Çorum Gelenek ve Görenekleri Hakkında Bilgiler

'Karadeniz Bölgesi' forumunda NeslisH tarafından 31 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çorum Gelenek ve Görenekleri Hakkında Bilgiler konusu Düğün Adetleri
    Evlenme adetleri Çorum’ da, ilçe ve köylerde genel olarak birbirine yakın özellikler taşımaktadır. Evlilikler genellikle “görücü usulü” yapılmaktadır.
    Evlenme İsteğini Belirtme
    Evlenme çağına gelen gençlerin eş seçiminde ailelere önemli görevler düşmektedir. Evlenmek isteyen damat adayı bu durumu annesine söyler. İstenecek kız aile tarafından bulunup, beğenildikten sonra damat adayı kız evine götürülür ve kız gösterilir. Eğer damat adayı kızı beğenirse kız evine haber gönderilip fikirleri sorulur, kızı istemeye gelecekleri haber verilir. Kız evi de kızlarının ve yakınlarının fikirlerini aldıktan sonra söz kesme (kahve içme) tarihi belirlenir.
    Dünürlük ve Şerbet İçme
    Çorum’da söz kesmenin diğer bir adı “kahve içme” veya “şerbet içme”dir. Her iki tarafta birinci derece yakın akrabalarına haber verir. Dünürcüler bir kez daha “Allah’ın emri peygamberin kavli üzerine” kızlarını oğullarına istemeye geldiklerini söylerler. ”Evet” cevabı alındıktan sonra kahveler içilir, dua edilir. Oğlan ve kıza söz yüzükleri takılır. Nişan tarihi kararlaştırılır.
    Nişan
    Nişan çoğunlukla cumartesi veya pazar günü kız evinde yapılır. Akraba veya komşulara ağızdan veya davetiye ile haber verilir. Eskiden bu işi yaşlı kadınlar yapar ve bunlara “okuyucu” denirdi. Nişandan bir gün önce erkek evi, kız evine baklava, et, kuruyemiş, şerbet ve kızın nişanda giyeceği kıyafeti gönderir. Nişan günü kız evinde gelenlere yemek verilir. Gelenler kıza takı takarlar. Kaynana tarafından gelinin yüzüğü takılır. Nişanlılık süresinde bayram veya Hıdrellez günleri olursa hediyeler gönderilir.
    Düğün
    Nişan ile düğün arasındaki zaman erkek ve kız tarafının durumlarına göre değişir. Kız ve düğün için gerekli olan eşyaları almaya çarşıya çıkılır, buna “pırtı görme” denir.
    Düğün başlamadan komşuların da yardımıyla iki taraf yemeklerini pişirirler. Düğünde damat en yakın iki arkadaşını “sağdıç” seçer. Sağdıç damatla ilgilenir. Düğünler cuma akşamı başlayıp pazar akşamı biter . Ayrıca yine oğlan ve kız evleri kendilerine birer “kahya” seçerler. Kahya düğün boyunca gelen misafirler, davul ve zurnacının ihtiyaçlar, yemeklerin dağıtımıyla ilgilenir. Bunun dışında erkek evinde bir de “bayraktar” seçilir. Bayraktar, kınacı giderken ve gelin alınmaya giderken önde bayrağı tutar. Cuma akşamı erkek evinde bir tavuk kesilip, bayrak takılmasıyla düğün başlar.
    Kına Gecesi
    Cumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte “kına yürütme” yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine “kınacı” olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini götürürler. Yine duruma göre kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp götürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır. Orada bulunanlara da bu kınadan dağıtılır. Arkasından kuru yemiş ve limonata ikram edilir. Kız annesinin elini öper ve sarılıp ağlaşırlar.Kına bittikten sonra davul ve zurnayla halay çekilir. Gelen kınacılar o gece kız evinde kalırlar ve bunlara “gelinin yengeleri” denir. Kızın en yakın arkadaşları da o gece kızın yanında kalırlar. O gece erkek tarafında da damada kına yakılır. Kınadan önce kız tarafı, oğlan evine “damat bohçası” denilen içinde damadın düğünde giyeceği kıyafet, pijama, cüzdan, çorap, saat gibi şeylerin bulunduğu bohça gönderir.
    Gelin Getirme
    Pazar günü kız evinde vedalaşmalar olur. Kız gelinliğini giyip bekler. Erkek evinin büyük bir kısmı, kayınvalide hariç, gelini almaya gider. Bu sırada kız evinin kapıları kilitlenir. Düğünün kahyası gelip kapıyı tutanlara bir miktar para verir kapıyı açtırır. Gelinciler içeri girip, geline bakarlar. Gelinin ağabeyi veya erkek kardeşi kırmızı kuşağı dualar okuyarak, gelinin beline üç kez dolayıp takar. Gelin bir kolunda babası, diğer kolunda damat ile evden çıkar. Bu esnada kızın çeyizi de taşınmaktadır. Dualar okunup, gelin arabaya bindirilir. Gelin alayı dolaşarak erkek evine gelir. Oğlan evine gelindiğinde, kayınvalide gelinin önünde çömlek kırar; gelinin bütün kötü huyları böyle kırılsın diye, başından kuru yemiş, şeker, bozuk para atar;bereketli olsun, evine yağ gibi sıvansın diye kapının girişine yağ sürdürülür.
