanabilir. 1893-94’de Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret eder. Muze-i Humayun müdürü Osman HAmdi Bey, 1906’da müzesi adına Makridi’nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlatmış, zamanın çivi yazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak , burasının Hitit Başkenti Hattuşa olduğunu tespit etmişlerdir. 1931-1939 yılları arasında ve 2.Dünya savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir. Antik Kapadokya bölgesinin kuzey sınırına yakın bir yerde bulunan ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy’deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Park’ın temelini [​IMG]oluşturmaktadır. Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağı’nda da sürekli yerleşmenin görüldüğü Hattuşa’da bu dönemi Asur Ticaret Koloni devri izler. Yazılı belgelere göre M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar’lı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti’yi yenip şehri tahrip eder ve şehri lanetler. Anitta’nın lanetine rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin M.Ö.1200’de şehri çeşitli nedenlerle terk etmesiyle burada Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder.
    BOĞAZKALE-YAZILIKAYA: Boğazkale, Hattuşa'nın 1.5 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hattuşa’nın en büyük ve etkileyici olan kutsal mekanı, şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya tapınağıdır. Özellikle ilkbahardaki yeni yıl kutlamalarında kullanıldığı sanılan bu Açıkhava tapınağında, ülkenin önemli Tanrı ve tanrıçaları alay halinde kayalara kabartma olarak işlenmiştir. Yazılıkaya Açıkhava tapınağında tabii kayalığa yapılmış olan, A odası olarak adlandırılan büyük galeri ile, B odası olarak adlandırılan küçük galeri yer almaktadır. Büyük galeri’nin ( A Odası ) batı duvarı Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezelidir. Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeriyi ( B Odası ) girişin iki yanında bulunan aslan başlı , insan gövdeli cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru ilerleyen 12 tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV.Tudhalia yer almaktadır.
    ALACAHÖYÜK: Çorum’un 45 km güneyinde, Alaca İlçesinin 17 km kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir. Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C.HAMİLTON tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren Orta Anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. Eski Tunç ve Hitit Çağında çok önemli bir kült ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı bulunmaktadır. Geç Kalkolotik çağını Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemleri takip eder. Örenyerinde Hitit İmparatorluk dönemine ait Sfenksli Kapı, şehrin batısındaki Poternli Kapı ve mimari eserler ile Hatti uygarlığının aydınlanmasına çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı haneden mezarları ile yerel müzesi, Boğazköy ve Yazılıkaya’yı ziyaret edenler için aynı gün gezilebilecek önemli bir örenyeridir. Hitit İmparatorluk dönemine tarihlenen kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş iki kule arasında yer alan Sfenksli Kapı’nın genişliği 10 metredir. O, bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal geçididir. Dış girişin iki yanındaki büyük söğe bloklarının dış yüzleri Sfenks protomları ile süslüdür. Kulelerin dış ve iç yüzlerinde yer alan kabartmalar Fırtına Tanrısı onuruna kutlanan bir kült festivalini yansıtmaktadır. Alacahöyük kazıları , Orta Anadolu’nun kuzey bölgesinin kesintisiz stratiğrafisini veren tek merkez olması ve özellikle 13 kral mezarı ile eski Tunç dönemine, monimental mimari kalıntılarıyla Hitit dönemine ışık tutması açısından dünya arkeoloji literatüründe önemli bir yere sahiptir.
    ORTAKÖY-ŞAPİNUVA: Çorum’un 53 km güneydoğusunda yer alan Ortaköy ilçesinin , 3 km güneyindedir. Ortaköy Hitit şehri ,Yeşilırmak Nehrinin üzerinde bulunduğu ve Kelkit’ten başlayan Koyulhisar-Reşadiye-Niksar üzerinden Amasya’ya doğru gelişen vadinin hemen sonunda yer almaktadır.Şehir derince bir vadinin kuzey yamaçlarındaki bir plato üzerine kurulmuştur. 1990 yılında Prof. Dr.Aygül Süel ve Dr.Mustafa Süel başkanlığında kazı çalışmaları başlatılmıştır.1994 yılında Ortaköy’ün Hitit Çağı’ndaki adının Şapinuwa olduğu tesbit edilmiştir. Bu önemli Hitit şehri Hitit Devleti’nin başkentlerinden biridir. Yapılan çalışmalarda monumental yapılar günışığına çıkarılmıştır.Bu binalarda şu ana kadar sayıları dört bini aşan Hitit çivi yazılı tablet arşivleri ele geçirilmiştir. Bunların çoğunu Hititçe metinler oluşturur. İçerik olarak birbirleriyle ilişkileri, paleografileri ve buluntu durumlarına göre, Ortaköy –Şapinuva tabletlerinin büyük bir kısmının aynı döneme ait oldukları, Boğazköy ve Maşat Höyük belgeleri ile olan ilişkileri nedeniyle de bu tabletlerin Orta Hitit döneminin sonlarına tarihlendiği açıklanmıştır.
    [​IMG]ESKİYAPAR ÖRENYERİ: Alaca ilçesinin 5 Km Batısında,Alaca-Sungurlu yolu üzerindeki höyük,Boğazköy’ün 25 Km Kuzeydoğusunda, Alacahöyük’ün ise 20 Km Güneydoğusunda yer almaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda Höyükte kesintisiz bir iskanın varlığı tespit edilmiş olup,Höyükte eski Tunç,Hitit,Frig,Roma ve iki safhalı Helenistik döneme rastlanmıştır. Höyükün Kuzeydoğu ve Batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk çağı şehir surunun temelleri bulunmuş,dikdörtgen planlı,avluları taş döşeli binalar Boğazköy ve Alacahöyükteki binalardan farksız olarak ,Hitit üslubunda inşaa edilmişlerdir.Höyükün Güneydoğu kesiminde geniş bir alana yayılan eski Hitit dönemi mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda toprak eserler elde edilmiştir.Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan eski Tunç çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda ,bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanılmıştır.Gümüş vazolar,Suriye şişesi,gümüş merasim baltası ,değişik tiplerde altın iğne,boncuk,küpe ve bileziklerden oluşan define,bir taraftan Alacahöyük,Kültepe,diğer taraftan Truva ,Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzer olup bu buluntular Ankara Medeniyetler Müzesinde sergilenmektedir.
    YÖRÜKLÜ (HÜSEYİNDEDE TEPESİ: Sungurlu ilçesi,Yörüklü kasabası Hüseyindede tepesi olarak adlandırılan mevkiide bulunmaktadır.Yapılan çalışmalar sonucunda Eski Hitit dönemine ait iki ayrı kabartmalı vazo parçalarına yine aynı döneme ait olan tek mekanlı bir odada rastlanmıştır.Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin inandık vazosu tipinde olduğu,diğerinin ise daha küçük ve boyun üzerinde tek filiz halinde Hitit dini törenlerini anlatan bir tasvir bantının olduğu tespit edilmiştir.Bu tasvir bantı üzerindeki en önemli sahneyi ise boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır.İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bantı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır.Tasvir bantlarında konular yine Hitit dini törenlerini anlatmaktadır.Bu kabartmalı vazoların yanı sıra yapılan çalışmalarda Eski Hitit dönemine ait olan (formlarını daha önceden bilinen) Matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir. 1998 yılındaki çalışmalarda ise teraslama tekniğinde yapıldığı ortaya çıkan Eski Hitit Dönemine ait mimari takip edilmiş olup, ileri ki dönemlerde kazı çalışmalarına devam edilecektir.
    LAÇİN KAPILIKAYA ANITSAL KAYA MEZARI: Çorum’un yaklaşık 27 km. kuzeyinde, Kırkdilim [​IMG]mevkiinde oldukça sarp, kayalık ve akarsu tarafından yarılmış derin vadilerin oluşturduğu engebeli arazi üzerinde, kuzeye doğru uzanan bir kaya blokunun burun kısmının kuzey-batı köşesinde yer almaktadır. Komutan İKEZİOS’a ait hellenistik dönem kaya mezarı olup, M.Ö. II.yüzyıla tarihlenmektedir. Çay seviyesinden 65 m. Yükseklikteki kaya mezarının yamuk biçimli bir podyum zemini vardır.Bu podyumdan 8 basamaklı merdivenle ikinci platformda, oradan da 12 basamaklı merdivenle mezar önündeki podyuma geçilmektedir. Mezar odasının kapısı üzerinde “İKEZİOS”yazısı okunmaktadır. Mezar odası kareplanlı olup , girişin sağ ve solunda niş şeklinde oyulmuş ölü şekilleri vardır.
    İSKİLİP KAYA MEZARI: İskilip merkezinde bulunan Osmanlı dönemine ait 100 m yükseklikteki tabi bir kaya üzerine inşa edilmiş, kalenin güney ve güneydoğu eteğinde Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır. Güneydoğusunda bulunan kaya mezarının iki sütunlu dikdörtgen bir girişi vardır.Yuvarlak sütun gövdeleri yukarı doğru inmektedir. Başlıklarda bulunan bilezikler üzerinde oturmuş birer aslan bulunmaktadır. Sütun başlıkları üzerindeki üçgen alınlık içerisinde ise yatar durumda karşılıklı kanatlı iki aslan figürü bulunmaktadır. Kabartmalardan birinin elinde kılıç, diğerinin elinde kadeh mevcuttur. Mezar odası içerisinde iki adet ölü sekisi bulunmaktadır.
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Sözlü Tarih

    Koyun baba söylencesi

    Koyun babanın asıl adı Seyit Ali’dir.Peygamber soyundan geldiği söylenir.Bursa’da bir süre çobanlık yapar.Ağayla her ikiz kuzudan birini almak üzere anlaşır.Bir süre sonra kırk kuzusu olur.Bunları alarak Osmancık’a yerleşir.Her yirmidört saatte bir ,koyun gşbş mekediğinden adı "koyun baba"kalır.Koyun baba nın ermiş olduĞuna inanılır ve bir çok kerameti anltılır:
    Koyun baba’nın üç köpeğivardır.bulara kara,sarı,Ala kadı adu-ı verilir.Bağdat kadısı buna duyar ve Padişah’a şikayet eder.Padişah Koyun Baba’yı çağırır ve nedenini sorar.
    Koyun Baba:
    -Kadılar haram helal bilmezler benim köpeklerim bilir.İsterseniz deneyelim der.Padişah kabul eder ve 20 si helal 20 si haram 40 kap yemek getirilmesini ister.İstenenler gelince köpekler çağırılır ve yemeklerin helal olanını yer haram olanını bırakırlar.Padişah çok şaşırır ve Koyun Baba’nın gönlünü yapmak ister ve isteğini sorar.Koyun Baba :
    -Hazineden birşey istemem.Sarıalan ve Saltukalan’ı köpeklerime yıllık verirseniz yeter.Dileği yerine getirilir.Koyun Baba kendisini Padişah’a şikayet eden Bağdat Kadısına şöyle bir bakar ve Kadı ölür.

    Koyun baba söylencesi

    Fatih Otlukbeli seferine giderken Koyun Baba’ya uğrar.Hayır Duasını alır.Savaşta düşmanını yenen Fatih Vezirini göndererek Koyun Baba’nın bir isteği olup olmadığını sorar.Koyun Baba:
    -Eğer bir hayır yapmak istiyorsa Kızılırmak üzerine bir köprü yaptırsın kışlık ve yaylak yerlerimizi koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki daha iyi ağırlayabilelim der.İstekleri yerine getirilir ama köprü yapılamadan Fatih ölür.Babasının ölüm haberini alan ll.Bayezid,Amasyadan yola çıkar,Osmancık’a geldiğinde Irmak kıyısında sürüsünü yayan Koyun Baba’yı görür.Kendisini karşıya geçirmesini ister.Koyun Baba:
    -Olur ama bu ırmağa bir köprü yaparsa der.Şehzade söz verir.Koyun baba gözlerini kapamasını ve aç demeden açmamasını söyler.Şehzade denileni yapar ve gözlerini açtığında İstanbul’da dır.Koyun Baba da görünmez olmuştur.ll.Bayezid tahta geçtikten sonra bir gece rüyasında Koyun Baba’yı görür.Koyun Baba köprüyü yaptırmasını istemektedir.Ertesi gece yine aynı düşü görür.Bunun üzerine gerekli, malzemeyi gönderip köprü yapımını başlatır.Koyun Baba’nın da geyiklerle taş taşıttığı söylenir.Köprünün adı bu söylenceden gelmektedir.


    Başka bir söylenceye göre göre Osmancıkta bir ejderha köylülerin koyunlarını yemektedir zamanla köylüleri de yemeye başlar halk Koyun Baba dan yardım ister o da o yılan Kızılırmağa su içmeye indiğinde taş olsun der ve yılan Kızılırmaktan su içerken taş olur.

    Değirmen Söylencesi

    Bir zamanlar Meydan Çayı üzerinde İskilip halkının ekmeklik ununu sağlayan bir değirmen vardır.Değirmenci Ermeni yada Rum dur.Zaman zaman unu pahalılandırdığı için yöredekiler kendisine çok kızarlar.Değirmen yıkılır yerine bir gecede sebze bahçesi yapılır.Değirmenci canını zor kurtarır.Davacılar,halk kadıya başvurur.Orada değirmen değil sebze bahçesi olduğunu ileri sürer.En yaşlı üç kişiyi de tanık gösterir.Kadı olay yerine gelip üç tanığı çağırır.
    Mal sahibi değirmenin yöredekilerce yıkılıp yerine sebze bahçesi yapıldığını öne sürer.tanıklar :
    -Burada değirmen yoktu,olsaydı bir izine rastlanırdı.Biz bildik bileli burası sebze bahçesidir,derler.Kadı yemin edip etmeyeceklerini sorar.Onlarda:
    -Başımızdaki şu cana yemin ederiz ki bastığımız toprak ceddimizdir,derler.Kadı değirmene ne olduğunu sorunca da :
    -Olumuşu da olcağı da budur,derler.bunu üzerine değirmen davası düşer.
    Söylence ye göre üç yaşlı adam yalan yere yemin etmiştir.Sarıklarının arasına ölü bir serçe yavrusu,ayakkabılarının içine kendi tarlalarındantoprak ,sağ göğüslerine olmuş,sol göğüslerine de olmamış bir armut koymuşlarıdır."başımızdaki şu can derken, serçeyi,bastığımız topraklar ceddimizin "derken ayakkabılarının içindeki toprağı "olumuşu " derken sağ göğüslerindeki olgun armudu"olacağı budur" derken ham armutu kasdetmiştir.
     
  5. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Cami ve Mescitleri


    Çorum Ulu Camisi (Murad-ı Rabi Camisi) (Merkez)

    [​IMG]Çorum, Osmancık Caddesi üzerinde bulunan Ulu Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda araştırmacılar kesin bir tarih verememektedirler. Bununla beraber Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın azatlı kölesi Hayrettin Hazır tarafından yaptırıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Bununla beraber ağaç işçiliği yönünden son derece önemli bir eser olan minberine dayanılarak Selçuklu döneminin sonlarında yapıldığı ileri sürülmüştür .XIII yüzyıl sonları ile XIV.yüzyılın başlarına tarihlendirilmiştir. Ancak bu minberin cami ile bağlantılı olup olmadığı da tartışmalıdır. Minberin yapımından daha sonra camiye getirildiği de ileri sürülmüştür. Ancak minberin nereden getirildiği de bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bir diğer Selçuklu Camisi için yaptırılmış ve sonra da Çorum Ulu Camisi’ne konulmuştur.

    Sultan II.Beyazıd zamanındaki bir depremle hasara uğramıştır. Daha sonra Sultan III.Murad ve Sultan III.Selim zamanında değişikliğe uğramıştır. Mimar Sinan tarafından onarıldığı, Mimar Sinan’ın Teskiret-ül Ebniye isimli eserinde yazılıdır. Sultan IV.Murad zamanında yapılan onarımdan sonra “Sultan Muradi Rabi Camisi” olarak isimlendirilmiştir. Bunu XIX. yüzyılda yapılar daha geniş bir onarım izlemiştir.

    Cami ilk yapımında ağaç sütunların taşıdığı toprak damlı dikdörtgen planlı idi. Sultan IV.Murad zamanında yapılan onarımla yapının mimari planı tamamen değiştirilmiş ve Osmanlı mimarisindeki çok kubbeli ulu cami plan tipine dönüştürülmüştür. Evliya Çelebi bu onarımı “Çarşı içinde Mimar Sinan Ağakari (yapısı) olup cemaati çoktur” şeklinde belirtmektedir. İbadet mekanının üzeri sütunların taşıdığı dokuz kubbe ile örtülmüştür. Sultan III.Selim zamanında onarımla ibadet mekanı kareye dönüştürülmüş ve üzeri köşelerdeki üçer sütuna dayalı piramidal konik bir kubbe ile örtülmüştür.

    [​IMG]Ulu Cami 1786, 1793 yıllarındaki depremlerde büyük zarar görmüş, bundan sonra sekiz yıl boyunca harap bir durumda kalmıştır. Çorum halkı Bozok ve Çankırı Mutasarrıfı Çapanoğlu Abdülcabbarzade Süleyman Bey’den yardım istemiştir. Bunun üzerine Abdülcabbarzade caminin eskiden olduğu gibi dokuz kubbeli olarak onarımını başlatmıştır. Onarım sürerken Abdülcabbarzade Süleyman Bey ölmüş, oğlu Abdülfettah Bey caminin günümüze ulaşan ahşap, ortadaki büyük tek kubbesini yaparak son cemaat yerine de tek katlı bir ekleme yapmış ve 1810 yılında onarımı tamamlamıştır.

    Caminin yapımında blok taşlar kullanılmış, bunların arasında üzerinde yazılar bulunan taşlar arasında Roma devrine ait taşlara da rastlanmıştır. İki sütunlu bir girişten sonra beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun dışında kalan bölümler ahşap çatılıdır. Mihrap mermerden olup barok üsluptadır. Son cemaat yerinin iki tarafında birer şerefeli iki minare bulunmaktadır. Caminin mihrabı mermer kaplamalıdır. Ahşap minberi üzerindeki kitabeden1306 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitabeden de minberi Ahmet bin Davut isimli bir kişinin yaptırdığı öğrenilmektedir. Ayrıca bu minberin Ankaralı bin Ebubekir ve Davud bin Abdullah isimli iki ağaç ustasının isimleri yazılıdır. Çatma kündekari tekniğinde, geometrik bezemeli bu minber Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır. Yıldızlı ve içice geçmiş çokgen geometrik kompozisyonların içleri rumilerle doldurulmuştur. Buna benzer bir diğer minber de Çorum da, günümüze ulaşamayan Beyler Camisi’nden Hamid Muzaffer Paşa Camisine getirilmiştir.

    Hamid Muzaffer Paşa Camisi (Merkez)

    Çorum Çarşısı içerisinde, Çöplü Mahallesinde bulunan Hamid Muzaffer Paşa Camisi, XVI. yüzyılın ortalarında Hüseyin oğlu Rüstem Bey tarafından yaptırılmıştır.

    Cami dikdörtgen planlı olup üzeri düz toprak bir damla örtülmüştür. Caminin en büyük özelliği içerisinde bulunan ahşap minberidir. Bu minber günümüze ulaşamayan Çorum’daki Beyler Camisi’nden buraya getirilmiştir. Üzerindeki kitabesinden Muzafferüddin Beyler Çelebi’nin eseri olduğu anlaşılmaktadır. Minberin diğer Selçuklu ve Beylikler dönemi minberlerinden ayrılan en büyük özelliği korkuluklarındaki şebekeyi andıran kasetleridir. Burada dinsel konulu bir kitabeli bir friz çepeçevre minberin etrafında dolaşmaktadır. Bunun dışında kalan geometrik bölümlerin daha sonraki yıllarda buraya konulduğu sanılmaktadır.


    Hıdırlık Camisi (Merkez)

    [​IMG]Çorum il merkezinin batısında Hıdırlık Mevkiinde yer alan Hıdırlık Camisi, Hz.Muhammedi’n yakınlarından , aynı zamanda sancaktarı Süheyb-i Rumi’nin anısına Sultan II.Abdülhamid zamanında Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın isteği üzerine Hıdır oğlu Hayrettin tarafından l889’da yaptırılmıştır.Daha önce burada bulunan caminin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.İlk yapı bir deprem sonucu yıkılmıştır.

    Cami, geniş bir avlunun ortasında moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Kare planlı olup üzeri içten kubbe dıştan çatı ile örtülüdür. İbadet mekanı alt ve üst sırada yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Kuzey yönündeki girişin önünde dışa kapalı çatı ile örtülü, dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin avlusunda konik kubbeli ve sütunlu şadırvanı bulunmaktadır.


    Han Camisi (Merkez)

    Çorum Tepecik Mahallesi’ndeki Han Camisi, l580 yılında yaptırılmıştır. Moloz taştan yapılan cami kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür. Önünde dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Avlusunda konik kubbeli ve sütunlu bir şadırvanı vardır.


    Kubbeli Cami (Merkez)

    Çorum, Yavru Turna Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden ne zaman yapıldığı, banisinin kim olduğu bilinmemektedir. Yalnızca 1883 tarihinde onarıldığını gösteren bir onarım kitabesi vardır. Kare planlı caminin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Duvarları sarı köfeki taşındandır.