    Çorum ‘ da Hıdırellez Geleneği
    Çorum bölgesinde, Hıdrellezin Hızır Aleyhisselam ile İlyas Peygamberin buluştukları gün olduğu inancı vardır.İl’ de hıdrellezin gelişi sevinçle karşılanmaktadır. Çünkü kışın bittiğine, yazın geldiğine, bolluk ve bereket dolu günlere ulaşıldığına inanılır. Bu nedenle yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs hıdrellez gününde bir bayram sevinci yaşanır. Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı, Bağlar en çok gidilen yerlerdir.Buralara gitmek için bir-iki gün önceden hazırlık yapanlar vardır. Hazırlık olarak yeni giysiler hazırlanır; çörek, börek, yaprak dolması, bulgur kaynatması yapılır. Birlikte yenilir, içilir. Genellikle genç kızlar arasında dalya, atlankaya ve okkel oyunları oynanır. Erkekler bu eğlencelere katılmazlar.Hıdrellez gecesi veya günü arzulanan dileklerin gerçekleşmesi için dualar edilir.
    HALK EDEBİYATI
    Rivayetler
    Koyunbaba Rivayetleri
    Koyunbaba’nın asıl adı Seyit Ali’dir. Peygamber soyundan geldiği ileri sürülür. Bursa’da çobanlık yaptığı sırada ağayla her iki kuzudan birini almak üzere anlaşır. Bir süre sonra kırk kuzusu olur. Bunları alarak Osmancık’a yerleşir. Her yirmi dört saatte bir melediğinden adı “Koyunbaba” kalır.Koyunbaba üzerine bir çok rivayetler vardır. Bunlardan biri:
    Koyunbaba’nın üç köpeği vardır. Bunlara Kara Kadı, Sarı Kadı, Ala Kadı adını verir. Bağdat Kadısı Osmancık’tan geçerken bunu duyar ve padişaha şikayet eder. Padişah Koyunbabayı çağırır, köpeklerine neden böyle adlar koyduğunu sorar. Koyunbaba da:
    Kadılar haram helal bilmezler, benim köpeklerim bilir. İsterseniz deneyelim der. Padişah denemeye karar verir.Koyunbaba yirmisi helal, yirmisi haram kırk kap yemek getirilmesini ister. İstenenler getirilince köpekleri çağırır, yemekleri önlerine serer. Hayvanlar helal yemekleri yer, öbürlerine dokunmazlar.Padişah çok şaşırır. Koyunbaba’yı mükafatlandırmak ister dileğini sorar. Koyunbaba:
    Hazineden bir şey istemem Sarıalan ile Saltukalan’ı köpeklerime yallık verirseniz yeter der. Dileği yerine getirilir.
    Koyunbaba kendisini padişaha şikayet eden kadıya şöyle bir bakar ve adam ölür.
    Koyunbaba Köprüsüne İlişkin Bir Rivayet
    Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli’ne giderken Koyunbaba’ya uğrar hayır duasını alır. Savaşta Uzun Hasan’ı yener. Dönüşte vezirini göndererek Koyunbaba’nın bir dileği olup olmadığını sordurur. Koyunbaba :
    “Eğer bir hayır yapmak istiyorsa, Kızılırmak üstüne köprü gerekir, onu yaptırsın, bir de kışlak ve yaylak yerlerimizi, koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki, misafirlerimizi daha iyi ağırlayabilelim” der.
    İstekleri yerine getirilir. Ancak köprü yapılmadan Fatih vefat eder. Babasının ölüm haberini alan ll. Beyazıt Amasya’dan yola çıkar. Osmancık’a geldiğinde ırmak kıyısında sürüsünü yayan Koyunbaba’yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyunbaba :
    “Olur ama bu ırmağa bir köprü yaptırırsan”der.
    Şehzade söz verir. Koyunbaba şehzadeye gözlerini kapamasını ve söylemeden açmamasının söyler. Şehzade denileni yapar. Gözlerini açtığında İstanbul'dadır. Koyunbaba yok olmuştur. ll. Beyazıt tahta geçtikten bir süre sonra düşünde Koyunbaba’yı görür. Koyunbaba köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı düşü görür. Bunun üzerine gerekli araç-gereç ve ustalar Osmancık’a gönderilir ve köprünün yapımına başlanır. Koyunbaba’nın da geyiklerle köprüye taş taşıdığı söylenir. Köprünün yapımı sırasında dervişlerden biri Koyunbaba’ya ölünce nereye gömülmek istediğini sorar. O da “Bu taşın düştüğü yere” diyerek ağır bir taşı fırlatır. Öldüğünde II.Beyazıt onu taşın düştüğü yere gömdürür ve buraya bir türbe yaptırır.