    Kulaksız Camisi (Merkez

    Çorum, Yavru Turna Mahallesi’nde bulunan Kulaksız Camisi’nin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Kitabesi günümüze ulaşamamıştır. XIX.yüzyılın ortalarında onarılmış ve özelliğini yitirmiştir. Bununla beraber Osmanlı mimarisinde ağaç direklerin taşıdığı, içerisi sahınlara ayrılmış ulu cami plan tipindedir. Orta mekanın üzeri ahşap bir kubbe ile örtülmüştür.


    Elvan Çelebi Camisi (Mecitözü)

    [​IMG]Mecitözü ilçesi, Elvançelebi Köyü’nde bulunan bu caminin bir zaviye olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. Bu köye ismini vermiş bulunan Elvan Çelebi Aşık Paşa’nın oğludur. Büyük dedesi de Baba İshak’ın hocası Baba İlyas’dır. Baba İshak isyanını bastıran Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Keyhüsrev, bu arada Baba İlyas’ı da öldürmüştür. Bundan sonra bu aile Mısır’a kaçmış, daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Elvan Çelebi bugünkü köyü, camiyi, yanına da kendi türbesini, hamam ve bir tarafına da dergah yaptırmıştır.

    Cami kaba yontma taştan kare planlı olarak 1555 yılında yapılmıştır.Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cami 1750 yılında onarılmış olup, bundan ötürü de içerisinde barok etkiler, özellikle tavanda görülmektedir.



    Şeyh Muhiddin Yavsi Camisi (İskilip)

    [​IMG]Çorum, İskilip ilçesinde, Meydan Çarşısında bulunan Şeyh Muhiddin Yavsi Camisi, Ebusuud Efendi’nin babası Şeyh Muhiddin Yavsi tarafından tek kubbeli olarak yaptırılmıştır. ŞeyhMuhiddin Yavşi’nin babası Osmanlı matematikçisi astronomu Ali Kuşcu’nun kardeşi Mustafa’dır.

    XV. Yüzyıla tarihlenen cami, sonraki yıllarda, Ebussuud Efendi tarafından ibadet mekanının yanına eklenen bir bölümle ibadet mekanı genişletilmiştir. Bu bölümün de üzeri kubbe ile örtülmüştür. Böylece cami kasnaklı iki kubbeli bir görünüme ulaşmıştır.

    Yapı kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Yanına taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minare eklemiştir. Caminin yanında iki de küçük türbe bulunmaktadır.




    Ulu (Büyük) Cami (İskilip)


    Çorum İskilip’te bulunan Ulu Camiyi 1839 yılında Mimar Çöcükçüolu Hasan Usta yaptırmıştır.

    Caminin yapımında Çorum Ulu Camisi örnek alınarak, Osmanlı mimarisindeki ulu cami plan tiplerine uygun olarak yaptırılmıştır. Kesme taş ve tuğladan yapılan cami dikdörtgen planlıdır ve üzeri ahşap kubbe ile örtülmüştür. Caminin içerisindeki mihrabı çinilerle kaplıdır. Yanında kare taş kaide üzerine oturtulmuş, yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır.


    Tabakhane Camisi (İskilip)

    İskilip’te Tabakhane Camisi’ni XV.yüzyılda Şeyh Habib yaptırmıştır. Caminin ilk yapımı sonraki dönemlerde yapılan onarımlarla özgün biçimini kaybetmiştir.

    Kareye yakın dikdörtgen planlı caminin üzeri ahşap bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı mermer ve taş söveli olup, orijinal şeklinden günümüze gelebilen tek elemandır.


    Yeni Cami (İskilip)

    İskilip’teki Yeni Cami’yi XVIII.yüzyılda Kazasker Cafer Efendi yaptırmıştır. Camide taş ve tuğla duvarlar da kullanılmıştır. Kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülmüştür. Mihrap ve minberinde belirgin bir özelliği bulunmamaktadır. Caminin yanındaki kare taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli tuğla minaresi oturtulmuştur.


    Hanönü Camisi (İskilip)

    İskilip Hanönü Camisi’nin kitabesi günümüze ulaşamadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ayrıca vakıf kayıtlarında da cami ile ilgili bir kayda rastlanamamıştır.

    Cami kare planlı kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Caminin iç mekanındaki ağaç işçiliği ve tavanı oldukça ilgi çekicidir. Yanında kare kaide üzerine oturtulmuş, tek şerefeli yuvarlak gövdeli bir minaresi bulunmaktadır.


    Evlik Köyü Camisi (İskilip)

    İskilip, Evlik Köyü’nde bulunan bu camiyi Akşemsettin’in oğlu yaptırmıştır. XV. yüzyıla tarihlenen cami günümüze orijinal görünümünden oldukça uzak olarak gelebilmiştir. Kare planlı olup, üzeri sonradan ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli minaresi eklenmiştir.


    İmaret Camisi (Osmancık)

    [​IMG]Osmanlık ilçesi, Güney Mahallesi’nde bulunan İmaret Camisi’ni Sultan II.Beyazıt’ın Başveziri Koca Mehmet Paşa 1430-1431’de yaptırmıştır. Aşıkpaşazade Tarihinde Mehmet Paşa’nın Osmancık’da bir imaret yaptırdığını belirtmiştir. Caminin giriş kapısı üzerindeki iki satırlı sülüs yazılı kitabesinden Koca Mehmet Paşa’nın bu camiyi imaret olarak yaptırdığı yazılıdır.Bu caminin yanında medrese,kütüphane bulunduğu kaynaklardan öğreniliyorsa da bunlar günümüze ulaşamamıştır.

    İmaret Camisi, Erken Osmanlı mimarisindeki yan mekanlı, zaviyeli veya ters T plan tipinde yapılmıştır. Bu plan tipinin geliştirilmiş bir örneğidir. Anıtsal ve özgünlüğünü koruyan, mermer söveli stalaktit dizili giriş kapısından sonra birbirini art arda izleyen iki kubbeli bir mekana girilmektedir. Girişteki mekanın yanında yine üzerleri kubbeli iki yan mekan bulunmaktadır. Giriş kapısı tek parça ceviz ağacından yapılmış olup geometrik geçmeler ve Rumilerle bezenmiştir.


    Akşemseddin Mesçit ve Medresesi (Osmancık)

    Osmancık’ta, Akşemseddin XV.yüzyılda mescit ve medreseyi bir arada yaptırmıştır. Medresenin günümüze yalnızca dershane bölümü ulaşabilmiştir. Dershanenin üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüş olup kesme taştan yapılmıştır. Yanındaki iki medrese odası mescit olarak kullanılmaktadır.


    Büyük Cami (Osmancık)

    Osmancık’ta Emiri Beyler Çelebi 1213’de yaptırdığı bu cami Selçuklu mimari üslubunu yansıtan bir eserdir. Kesme taş ve yer yer tuğladan yapılan cami orijinal görünümünden uzaklaşmıştır. Cami kareye yakın planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür.


    Mihri Hatun Camisi (Kargı)

    Çorum, Kargı ilçesi Karakire Köyü’nde bulunan bu camiyi Sultan IV.Murad burada hastalanarak ölen eşi Mihri Hatun adına yaptırmıştır.

    Cami 1943 depreminde yıkılmış ve daha sonra yeniden yapılmıştır. Bu bakımdan eski caminin orijinal durumu ile ilgili bilgilerimiz çok yetersizdir. Yalnızca minaresi orijinal durumunu korumuştur. Minare düzgün blok taşlardan yapılmıştır. Buna dayanarak caminin de kesme taştan yapıldığını ve üzerinin de kubbe ile örtülü olduğunu söyleyebiliriz.


    Oğuz Köyü Camisi (Kargı)

    [​IMG]Çorum Kargı ilçesi Oğuz Köyü’nde bulunan bu caminin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak yapı üslubundan XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli camile gurubundan olup önünde bir son cemaat yeri vardır. İbadet mekanı üç tonozlu yarım kubbenin desteklediği merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Günümüzde orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.





    Sinan Paşa Külliyesi (Kargı)


    Çorum, Kargı ilçesinde bulunan Sinan Paşa Külliyesini kitabesinden öğrenildiğine göre; Sultan II.Beyazıt döneminde Sinan Paşa 1506-l507 tarihinde yaptırmıştır.Yapı topluluğu cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam ve handan meydana gelmiştir.

    Cami Osmanlı mimarisindeki merkezi planlı camiler gurubundandır. Bu caminin bir diğer özelliği de bu tür plan denemesinin Anadolu’da ilk kez burada denenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. İbadet mekanını örten merkezi kubbeyi dört ince sütun taşımaktadır. Ana kubbe yanlarda yarım kubbeler, köşelerde dört küçük kubbe ile desteklenmiştir.

    Cami kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Minare kaidesi kesme taştan gövdesi yuvarlak tuğladan tek şerefelidir. Cami avlusunu çeviren medrese günümüze gelememiştir.

    Ulu Cami (Sungurlu)

    [​IMG]Çorum, Sungurlu ilçesinde, Sungurlu Mahallesi’ndeki Ulu Cami’yi Mehmet Sungur Bey 1762 yılında yaptırmıştır.

    Geniş bir avlu ortasındaki caminin duvar örgüsünde kaba yontma taş kullanılmıştır. İbadet mekanını ortadaki yüksek kasnak üzerine oturmuş bir ana kubbe ile onun yanındaki üç küçük kubbe örtmektedir. Caminin önünde son cemaat yeri bulunmaktadır. Yanındaki kare taş kaideli, tek şerefeli minaresi yuvarlak gövdeli ve tuğladandır.

    Cami Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1984 ve 1994 yıllarında onarılmıştır.







    Ergülü Baba Camisi (Sungurlu)

    [​IMG]Çorum, Sungurlu ilçesi Yörüklü’deki Ergülü Baba Camisi 1530 yılında Ergülü Baba tarafından yaptırılmıştır.

    Kare planlı caminin üzeri duvarlar üzerine oturan sekiz köşeli kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Önünde son cemaat yeri bulunmaktadır. Düzgün kesme taştan yapılmış olan caminin duvarları dışa taşkın silmelerle üçe bölünmüştür. caminin içerisi iki sıra halinde, her kenarda ikişer yuvarlak kemerli pencere ile aydınlatılmıştır. Minaresi kesme taştan olup, gövdesi yuvarlak ve tek şerefelidir.

    Cami Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1999’da onarılmıştır. Cami orijinal durumundan oldukça uzaklaşmıştır. Onarım sonucunda caminin yüksekliği daha da artmıştır. Ergülü Baba’nın düzenlediği vakfiyesinin başında da Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğrası bulunmaktadır.




    Hilmi Efendi Camisi (Sungurlu)

    Çorum Sungurlu ilçesinde, İsmet Paşa Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Hilmi Efendi 1960 yılında yaptırmıştır.

    Dikdörtgen planlı, ahşap çatılı olan caminin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 1997 yılında onarılmıştır.


    Kavşut Camisi (Sungurlu)

    [​IMG]Çorum Sungurlu ilçesinde bulunan Kavşut Camisi Selçuklu döneminden kalma bir yapıdır.
    1202 yılında yapılan bu cami dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap direklerin taşıdığı bir çatı ile örtülüdür. Ön kısmına ahşap direklerin desteklediği çatılı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Son cemaat yeri ile caminin ibadet mekanını aynı ahşap çatı örtmektedir. İbadet mekanı kenarlardaki birer dikdörtgen pencere ile aydınlatılmıştır.
    Caminin mihrap ve minberinin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Taş minaresi yakın tarihlerde yapılmış olup, cami ile uyumlu değildir. Caminin Selçuklu dönemine ait kündekâri tekniği ile yapılmış olan orijinal minberi ve minber kapısı günümüze gelememiştir.
     
  6. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Hamamları


    Güpür Hamamı (Merkez)

    Çorum Ulu Camisi’nin karşısında, kent merkezinde olan Güpür Hamamının ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını belirten bir kitabesi günümüze gelememiştir. Bununla beraber yapı üslubundan XV.yüzyılın sonları ile XVI.yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.

    Osmanlı mimarisindeki çifte hamam plan düzeninde yapılan hamam, uzunlamasına gelişen bir plan şemasına sahiptir. Kadınlar ve erkekler kısmından meydana gelmiştir. Hamamı oluşturan soğukluk,sıcaklık ve halvet bölümleri peş peşe sıralanmışlardır. Her bölümün üzeri kasnaklı birer kubbe ile örtülmüştür.


    Paşa Hamamı (Taceddin Hamamı) (Merkez)

    [​IMG]Çorum’da, Kunduzhan Mahallesinde Çarşı içersinde bulunan Paşa Hamamını 1484 yılında Taceddin İbrahim Paşa Bin Hacı Bey yaptırmıştır.

    Osmanlı Hamam mimarisi içerisinde çifte hamam plan düzeninde yapılmıştır. Kadınlar ve erkekler kısımları birbirlerine simetriktir. Hamam günümüze özgün biçimini koruyarak gelmiştir. Soğukluk, sıcaklık ve halvet bölümlerinden oluşmakta olup her bölümün üzeri kiremit kaplı kubbelerle örtülmüştür. Hamamın duvarları kaba yontma taş ve moloz taşla örülmüştür.



    Ali Paşa Hamamı (Merkez)


    Çorum, Kunduzhan Mahallesi’nde, Çarşı içerisinde olan bu hamamı Erzurum Beylerbeyi Ali Paşa l573’de yaptırmıştır. Çorum hamamlarının en büyüklerinden olan bu hamam aynı zamanda Yeni Hamam olarak da tanınmaktadır.

    Osmanlı mimarisindeki çifte hamam plan düzeninde olun bu hamamda kadınlar ve erkekler kısmından meydana gelmiştir. Hamamın bölümlerini oluşturan soğukluk, sıcaklık ve halvet bölümleri kasnaklar üzerine oturmuş kubbelerle örtülmüştür.


    Mihri Hatun Hamamı (İskilip)

    Çorum, İskilip ilçesinde bulunan Mihri Hatun Hamamı, aynı yerdeki Mihri Hatun Camisi ile beraber yapılmıştır.XVII.yüzyıl eseri olan bu Hamamı Sultan IV.Murat’ın eşi Mihri Hatun’un İskilip’te ölmesi üzerine yaptırılmıştır.

    Kalın duvarları olan bu hamam yıkık halde günümüze gelebilmiştir. Kalıntılarından çifte hamam plan düzeninde olduğu anlaşılmaktadır.


    Sinan Paşa Hamamı (İskilip)

    Çorum, İskilip’te Sultan II.Bayezid’ın veziri Sinan Paşa cami, sıbyan mektebi ve han ile birlikte bir de hamam yaptırmıştır.

    Hamam soğukluk,sıcaklık ve halvet bölümlerinde oluşmaktadır. XX.yüzyılın ikinci yarısında harap bir duruma gelen hamam 1956 yılında yeniden onarılmıştır. Orijinal durulunda kubbeli olan hamamın bölümlerinden soğukluğun üzeri tavanla örtülmüştür. Soğukluktan sivri kemerli bir kapı ile sıcaklığa geçilmektedir. Bu bölümlerin üzeri kasnaklı birer kubbe ile örtülmüştür.


    Koca Mehmet Paşa Hamamı (Mecitözü)

    Çorum, Mecitözü ilçesinde Koca Mehmet Paşa tarafından çifte hamam olarak cami ile birlikte yaptırılmıştır.

    Osmanlı hamam mimarisindeki çifte hamam plan düzenine göre yapılmıştır. Soğukluk, sıcaklık ve halvet bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluğun üzeri iki küçük kubbe ile örtülmüştür. Sıcaklık bölümünün etrafına eyvanlar yerleştirilmiş, üzeri de kubbe ile örtülmüştür.


    Hacı Hamza Hamamı (İskilip)

    Çorum İskilip ilçesinde bulunan Hacı hamza hamamı Sinan Paşa tarafından 1514 yılında yaptırılmıştır.

    Osmanlı hamam mimarisinin erken örneklerinden olan bu hamamın iki kapılı bir girişi bulunmaktadır. Kaba yontma taştan yapılan hamam soyunmalık, sıcaklık ve halvet bölümlerinden oluşmaktadır. Her bölümün üzeri kasnaklı birer kubbe ile örtülüdür.


    Beke Kaplıca Hamamı (Mecitözü)

    Çorum Mecitözü ilçesinin Figani Köyü yakınında bulunan Beke Hamamı, aslında Beke Kaplıcasının hamamıdır.

    Kaba yontma taştan yapılan hamamın üzeri kubbe ile örtülüdür. Hamamın içerisinde bir havuz bulunmaktadır. Beke Kaplıcalarının suyunun idrar arttırıcı etkisinden ötürü vücutta toplanan metabolizma artıklarının dışarıya atılması ve vücut taşlarının düşürülmesinde etkilidir.
     
  7. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Medreseleri


    Alaca Hüseyin Gazi Medresesi (Alaca)

    Çorum, Alaca ilçesinin 3 km. güneyinde bulunan Alaca Hüseyin Gazi Medresesi’ni XIII. Yüzyılda Selçuklulardan Alaca Hüseyin Paşa yaptırmıştır.

    Medresenin diğer medreselerden farklı orijinal bir plan düzenlemesi vardır. Birbirine geçme iki bölüm halinde düzenlenmiş olan yapının doğusunda beyaz ve siyah mermerden 4.80 m. yüksekliğinde görkemli bir kapısı bulunmaktadır. Basit bir bordürün çerçevelediği portal nişi derin, altı sıra stalaktit bezelidir. XIII.yüzyıl Selçuklu portalinden giriş holüne geçilmektedir. Dikdörtgen planlı bu holün kuzeyinde iki kademeli olarak dışarıya çıkıntı yapan bir yan bölüm görülmektedir. Kuzey duvarında bulunan ocak bu yerin aşevi olduğuna işaret etmektedir. Buradan geçilen medrese avlusu 3.30 x 4.35 m. ölçüsünde olup çevresine tonozlu odalar sıralanmıştır. Avlu çevresindeki izlerden medrese odalarını önünde bir revak olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca avlunun bir kenarında Alaca Hüseyin Paşa’nın türbesi bulunmaktadır.

    Medrese günümüze harap bir durumda gelebilmiştir.


    Kalehisar Medresesi ( Behramşah Medresesi) (Alaca)

    Çorum Alaca ilçesi, Mahmudiye Köyü’nün 2-3 km. güneyinde Kaletepe Mevkiinde bulunan bu medresenin bir külliyeye ait bölümlerden olduğu sanılmaktadır. Yapım tarihi belli olmamakla beraber, mimari üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu yapısı olduğu anlaşılmaktadır.

    Kuzey-güney doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen planlı olan medresenin uzun giriş eyvanından sonra üstü açık bir avluya geçilmektedir. Bu giriş eyvanının her iki yanında birer dershane odası, giriş ekseninde ise medresenin ana eyvanı, onun yanında da birer odası yer almaktadır. Ayrıca avlunun iki tarafında üçer odalı medrese hücreleri bulunmaktadır. Bu hücrelerin önündeki revaklara ait kalıntılar görülmektedir. Günümüze harap bir durumda gelebilen medresenin portaline ait herhangi bir iz bulunmamaktadır.
     
  8. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Sıbyan Mektebi ve Okulları


    Sinan Paşa Sıbyan Mektebi (Taş Mektep) (Kargı)

    Corum, Kargı ilçesinde, Sultan II.Beyazıt döneminde, l506-l507 yıllarında yapılmış olan Sinan Paşa Külliyesinin sıbyan mektebi tek bölümlü bir yapıdır. Basık kemerli bir kapıdan içerisine girilen sıbyan mektebi kare planlı,tonoz örtülü bir yapıdır. Kesme ve moloz taştan duvar tekniği ile örülmüştür.


    Eski Sıhhat Mektebi (Merkez)

    [​IMG]Çorum il merkezinde bulunan ve Çorum Müzesi olarak kullanılan bu yapı Sıhhat Mektebi olarak Neo-Klasik üslupta yapımına l908 yılında başlanmış, l914 yılında da tamamlanmıştır.

    Yöresel sarı renkli kum taşından olan bina dikdörtgen planlıdır ve doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Yapının dış cephe köşelerinde kat yüksekliklerini belirten bölümler ile pencere araları kum taşından,bunu dışında kalan duvarlar ise harçlı kırma taş örgülüdür.Ayrıca yapının ön cephesine iki,arka cephesine de beş çıkma eklenmiştir.

    Üzerindeki kitabesinde:
    “l332 Kanunu Evvel l335 Sefer 21 Emraz-i Umumiye Hastahanesi Çorum Sancağının hakimiyetinden ahalisinin ve Evkaf-ı Hümayun Nezarete celilesinin izmar ve muavenetiyle inşa olunmuştur” yazılıdır.

    Bu yapı Ziraat Mektebi, Sanat Okulu, Ticaret Lisesi, Makine Meslek Yüksek Okulu ve Atatürk Lisesi olarak kullanılmış, l986 yılında Milli Eğitim Bakanlığından Kültür Bakanlığı’na devredilmiştir. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan bu yapı l998 yılında yangın geçirmiş ve onarılmıştır. Bundan sonra Çorum Müzesi olarak kullanılmıştır.