    MAHALLİ DEYİMLER

    Acı baldırcanı , kırağı çalmaz,

    Acıkan doymam sanır,

    Büyük dağın büyük dumanı olur,

    Çirkin bürünür güzel görünür

    Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur

    Çivi çiviyi;su sancıyı söker

    Değirmene vardım derdim yanmaya, değirmen başladı çır çır dönmeye

    Düşman düşmana küçük taş atmaz

    Deptim keçe sivrittim külah oldu

    Dolu testi su almaz

    Dok ne bilir acın halinden

    Dabanı güneşletti, sakalı yıldıza dikdi (Ölmek anlamında, ölüm )

    Deliğine göre yama vurmalı

    Dirgene dayanmayan porsuk harmana gelmez

    Dadanmış kudurmuştan beterdir

    Dert saklayanda kalır

    Deniz suyu gibi ne içiliyu ne geçiliyu

    Dost dostun ayıbını yüzüne söyler

    Dil bir kulak iki;bir söyle iki dinle

    Deli ile getme yola, başına gelir türlü bela

    Dertsiz baş sokuda daş

    Dilden gelen elden gelse dağı dağ üstüne korlardı

    Dilim seni dileyim dilim; dilim senden çektiğim hep acı zulum

    Dığdının dığdısı;dış kapının düğdüsü

    Deliye yel verirler;eline bel verirler

    Deve ile bulgur yeme üstüne kusar

    Emek olmadan yemek olmaz,

    Güttüğü bir koyun, ıslığı dağı tepeyi tutar,

    İnsana güvenme ölür, ağaca güvenme kurur,

    Katranı kaynatmakla olur mu şeker, cinsi bozuk olan cinsine çeker.