    İstiklal İlkokulu (Merkez)

    [​IMG]Çorum il merkezinde bulunan İstiklâl İlkokulu 1913-1915 yıllarında Mutasarrıf Nurettin Bey tarafından “Mecidiye Mektebi” olarak yapılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da 1925 yılında İstiklâl İlkokulu olmuştur. Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu okulun yerinde h.1326 (1908) yılında yapılmış bir medrese ve kütüphane bulunmakta idi.

    Yapı Neolitik Devir üslubunda; kare planlı bodrumla birlikte üç katlıdır. Yapı malzemesi sarı renkli kumtaşı ve kesme taştan yapılmıştır. Okulun dış cephelerinde, kat silmelerinde, kapı ve pencere sövelerinde sarı renkte kumtaşı kullanılmıştır.

    Yapının iki girişi bulunmakta olup, bu girişlerden bir tanesi dışarıya çıkıntılıdır. Okulun üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Alt katlarda yuvarlak, üst katta da dikdörtgen çerçeveli, her kenarda ikişer penceresi bulunmaktadır.
     
  9. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Köprüleri


    Hitit Köprüsü (Sungurlu)

    Çorum, Sungurlu ilçesindeki bu köprüyü ilk defa Prof. Dr. N.Naumann tarafından bulunmuş ve M.Ö XIII.yüzyıla Hitit dönemine tarihlendirilmiştir.

    Anadolu’da ilk köprü denemesi olarak bilinen bu köprü Ambarlıkaya’da 8.50 m. genişliğinde, 14 m. derinliğinde bir uçurum üzerine yapılmıştır. Köprünün zıvana delikleri ile geniş basamakları görülmektedir.


    Koyun Baba Köprüsü (Osmancık

    [​IMG]Çorum, Osmancık ilçe merkezinde, Kızılırmak Nehri üzerinde bulunan Koyun Baba Köprüsü Sultan II.Beyazıt zamanında yapılmıştır. Köprünün yapımına l484’de başlanmış ve l489’da tamamlanmıştır. Köprünün karşısındaki kalede duvarına bitişik, Arapça köprü kitabesi bulunmaktadır:

    ”Yardımından dolayı Allah’a Hamd ve doğru yolun kılavuzu Muhammed ve onun yüce ailesine ve halkı doğru yola yönelten ashabına salat olsun. Dünya, ibret sahiplerinin nazarında hayır ve geçit köprüsüdür. Yaratıklar için sürekli hayat ve sevinç imkansızdır. Ne mutlu o başlangıç ve sonu düşünen kimseye ki, ahiret yolcuğuna devir için sevap edine. Sürüp giden sadaka ise, ne güzel sevaptır. Sadır ola bu yüce emir, bütün ülkelerde sürekli geçerli olsun. Ulu, adaletli, bilgin sultan ve yiğit, yüce hakan, milletlerin yönetimini elinde tutan, Arap ve acem sultanlarının sultanı, gazi ve mücahitlerin efendisi, kafir ve müşrikleri kahreden, krallar sultanı ve denizler hakanı, ihsan ve kudret sahibi Allah’ın desteklediği “Sultan Ebül-Fetih Beyazıt bin Mehmet Han” Allah onun saltanatını gece ve gündüzler birbirini izledikçe sürdürsün. Kıyamet gününde sevaba ermek, üzerinden geçenlere ibret olmak, umum tarafından faydalanılmak amacıyla sürekli bir hayır olan bu değerli köprünün sağlam olarak yapılmasını emreyledi. Bu hayırlı eserin tesisi, 889 senesinin Şaban ayında başlandı ve 894 senesinde tamam oldu”.

    Köprü ismini Anadolu’nun tanınmış velilerinden Koyun Baba’dan almıştır. Koyun Baba ile ilgili yörede yaygın bir söylenti vardır. Koyun Baba bir gün Kargıya gitmiş, oradaki bir çeşmenin yanında otururken yaşlı bir kadın elindeki su güğümü ile gelerek su doldurmaya başlamıştır. Bunu gören Koyun Baba senin oğlun yok mu? Suyu neden sen taşıyorsun diye sormuştur. Kadın, vardı ama öldü diye soruyu yanıtlamıştır. Bunun üzerine Koyun Baba iki çocuğun olursa birini bana verirmişsin diye sormuştur. Bunun üzerine kadın ben yüz yirmi yaşındayım yanıtını vermiştir. Koyun Baba’da Allah her şeye kadirdir dedikten sonra ve kadına bir elma uzatmıştır. Bu elmayı kocanız ile beraber yiyin iki çocuğunuz olacaktır demiştir. Ama bu çocuklardan biri benim olacak diye sözlerine eklemiştir. Kadın elmayı almış evinde kocası ile beraber yedikten bir süre sonra hamile kalmış ve iki oğlan çocuk doğurmuştur. Bundan sonra hemen Koyun Baba’ya gitmişler; Koyun Baba’da çocuklardan birine Ahmet diğerine de Mehmet ismini takmış ve Ahmet’i alarak kendisine kardeş edinmiştir. Bu çocuğa Koyun Baba’nın kardeşi olduğu için Ahi Baba denilmiştir.

    Koyun Baba Köprüsü’nün yapılması ile ilgili bir başka öykü daha bulunmaktadır. Buna göre; Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli Savaşı’na giderken Koyun Baba’ya uğramış, Onun hayır duasını almak istemiştir. Savaş dönüşünde vezirini göndererek Koyun Baba’nın bir dileği olup olmadığını sordurmuştur. Koyun Baba’da eğer hayır yapmak istiyorsan Kızılırmak üzerine bir köprü yaptır demiştir. Ancak köprü yapılmadan Fatih Sultan Mehmet ölmüştür. Babasının ölüm haberini alan Beyazıt Osmancık’a geldiğinde Koyun Baba’yı görmüş ve kendisini karşıya geçirmesini istemiştir. Koyun Baba’da olur ama buraya bir köprü yaparsan demiştir. O zaman gözlerini kapa demiştir. Şehzade Beyazıt gözlerini kapamış, açtığında da kendisini İstanbul’da bulmuştur. Bundan sonra da köprüyü yaptırmıştır.

    Koyun Baba Köprüsü kaleye yakın yerinde ayağın karşısında kitabesi bulunmaktadır. Köprü 250 m. uzunluğunda, 7.50 m. genişliğindedir. Yöresel sarı renkte dikdörtgen blok taşlardan yapılmıştır. Sivriye yakın yuvarlak kemerli 19 gözden meydana gelmiştir. Ancak bunlardan 15’i görülebilmektedir. En yüksek gözün yüksekliği de 25 m.dir.
     
  10. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Kaya Mezarları


    Kapılıkaya Anıtsal Kaya Mezarı


    Çorum-Osmancık yolu üzerinde, Çorum’a 27 km. uzaklıkta Kırkdilim Mevkiinde derin vadilerin bulunduğu engebeli bir arazideki kaya bloğunun kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Vadinin dibindeki çaydan yüksekliği 65 m.dir.

    Bu mezar, Helenistik döneme tarihlendirilmekte olup, komutan İkezios’a aittir. MÖ.II.yüzyıla tarihlenen bu kaya mezarının bir podyum zemini vardır. Bu podyumdan sekiz basamaklı bir merdivenle ikinci bir platforma, oradan da 12 basamaklı merdivenle mezarın girişine ulaşılmaktadır. Girişin sağ ve solunda niş içerisinde ölü tasvirleri bulunmaktadır. Mezar odası kare planlıdır.


    İskilip Kaya Mezarı (İskilip)

    [​IMG]Çorum İskilip ilçesi merkezinde, doğal bir kaya üzerine yapılmış olan kalenin güney ve güneydoğu eteklerinde Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlardan güneydoğudaki kaya mezarının iki sütunlu dikdörtgen bir girişi vardır. Buradaki sütunların başlıklarında birer aslan figürü oturmuş olarak tasvir edilmiştir. Ayrıca sütunların arasındaki üçgen alınlık içerisinde de karşılıklı yatar durumda kanatlı iki aslan figürü daha vardır.

    Mezar odası kare planlı olup, içerisinde iki tane ölü klinası bulunmaktadır.
     
  11. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Kaleleri


    Boğazköy Kalesi (Sungurlu)

    Hitit devletinin başkenti olan Boğazköy de (Hattuşaş) yapılan bilimsel çalışmaların ilki l906-l916 yıllarında Hugo Wincker ve Theodor Makri tarafından yürütülmüştür. Ardından l93l-l939 yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel kazı yapmıştır. Burada da sürdürülen kazı çalışmalarında Hatti, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılarla karşılaşılmıştır. 1980’den sonra kazıları Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Alman Doğu İncelemeleri Kurumu adına Dr.Peter Neve yürütmektedir.

    Hitit Dönemine ait olan Büyük Kale (Kral Kalesi) M.Ö XIII.yüzyıla tarihlendirilmiştir. Bu dönem Büyük Hitit Krallığı dönemi olup, bu kale aynı zamanda Hattuşaş yerleşiminin çekirdeğini oluşturmaktadır. Kale 140x 250 m. ölçüsünde geniş bir alana yayılmıştır. Buradaki en önemli kalıntı ise Kral Sarayı ile iki katlı Arşiv yapısıdır. Bu bölgede l936 yılından itibaren 4000’den fazla kitabe ele geçirilmiştir. Bu yerleşim 6 km. uzunluğunda bir surla çevrilmiştir.


    Kaletepe (Merkez)

    Çorum Kuşsaray’ın güneybatısında bulunan Kaletepe Hitit döneminde yapılmıştır. Oldukça korunaklı olan kalenin duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir. Kalenin boğa başlı kabartmalı kapısı Çorum Müzesi’ndedir.


    Çorum Kalesi (Merkez)

    [​IMG]Çorum İl merkezinde, Kale Mahallesi’nde bulunan Çorum Kalesi’nin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Danişmentliler veya Selçuklular zamanında yapıldığı bazı kaynaklarda yazılı ise de, büyük olasılıkla Bizans döneminde yöreye hakim bir tepede yapılmıştır.

    XVI.yüzyılda Çorum’a gelen Evliya Çelebi, şehrin kıble yönünde bulunan kalenin Sultan Kılıçarslan tarafından yapıldığını söyledikten sonra kale içerisinde birkaç evin bulunduğunu da belirtmiştir. W.F.Ainsworth 1842 yılında Çorum’a gelmiş, kalenin eski malzeme ile yapılmış olduğunu belirttikten sonra duvarlarının farklı zamanlarda yenilendiğini ileri sürmüştür. Bundan sonra da kale yenilenirken eski planının korunduğunu, duvarlarında çok sayıda antik mermer sütunlar, Bizans dönemi mezar taşları, heykeller ve yazıtların da devşirme olarak kullanıldığını belirtmiştir. Aynı yıl Çorum’dan geçen gezgin W.J.Hamilton şehrin güneydoğusundaki tepede bulunan kalenin Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapıldığının halk arasında söylendiğini kaydetmiştir. Ayrıca kalenin tanımını yaparak kare planlı ve yuvarlak kuleleri olduğunu, duvarlarında yapı malzemesi olarak çok sayıda kitabenin kullanıldığını, bunların arasında da Bizans dönemine ait devşirme malzemenin yer aldığını belirtmiştir. Bizans dönemine ait kalede çok sayıda mimari parçanın kullanılmış olmasından ötürü çevrede Erken Hıristiyan dönemine ait bir kentin olabileceğini de ileri sürmüştür. Bu arada halktan bu parçaların yakındaki Karahisar kalıntılarından getirildiğini de öğrenmiştir.

    [​IMG]Değişik zamanlarda onarım geçiren kalenin duvar kalınlıkları 2.40 m;yüksekliği de 7.35 m.dir. Kale 80.00 x80.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Sur duvarlarının köşelerine ve ve kapı üstlerine burçlar yerleştirilmiştir. Düzgün kesme taşa ve kaba yontma taştan yapılmıştır. Bunların arasında Roma dönemine ait devşirme parçalar da kullanılmıştır. Bu taşların bazıları üzerinde Grekçe yazılara rastlanmıştır.

    Kale Selçuklu mimari özelliklerini yansıtmakta olup kale ile ilgili yazılı kaynaklarda bazı bilgiler bulunmaktadır. Buna göre 1571 tarihli yazılı belgeler ile kaleye su getirilmesini öngören bir belgede “Sultan Süleyman hayratıdır” diye bir ibareye rastlanmıştır.
    Osmanlı döneminde kale içerisine yerleşim olmuş ve bu arada da içerisine bir mescit yapılmıştır.


    İskilip Kalesi (İskilip)

    [​IMG]Çorum İskilip ilçesinde, yaklaşık 100 m. yüksekliğinde doğal bir kayanın üzerine yapılmıştır. Hititler döneminden kalan kalenin yapımında moloz taşlar kullanılmıştır. Hitit döneminden sonra da kale değişik dönemlerde kullanılmıştır.

    Güney yönündeki kapıdan içerisine girilen kalenin güneyinde kayalara oyulmuş mezarlar bulunmaktadır. Yukarıya doğru daralacak biçimde yapılan kalenin dört yanına burçlar yerleştirilmiştir. Osmanlı döneminde yerleşime sahne olmuş, içerisine bir mahalle bir mescit yapılmıştır.




    Osmancık Kalesi (Kandıber Kalesi) (Osmancık)

    [​IMG]Çorum’un Osmancık ilçesinde Kızılırmağın kuzeyinde doğu-batı yönünde bulunan kale 275 m. yüksekliğinde doğal bir kayanın üzerinde yapılmıştır. Kandıber Kalesi ismi ile de tanınan kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olmamakla beraber Selçuklular zamanına ait olduğu sanılmaktadır. Bununla beraber kale değişik dönemlerde birkaç kez onarılmış, özelliğini yitirmiştir.

    Bu kale aynı zamanda İstanbul’dan Amasya’ya kadar uzanan ticaret yolu üzerinde olup, karakol kalesi niteliğindedir. Kalenin güneyindeki Roma dönemi kaya mezarları Romalıların burada yaşadığına işaret etmektedir.

    Kare planlı kalenin yapımında horasan harçlı moloz taş kullanılmıştır. Ayrıca içerisinde kayalara oyularak yapılmış hamama ait kalıntılarla da karşılaşılmıştır.Günümüze oldukça harap durumda gelmiştir.


    Hacı Hamza Kalesi (Kargı)

    Çorum, Kargı ilçesindeki bu kale aynı zamanda ilçenin ilk kurulduğu yerdir. Bu yerleşimin çevresi surlarla çevrili bulunuyordu. Hacı Hamza Kalesi ve içerisine aldığı yerleşim alanı XVI.yüzyıla tarihlendirilmektedir.
     
  12. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Saat Kuleleri


    Çorum Saat Kulesi (Merkez)


    [​IMG]Çorum’un merkezinde, Osmancık, İskilip ve Gazi caddelerinin birleştiği yolun ortasında bulunan Saat Kulesi’ni üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Beşiktaş Muhafızı, İstanbul’da Ali Suavi olayını bastıran Yedisekiz Hasan Paşa l896 yılında yaptırmıştır.

    Doç.Dr. Hakkı Acun’dan transkripsiyonu öğrenilen kitabeyi Hattat Mehmet Nuri (1868-1951) yazmıştır:

    Şehinşah-ı zaman Abdülhamid Han-ı keremkarın
    Ferman-ı kiramından Hasan Paşayı bihemta
    Bütün evkatını vakf eyledi ihya-ı hayrata
    Muvaffak eylesun her dem anı amaline Mevla
    Bu saat kulesi ez cümle hayrat-ı güzininden
    Yapıldı yumn-ü evferle bu şehri eyledi ihya
    Çıkup bir vakt-i eşrefde yazıldı babına tarih
    Bu mikat-i celili yaptı bak Lütfi Hasan Paşa
    l312(1896)

    Çorum Saat Kulesi yöresel sarı kesme taştan yapılmıştır. İlk bakıştı minare izlenimini veren Saat Kulesi 27.50 m. yüksekliğindedir. Sekizgen kaide üzerine oturan kulenin 24 köşeli gövdesi yükselmektedir. Gövde 5.30 m. çapındadır.Bunun üzerinde 81 basamaklı bir merdivenle kulenin şerefeye benzer balkonuna çıkılmaktadır. Gövdenin üzerinde dört bir tarafında birer saat kadranı bulunmaktadır. Saat kadranlarından sonra dört köşeli, her kenarında birer eşkenar üçgen şeklinde penceresi olan bölüm ve kubbe gelmektedir. Kulu l976 yılında onarılmıştır.


    Sungurlu Saat Kulesi (Sungurlu)

    [​IMG]Çorum Sungurlu ilçesinde bulunan Saat Kulesini Kaymakam Edip Bey l892 yılında yaptırmıştır. Bu saat kulesi, Yozgat Saat Kulesini yapan Yozgatlı Şakir Usta’nin eseridir.

    Kesme taştan yapılmış olan Saat Kulesi kare prizma gövdelidir. Gövdesi dışarıya taşkın silmelerle sekiz kata ayrılmıştır. İkinci kat dışında her katta yuvarlak kemerli küçük pencereler bulunmaktadır.Kulenin en üstüne dalgalı saçağı olan ahşap bir köşk eklenmiştir. Köşkün altına da dört yönde yuvarlak kadranlı saatler yerleştirilmiştir. Bu saatlerin mekanizmasını Çorumlu İbrahim Usta yapmıştır. Saat çanının ise Amasya’da görev yapan bir Alman konsolosunun hediyesi olduğu söylenmektedir.
     
  13. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Müzeleri


    Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün l933 yılındaki isteği doğrultusunda Çorum’da arkeoloji kazıları başlamıştır. Çorum Alacahöyük’de Von Der Hosten; Boğazköy’de K,Bittel kazı çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Ardından Türk Tarih Kurumu adına Dr.Hamit Zübeyr Koşay ile Prof.Dr.Remzi Oğuz Arık Alacahöyük kazılarını sürdürmüşlerdir. Bu kazılardan çıkan sonuçlar ve ele geçen buluntulardan ötürü Çorum’da müze kurulması öncelik kazanmıştır.


    Çorum Müzesi (Merkez)


    [​IMG]Çorum Müzesi il merkezinde Sıhhat Mektebi olarak yapılan binada çalışmalarına l937 yılında başlamıştır. Çorum’da dağınık halde bulunan eserler ve Alacahöyük, Alişar Höyük, Pazarlı, Kuşsaray, Eskiyapar, Ortaköy ve Boğazköy’de bulunan eserlerin bir bölümü burada bir araya getirilmiştir. Yörede arkeoloji kazılarının yoğunlaşması, eserlerin sayıca artması sonucunda Müze Binası ihtiyacı karşılayamamış ve yeni bir müzenin yapımına başlanmıştır.

    Çorum Müzesi yeni bir düzenleme ile 13 Ekim l968 yılında açılmıştır. Tek katlı binada birbirleri ile bağlantılı dört teşhir salonu, yönetim odaları ve fotoğraf stüdyosu bulunmaktadır. Müzede Kalkolatik Çağdan pişmiş toprak eserler, Tunç Çağına ait keramikler, idoller, Mızrak uçları, bronz hançerler, çeşitli tiplerde taş ve bronz el baltaları, Alişar’dan gelen kap kacaklar, bulunmaktadır. Ayrıca Hitit ve Frig dönemlerine ait rhitonlar, vazolar, mühürler de onları [​IMG]tamamlamaktadır. Bunların yanı sıra Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait sikkeler, keramikler, cam eserler heykeller ve steller de bulunmaktadır.

    Çorum Müzesinde Selçuklu ve Osmanlı eserlerine de yer verilmiştir. Müzenin Etnoğrafik eserler bölümünde Çorum yöresinin silahları, ahşap ve madeni eserleri, el yazmaları, kilimler ve yöresel kıyafetlerde teşhir edilmektedir.


    Gülabi Bey Mahallesi Müze Sok.No 21.
    Tel. (0364) 2131568
    Faks (0364) 2243025



    Boğazköy Müzesi (Boğazkale)

    [​IMG]Çorum Müzesi yönetiminde, Çorum’a 82 km. uzaklıktaki Boğazköy Müzesi 12 Eylül l966 yılında açılmıştır. Daha önce bu müze Hattuşaş kazılarından çıkan ve çevreden toplanan eserlerin bulunduğu bir depo konumunda idi.

    Boğazköy kazılarında çıkan eserlerin ve Hitit dönemi buluntularının ağırlıklı olduğu müzede Kalkolatik, Eski Tunç, Frig, Roma ve Bizans eserleri bulunmaktadır. Bunların başında Yazılıkaya’dan getirilen Tanrıça İştar kabartması, tanrı kabartması, Hitit Kralı IV. Tuthalia’nın kabartması, hiyeroglif yazılı taş steller bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Kalkolatik, Eski Tunç ve Asur Ticaret Kolonileri çağlarına ait pişmiş toprak eserler, camlar, Frig dönemi boyalı keramikleri, Hitit tabletleri, mühürler, baskılar, bullalar ve bir Bizans kilisesine ait bronz malzemeler sergilenmektedir.