    Sel ağzına yatma sel alır,

    tepe başına harman dökme yel alır,

    Sinek pekmezciyi tanır,

    Zemheri ya iti öldürür, ya çiftçiyi güldürür
    BİLMECELER

    Bizde bir dudu var

    Eğri büğrü budu var

    Bize gelin görürsünüz

    Güle güle ölürsünüz (Kurbağa)


    Gökten bir karpuz indi

    Üçyüz altmış dilim şimdi

    Otuz dilimi yenmedi emme

    Geri yanı temam yendi (Yıl, Ramazan orucu)


    Ana bir kız doğurur

    Ne ayağı var ne başı var

    Kız bir ana doğurur

    Hem başı var hem ayağı

    (Tavuk, yumurta)


    Geriden aldım çatmayı

    Çığırın gelsin Fatma’yı

    Kız nereden belledin

    Kol kırıp göbek atmayı (Süpürge, süpürmek)


    At durur arap biner (Sacayak, Kazan)

    Ağız içinde dil, hadi bunu bil (Kaval)


    Kolay gelsin ustalar, kurt iken kuş olmuş

    Bağırsağını desteler (İpek böceği)


    Bir oğlum var üç bacak;alır atar kucak kucak (Anadut)


    Kepenek altında ak kuşlar (Dişler)


    Yer doymaz, oturur kalkmaz, gider gelmez (Ocak, ateş, duman)


    Bir yeri var yaydan eğri

    Bir yeri var iğden doğru

    Bir yeri var kazandan kara

    Bir yeri var südden ağca (Leylek)


    Bir kabağı oyarlar

    İçine dınıklağı koyarlar

    Çok söyleme deli oğlan

    Kulağını burarlar (Ud)


    Dizim dizim nar

    Dizimecek kar

    Uçtu setik kaldı dilber (Saman, Buğday)


    Osmancık’tan sandık gelir,

    Sandıkçılar yapamaz,

    İçlerinde boncuk gelir boncukçular dizemez,

    Arasında mektup gelir değme katip yazamaz (Nar)


    Geriden baktım akdaş gibi, yanına vardım sütlü aş gibi (Lahana)


    Yarım kaşık duvara yapışık (kulak)


    Hey hevayı hevayı

    Yüksek yapar yuvayı

    Marangozlar yapamaz

    Kuyumcular dökemez (Örümcek)


    Bir gücücük al yastık

    İçine un bastık (İğde)


    Köy içinde cıngıllı çavuş (Bakraç)


    ÇORUM HALK OYUNLARI


    Kullanılan Sazlar

    Çorum halk oyunlarının temel iki enstrümanı davul ve zurnadır.

    Oyunlar genellikle halay ve türkülüdür. Oyunların bir kısmı sözlü, bir kısmı sözsüz, tabiat özlü (çekirge) ve aşk konulu (dillala, iğdeli gelin) oyunlar içerir. Oyunlar genellikle disiplinli, bağlı ve dizi halinde oynanır. Serbest oynanan oyunlar da vardır. (dillala)


    Çorum Halayı

    6 erkek oyuncu tarafından davul, zurna eşliğinde oynanır. Oyun 3 bölümdür:


    Ağırlama

    Türküsü:

    Name de name yazdırdım

    Sokuya aman aman

    Her gelen geçen okuya aman aman

    Eğilin de sunalar eğilin aman aman

    Doğrulun da efeler doğrulun aman

    Baştaki oyuncunun yerine gelmesi ile müzik değişir, ikinci kısım olan ikileme denilen bölüme geçilir.

    Türküsü:

    Karşıda kürt evleri hele yandım

    Yayılır develeri Elmasım hey

    Oturmuş inek sağar hele yandım

    Terliyor sinesi Elmasım hey

    Diley diley o da mı yalan

    Ben seni sevdim bu da mı yalan

    Karşıda kavun yerler hele yandım

    Otursak bizde yesek ne derler Elmasım

    Şu şunu sevmiş derler Elmasım hey

    Nakarat

    Oyunun son bölümü olan yellendirme kısmına geçilir. Müzik değişir. Bu bölümde daha hızlı çalmaya başlar. Oyunun hareketleri daha kıvraktır.

    Türküsü :

    Sandık üstünde sandık

    Tez sevdik tez usandık

    Yanıldık meyil verdik

    Seni bir adam sandık


    İğdeli Gelin

    Kız ve erkeklerin beraber oynadığı bir halk oyunudur. Bir erkek bir kız olacak şekilde el ele tutuşan gençler bir halka oluşturur.

    Türküsü:

    Kız pınar başında yatmış uyumuş yar

    Ela gözlerini uyku bürümüş

    Evvel küçücüktü şimdi büyümüş yar

    Derdimin dermanı iğdeli gelin

    İğdesin aldırmış sevdalı gelin

    Türkü bitince davul zurna başlar.Davul zurna susar, halka daraltılarak başka bir kıta söylenir :

    Kız pınar başında testi doldurur yar

    Testinin kulpuna şahin kondurur

    Kız senin bakışın beni öldürür yar

    Derdimin dermanı iğdeli gelin

    İğdesin aldırmış sevdalı gelin


    Dillala

    Dillala oyunu 6 kız 6 erkekle oynanmakta ancak, aktif olarak oynayanlar 6 erkek ve bir kızdır. Diğer kızlar figüran olarak arka planda ve hareketsiz durmaktadırlar.


    Çekirge

    Yakın geçmişe kadar halkın geçim kaynağını genellikle tarım teşkil ederdi. Ancak, çiftçinin en büyük korkusu ürün olgunlaşınca ortaya çıkan çekirge sürüsüdür. Halk tüfek atıp, teneke çalarak, gürültü çıkarıp bu afeti uzaklaştırmaya çalışır. Çorum halkı bu canlıdan o kadar bezmiştir ki bu oyunu oluşturup türküsünü yazmıştır.

    Oyun, davul zurna eşliğinde 6 kız, 6 erkekle oynanır. Bir kız bir erkek olmak üzere, eller omuzlar üzerinde bir halka meydana getirilir. Oyunun figürleri çekirgenin hareketlerine uygun şekilde düzenlenmiştir.

    Türküsü:

    Çekirgeyi hayladılar yazıya.

    Ot kalmadı koyun ile kuzuya

    Eğri butlu sivri butlu çekirge

    Malımın ortağı mısın çekirge?

    Canımın ortağı mısın çekirge?

    Davul-zurna çalıp tekrar susunca oyuncular tarafından diğer bir kıta söylenmeye başlar:

    Çekirgenin ayağında lalini (nalını)

    Bende sandım kaymakamın gelini

    Eğri butlu sivri butlu çekirge

    Malımın ortağı mısın çekirge?

    Canımın ortağı mısın çekirge?


    Çorum’da Oynanan Diğer Halk Oyunları

    Benli, Miço, Bediriş, Sarıkız


    SEMAH

    Semahlar dinsel niteliği ağır basan oyunlardır. Törensel yapıya, kurallara uygun olarak gerçekleştirilen bir oyundur. Esas olarak, deyiş eşliğinde (bağlama) sazla oynanır. Semahlarda felsefi bir düşünce çağrışımı vardır, sanatlı deyişlerle söylenir.

    TARİHTE ÇORUM’UN ÜNLÜ KİŞİLERİ

    Ahmet Feyzi (1839-1909) : Çorum’da doğdu. İstanbul Beyazıt Medresesi’ni bitirdi. Yargıçlık, Müftülük yapmış ve Çorum’da 6112 kitaptan oluşan bir kütüphane kurmuştur. Ehadis-i Mevzuat, Redd-i Batıl, Risalei Müntehebat, Tahrir-i Mantık, Şerh-i Kafiye, Kanunu Arazi, din, edebiyat, mantık, hukuk alanındaki eserlerinden bazılarıdır. Arapça ve Türkçe 30 kadar eseri Hasanpaşa Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır.

    Akşemseddin (1390-1459) :Asıl adı Mehmet Şemsettin’dir. Osmanlı İmparatorluğunun büyük bir din bilgini ve aynı zamanda hekimdir. Hacı Bayram Velinin öğrencisidir. Fatih Sultan Mehmet’in arzusu üzerine arkadaşı Akbıyık Abdullah ile İstanbul’un fethinde bulunmuş ve Türk ordusunun manevi gücünü artırmada büyük rol oynamıştır.

    Aşıkpaşa (1270-1333) :Tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş olup, Türk tasavvuf ve halk şairidir. Garipname isimli eseri mevcuttur.

    Aşık Paşazade (1392-1484): Sultan Çelebi Mehmet zamanında yaşamış olup, devrin savaşlarına katılmıştır. Osmanlı tarihinin canlı kaynağını teşkil etmiştir. Meşhur Tarihi (Aşık Paşazade Tarihi) 1484 yılında yazmaya başlamıştır.

    Baltacı Mehmet Paşa (1660–1712) : Adını 1711 yılında Prut savaşı ile duyurmuştur. lll. Ahmet’in padişahlığı döneminde ikinci defa Veziriazam olmuştur. 1712 yılında Limni adasında sürgünde iken ölmüştür.

    Ebuss’ud Efendi (1490-1574): Şeyh Muhiddin Yavsi’nin oğludur. 1519’da İnegöl medresesi hocalığına atandı. 1527 yılında İstanbul Kadılığından sonra Osmanlı İmparatorluğuna 14. Şeyhülislam oldu. Kanuninin devlet düzenini sağlayan meşhur kanunlarının hazırlanmasında büyük rolü oldu. 29 sene Şeyhülislamlık yaptıktan sonra öldü.

    Elvan Çelebi (?-?): Babası ünlü Aşıkpaşa’dır. Elvan Çelebi 1352 yılında bir cami, kendisi için yanına bir türbe, bir tekke ve hamam yaptırmıştır.

    Koyunbaba :Asıl adı Seyit Ali’ dir. Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in 7. oğlu Ali Rıza’nın 12. oğlu olduğu rivayet edilmektedir. Adı efsaneleşmiş bir evliyadır. Evliya Çelebiye göre Hacı Bektaşi Veli’nin Halifesidir. Mezarı Osmancık ilçesinde adıyla anılan türbededir.

    Kul Mustafa :17. yy da Çorum yöresinde doğup yaşamış bir halk şairidir. Değişik konularda şiirler yazdı. Bunlar cönklerde dağınık halde bulunmaktadır. Genç Osman adıyla anılan padişah II.Osman’ın öldürülmesi üzerine yazdığı destanlar dikkat çekicidir. Bu destanlar Çorum müsellimi Kurdoğlu Süleyman’ın önderliğinde Çorumluların Kapusuz ve başıbozuk tayfasıyla Düvenci ovasında yaptığı cengi dile getirir.

    Şeyh Muhittin Yavsi (?-1516) :Babası Osmanlı müderrislerinden matematikçi astronom olan Ali Kuşçu’nun kardeşi Mustafa’dır. İskilip, Amasya ve İstanbul’da öğrenimini yaparak o zamanın Amasya valiliğini yapan ll. Beyazıt’a öğretmenlik yapmıştır.

    Yusufu Bahri (?-1828): Mısır’a giderek büyük din bilgini Şeyh Murtaza’dan hadis dersi almıştır. Daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Basılmamış Ata-i Feyyaz adlı eseri ile Dürrü Tahrir ve yazma eserleri vardır.

    Hasan Paşa (Yedi-Sekiz Hasan Paşa) (1831-1902) : Abdülhamit zamanında Beşiktaş muhafızlığı yapmıştır. Sultan Abdülaziz zamanında Alay Bey’i oldu ve Hasan Bey adını aldı. Bir süre sonra paşalığa yükseldi. Osmanlı-Rus savaşında Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösterdi. Çorum’u süsleyen saat kulesi ile depremde zarar gören Hıdırlık Camii’nin yerine yenisini yaptırmıştır.


    ÇORUM MUTFAĞI


    Çatalaşı: Yeşil mercimek, yarma (kırık) ve soğan ile yapılır. Soğan tereyağında kavrulur. Üzerine nane eklenir. Su koyup kaynatılır. Mercimek ilave edilir. 20 dk. kaynatıldıktan sonra 3 bardak sıcak su ilave edilip, yarma eklenir. 20 dk