    Boğazköy
    Tel (0364) 2131568
    Faks (0364) 2243025


    Alacahöyük Müzesi (Alaca)

    [​IMG]Çorum Müze Müdürlüğü yönetiminde olan, Alaca ilçesi Alacahöyük Köyü’nde bulunan müze il merkezine 45 km. uzaklıktadır. Müze l940 yılında açılmış ,l982 yılında da yeni yapılan binasına taşınmıştır.

    Müzede özellikle Alacahöyük ve Pazarlı’dan çıkan eserler sergilenmektedir. Kalkolatik döneme ait el yapımı keramikler, Eski Tunç Çağı’na ait pişmiş toprak eserler, Hitit döneminin pişmiş topraktan gaga ağızlı testileri, tabaklar, çanaklar sergilenmektedir. Bunları Eski Tunç ve Hitit çağlarına ait bronz iğneler, kemikten süs eşyaları, hayvan figürinleri, çivi yazılı tabletler, Frig toprak kabartmalı duvar levhaları, boyalı kaplar, rhitonlar, kilimler, ahşap tarım aletleri, dokuma tezgahları ile Osmanlı döneminin etnoğrafik yöresel malzemeleri tamamlamaktadır.

    Alaca. Alacahöyük Köyü
    Tel: (0364) 2243025
     
  14. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Kaplıcaları


    Hamamlıçay Kaplıcası (Merkez)

    Çorum il merkezine 12 km uzaklıktaki Hamamlıçay Kaplıcasının kadınlar ve erkekler için ayrı yüzme havuzları vardır. Romatizma, cilt hastalıklarına ve böbrek taşı düşürülmesine iyi gelen kaplıcanın 42 C su sıcaklığı vardır.


    Beke Kaplıcası (Mecitözü)

    Çorum Mecitözü ilçesinin Figani Köyü yakınında bulunan Beke Kaplıcasının suyunun idrar arttırıcı etkisinden ötürü vücutta toplanan metabolizma artıklarının dışarıya atılması ve vücut taşlarının düşürülmesinde etkilidir.

    Ayrıca Çorum’a 15 km. uzaklıkta Çayköy’de de şifalı suları olan kaplıca vardır.
     
  15. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Türbeleri


    Koyun Baba Türbesi (Osmancık)

    [​IMG]
    Osmancık İlçesi dışında Türbe yeni denilen alanda bulunan Koyun Baba Türbesi Sultan II.Bayezit zamanında yaptırılmıştır. Türbenin bulunduğu alan yüksek bir tepenin üzerinde olup çevreye hakim bir alandadır. Burada türbenin yanı sıra tekke, imaret, kervansaray da yapılmış ancak bunlardan yalnızca türbe günümüze gelebilmiştir.

    Türbe sekizgen planlı olup, üzerin duvarlara oturmuş konik bir çatı ile örtülmüştür. Piramidal külah içeriden kubbe şeklindedir. Türk ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri arasında sayılan kapısı Çorum müzesine kaldırılmıştır.



    Hüseyin Gazi Türbesi (Alaca)

    [​IMG]Çorum Alaca ilçesinin güneyindeki Mahmudiye Köyü’nün yakınında bulunan XIII.yüzyıla tarihlendirilen Hüseyin Gazi yapı topluluğunun türbesi, kaba moloz taştan yapılmıştır. Yapı değişik dönemlerde yapılan onarımlar sonucu mimari özelliğini yitirmiştir.

    Türbe, buradaki Hüseyin gazi yapı topluluğunun avlusunda yer almaktadır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri çapraz tonozla örtülüdür. Dışarıdan görülen kubbenin sonradan yapıldığı sanılmaktadır. Türbeye yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Kapı kemerinin üzerine renkli mermerlerden yapılmış 12 köşeli bir yıldız motifi ile dört sıra halinde kitabesi yerleştirilmiştir. Türbe içerisinde bir sanduka vardır. Mezarın baş kısmında 12 dilimli bir mezar taşı bulunmaktadır.




    Elvan Çelebi Türbesi (Mecitözü)

    [​IMG]
    Çorum Mecitözü ilçesi, Elvan Çelebi Köyü’ndeki Elvan Çelebi Camisi yanında, Elvan Çelebi’nin türbesi bulunmaktadır. Elvan çelebi Aşık Paşa’nın oğlu olup, büyük dedesi de Baba İshak’ın hocası Baba İlyas’tır. Baba İshak isyanını bastıran Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Keyhüsrev, bu arada Baba İlyas’ı da öldürmüştür. Bundan sonra bu aile Mısır’a kaçmış, daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Elvan Çelebi bugünkü köyü, camiyi, yanına da kendi türbesini, hamam ve bir tarafına da dergah yaptırmıştır.

    Camiye bitişik olan türbe kaba yontma taştan yapılmış, üzeri kubbe ile örtülmüştür.


    Ergülü Baba Türbesi (Sungurlu)

    Çorum Sungurlu ilçesinin batısında, Yörüklü Köyü’nde bulunan türbe Ergülü Baba’ya ait olup, mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Halk arasındaki yaygın bir inanca göre, çocuğu olmayanlar bu türbeyi ziyaret eder, ziyaretten sonra çocukları olursa ismini Ergülü koyarlar.


    Demirşeyh Türbesi (Sungurlu)

    [​IMG]
    Çorum Sungurlu ilçesinde geniş bir alanda yapılmış olan bu türbenin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Bu bakımdan ne zaman yapıldığı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

    Halk arasında yaygın bir inanışa göre bu türbe Malazgirt Savaşı’ndan sonra yapılmıştır. Ancak bu yapının günümüze gelebilen mimarisi Selçuklu yapısından çok, Osmanlı türbe mimarisine benzemektedir.

    Türbe moloz taştan örülmüş, kare planlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Kubbe kare gövdeden trompların yardımı ile duvarlar üzerine oturtulmuştur. Kubbe ve kemer örgülerinde tuğlalar kullanılmıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla türbe orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

    Türbe içerisinde sade bir mezar bulunmaktadır. Türbenin üzerinde bir göktaşı vardır. Demirşeyh isminin de bu taştan geldiği sanılmaktadır. Demirşeyh Türbesi 1977 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılmıştır.


    Nöbeti Baba Türbesi (Sungurlu)

    [​IMG]
    Çorum Sungurlu ilçesinde Aygar Dağı’nın zirvesinde düz bir alan üzerinde bulunmaktadır. Nöbeti Baba’nın kim olduğu bilinmemekle beraber, halk arasındaki yaygın bir söylentiye göre; alim bir kişi olup, nöbet tutarken şehit olmuştur. Yöre halkı bu türbenin etrafındaki düz alanda toplanarak yağmur duasına çıkarlar, burada namaz kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra duaya katılanlara sunulur.

    Türbe mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Kaba yontma taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri de kubbe ile örtülmüştür. Türbenin yuvarlak kemerli bir giriş kapısı vardır bunun dışında duvarlarında pencereler bulunmamaktadır.
     
  16. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Çeşmeleri


    Baltacı Mehmet Paşa Çeşmesi (Osmancık)

    [​IMG]Çorum Osmancık İlçesi Ulu Cami Mahallesi’nde, Ulu Cami Sokağı’nda bulunan bu çeşmeyi, Osmancıklı olan Baltacı Mehmet Paşa l105 yılında yaptırmıştır. Baltacı Mehmet Paşa Osmancık’ta dört çeşme yaptırmış, ancak bunlardan yalnızca biri günümüze gelebilmiştir.

    Çeşme yöreye özgü sarı kesme taştan yapılmıştır. Sivri kemerli ayna taşı üzerinde Dürrizade’nin yazdığı üç sütunlu 18 mısralı bir kitabesi bulunmaktadır. Çeşme günümüze oldukça iyi durumda gelebilmiştir.


    Maraz Hatça Çeşmesi (Merkez)


    Çorum Yeniyol Mahallesi, Eskisaray 3.Çıkmazı Sokak’taki çeşmeyi Maraz Hatça Hatun 1942 yılında yaptırmıştır.

    Dikdörtgen çeşmenin ayna taşı kaş kemerin içerisindedir. Çeşmenin önünde bir yalak taşı bulunmaktadır. Çeşme mimarisi açısından bir özellik taşımamaktadır.


    Kozoluk Çeşmesi (Sungurlu)

    Çorum Sungurlu ilçesinin 20 km. uzağındaki Ayağıbüyük Köyü’nde bulunan bu çeşmenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Çevresi mesire ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır.
     
  17. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Hanları


    Veli Paşa Hanı (Merkez)

    [​IMG]Çorum, Çephi Mahallesinde, Sandıkçılar Sokağında bulunan bu hanı Yozgat Beylerbeyi Veli Paşa yaptırmıştır.

    Kitabesi bulunmamakla beraber mimari üslubundan XIX yüzyıl eseri olduğu açıkça görülmektedir. Oldukça geniş, 1000 m2’lik bir alanı kaplayan han ahşap olup iki katlıdır. Ön cepheye bakan köşk bölümü üç katlıdır. Taş işçiliği kaba yontma ve moloz taştan yapılmış olup üzeri sıvanmıştır.Üzeri çatı ile örtülü olup Osmanlı hanları arasında farklı bir konumdadır.



    Sinan Paşa Hanı (Kargı)

    Çorum, Kargı ilçesinde Sultan II.Bayezit’in veziri Sinan Paşa tarafından cami,sıbyan mektebi ve hamam ile birlikte l506-l507 yılında yaptırılmıştır.
    Sinan Paşa Camisinin güney duvarına yanında yer alan han tek bölümlü bir yapıdır. Moloz taş, kesme taş ve tuğladan duvarları örülmüş olan hanın üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. L943 depreminde ön yüzü bütünüyle yıkılmıştır.
     
  18. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Doğal Güzellikleri ve Mesire Yerleri


    Çatak Tabiat Parkı ve Çatak Kayak Tesisi (Çatak)

    [​IMG]Çorum’a 22 km. uzaklıkta olan Çatak Tabiat Parkı Orman İşletmesinin koruması altındadır.Alt yapısı tamamlanmış olan bu mesire yeri il merkezine yakınlığından ötürü halk tarafından rağbet görmektedir.Aynı zamanda yakınında bulunan Çatak Kayak Tesisi de il merkezine 27 km. uzaklıkta olup l991 yılında hizmete açılmıştır.







    İskilip Yaylaları (İskilip )


    Çorum, İskilip ilçesine 13 km. uzaklıkta, İskilip-Tosya karayolu üzerinde bulunan İskilip Yaylası yöre halkının günübirlik gittikleri bir mesire yeridir. Buradaki İskilip Elmabeli Yaylası Karagöz Köyü ile Susekisi köylerinin yakınındadır. Deniz seviyesinden 1.200 m. yüksekliğindeki bu yayla çam ve meşe ağaçları ile örtülüdür.


    Kargı Yaylası (Kargı)

    Çorum Kargı ilçesinin 21 km kuzeyinde bulunan Kargı Yaylası deniz seviyesinden 1400 m. yüksekliktedir. Kargı Yaylasının çevresinde diğer yaylalar ile Aksu ve Gökçedoğan göletleri de bulunmaktadır. Bu göletlerde olta balıkçılığı yapılmaktadır.Buradaki Kızıloluk Yaylasında Orman İşletmesince piknik yerleri düzenlenmiştir.


    Abdullah Yaylası (Kargı)

    Çorum, Kargı ilçesine 26 km. uzaklıkta bulunan Abdullah Yaylası deniz seviyesinden 1.450 m. yüksekliğindedir. İlçenin önemli bir mesire yeri olup, burada her yıl geleneksel olarak yapılan Kargı Panayırına katılanlara ve halka konserler verilmektedir. Alt yapısı tamamlanmış olan bu yayladan güneye doğru gidildiğinde deniz seviyesinden 2.050 m yüksekliğinde Köse Dağı’nın zirvesine ulaşılmaktadır. Bu zirvenin en büyük özelliği de 360 C çevreyi gören bir konumda oluşudur. Ayrıca bölgede yoğun biçimde sarıçam, karaçam gibi karışık bir orman dokusu bulunmaktadır.


    Bayat Yaylası (Bayat)

    Çorum Bayat ilçesi, Çerkeş Köyüne 14 km. uzaklıktaki Bayat Yaylası deniz seviyesinden l.800 m. yüksekliktedir. Sarıçam, karaçam ve gürgen ormanları ile çevrili yayla kamp yeri olarak ön planda gelmektedir. Hafif engebeli bu yaylada bol su kaynakları vardır.Yayla, yürüyüş ve av düzenlenmesi için ideal bir yerdir.


    Laçin Mesire Yeri (Laçin)

    [​IMG]Çorum, Laçin mesire yeri oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Bütün vadiyi görebilme olanağına sahip olan bu alan çam ormanlarıyla kaplıdır.

    Çorum’da, il merkezine 25 km. uzaklıkta Kırkdilim Mesiresi; Çorum-Samsun karayolu üzerinde Sıklık Mesiresi; il merkezinde Devlet hastahanesi yanında Bahabey çamlığı; Merkeze bağlı Kuşsaray Köyünde Sağmaca Suylu; Seydim Göletleri,Çomar Barajı,Boğabağı, Kılıçören, ve Yeşil Yayla Köyünde de doğül güzellikleri yönünden mesireler bulunmaktadır.

    Boğabağı, Kılıçören ve Yeşil Yayla Köyleri doğal güzelliği bakımından halkın gittiği yerlerdir.Alaca ilçemizde çok sayıda gölet mevcuttur. Halk genellikle Örükaya barajında Aynalı Sazan Balığı avlamakta ve pikniğini yapmaktadır. İbrahim Köyü civarında bulunan Atatürk Göleti Köy Hizmetleri Müdürlüğü’nce çevre düzeni yapılarak ağaçlandırılmıştır.
    Bayat Haremoluğu ve Divanoluğu mesire yerleri Karatepe mevkiinde olup, halkın günübirlik piknik alanı olarak kullandığı mesire yeridir.

    Çorum’daki bu mesire yerlerinin yanı sıra il merkezinde Eski Ekin Mağarası; Elmalı Köyü’nde Gerdek Kaya Mağarası; Şanlı Osman Köyü’nde Yeni Kışla Mağarası, Molla Hasan Mağarası, Kadı Deresi Mağarası, Alköy Mağarası, Sazak Mağarası, Bügdüz-Kılıçören Mağarası bulunmaktadır. Ayrıca Alaca ilçesinde Koçhisar Mağarası, Pazarlı Mağarası, Örülükaya Mağarası; İskilip İlçesinde Tut Köyü Mağarası, Sorgun Köye Mağarası, Yav Köyü Mağarası ile İskilip Kalesi güneyinde mağaralar bulunmaktadır. Kargı ilçesinde Ambarlı Köyü Mağarası; Ortaköy ilçesinde Damlataş Mağarası bulunmaktadır. Laçin İlçesinde Kapılı Kaya, Büyük Laçin Mağarası, Mescitli Mağarası; Mecitözü İlçesinde Köse Eyyüp Mağarası, Şıhlar Mağarası, Çal Mağarası, Çağna Köyü Mağarası, Kuyulu Köyü Mağarası, Çayköy Mağarası, İbek Köyü Mağarası, Örencik Mağarası, Sarin Köyü Mağarası veYavu Köyü Mağarası vardır.


    İncesu Kanyonu

    [​IMG]Çorum, Ortaköy İlçesi İncesu Köyü’nde bulunan İncesu Kanyonu 12,5 km uzunluğundadır. Genişliği 40-60 m. arasında değişmektedir.

    Tek giriş ve çıkışı bulunan İncesu Kanyonun her iki yamacı sarp kayalıktır. Kanyon, mevsimine göre rafting ve tracking sporları için uygun özellikler taşımaktadır.
     
  19. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çorum Sivil Mimari Örnekleri


    Çorum Evleri

    [​IMG]
    Çorum il merkezinde sivil mimari örneklerinden pek azı günümüze gelebilmiştir. Çorum evlerinin büyük çoğunluğu yeni yapılanmalar sırasında yıkılmıştır. Bununla beraber Çorum ilçelerinde özellikle İskilip ve Kargı’da Çorum evlerinin özelliğini gösteren yapılar bulunmaktadır.

    Bu evlerin büyük çoğunluğunda Anadolu’daki diğer evlere göre farklılıklar bulunmaktadır..Çorum evleri genellikle iki veya üç katlıdırlar. Çoğunlukla bahçe içerisinde yer alan evlerin bahçe kapıları arabaları içeri alabilmek için oldukça geniş tutulmuş olup, iki kanatlıdırlar. Bahçeye açık olan evlerin alt katı mutfak, depo, kiler, taştan oyulmuş çamaşırhane, pekmezhane, meyve depoları, samanlık gibi bölümlere ayrılmıştır. Evlerin ikinci katlarında geniş sofaların etrafını çevreleyen odalar sıralanmıştır. Bu odaların içerisine dolaplar, nişler ve yüklükler yerleştirilmiştir. Ayrıca ağaç işçiliğine büyük özen gösterilmiş, tavanlarda çoğu kez bezemeye yer verilmiştir. Evlerin üst katları daha çok yatak odalarına ayrılmış olup, bunlardan birisinin içerisine de gusülhane yerleştirilmiştir.

    [​IMG]Evler dışarı ile bağlantılı olup evin baş odası konsolların yardımıyla dışarıya taşırılmıştır. Bazı örneklerde de dışarıya açılan bir veya iki balkonlar da görülmektedir. Üst örtüler daha çok kırma çatı şeklindedir.

    Çorum evlerinden günümüze gelebilen en güzel örnekleri Veli Paşa Konağ ile Katipler Konağı’dır. Bunlardan Veli Paşa Konağı, Tepecik Mahallesi Şeyh Eyüp Sokağı’ndadır.Veli paşa’nın oğlu Şevket Bey tarafından 1923-1924’te yapılmıştır. Konak dönemin tanınmış ustalarından Osman Ağa ile oğlu Elvan Ağa tarafından yapılmıştır.

    Veli Paşa Konağı iki katlı ve bodrumdan oluşan, mimaride karnıyarık tabir edilen iç sofalı plan tipindedir. Böylece bahçe etrafında içe dönük olarak yapılmış olan konağın etrafı yüksek bahçe duvarları ile çevrilmiştir. Kuzey ve batısındaki sokaklarda iki ayrı girişi olan yapı hımış denilen ahşap-karkas tekniği ile kerpiçten yapılmıştır. Duvarları beyaz kireç badanalıdır. Pencereleri Çorum evlerine özgü olarak giydirme çerçeveler içerisindedir. Bunların üzerleri ahşap silmelerle çevrilmiştir. Ayrıca odalardaki kapı pencere, dolap, ocaklardaki ağaç işçiliği yöreye özgüdür. Konağın harem ve selamlık bölümlerine ayrılan odaların diğerlerinden farklı girişleri vardır.

    [​IMG]Katipler Konağı günümüzde yerel yemeklerin sunulduğu restoran olarak kullanılmaktadır. İki katlı, ahşap çatılıdır. Taş temeller üzerine ahşap-karkas tekniği ile kerpiçten yapılmıştır. Cephe ve yanlarda dikdörtgen söveler içerisinde Çorum’a özgü işçilik gösteren pencereler ile içerisi aydınlatılmıştır. İç mekandaki odalar sofaların çevresinde sıralanmıştır.


    Çorum’da Osmanlı döneminin sonlarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış resmi binalar bulunmaktadır. Bunlar yapıldıkları dönemin mimari özelliklerini yansıtmaktadırlar.


    Redif Kışlası (İskilip)

    [​IMG]
    Çorum İskilip’te bulunan Redif Kışlası XX.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Osmanlı askeri mimarisinin tipik kışla örneklerindendir.

    Kışla kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı olup, bodrum ile birlikte üç katlıdır. Uzun ve kısa kenarları boyunca dikdörtgen söveli yuvarlar kemerli pencereler birbirini izlemektedir. Katlar dışarıdan çıkıntılı silmelerle birbirlerinden ayrılmıştır.Yapının üstü ahşap çatı ile örtülüdür.



    Belediye Binası (Merkez)

    [​IMG]
    Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan bu bina Neo-klasik üsluptadır. Özellikle bu durum binayı dışarıdan çepeçevre kuşatan sivri kemerli pencerelerde görülmektedir. Alt kat pencereleri yuvarlak kemerli olup, ikinci kattaki pencereler ikiz pencere olarak yapılmışlardır. Bina iki katlı olup, duvarlarında kesme taş kullanılmış ve üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında medreselerin kapatılmasının ardından “Kütüphane Binası Hususi İnşaat Komisyonu” adıyla kurulan bir sivil toplum örgütü 1923 yılında bu binayı kütüphane olarak yaptırmıştır. Bu binada kütüphane hizmetinin yanı sıra musiki dersleri verilmiş, alt katı özel iş yerleri olarak değerlendirilmiştir. Kütüphane 1938 yılında alt kata indirilmiş ve üst kattan tamamen Çorum Halkevi olarak yararlanılmıştır. 1950’li yıllarda halkevlerinin kapatılmasından sonra adliye binasının yanması üzerine, yeni adliye binası yapılıncaya kadar adliye hizmetleri için kullanılmıştır. Eylül 1960’tan itibaren de Belediye binası olarak kullanılmaktadır.
     
  20. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş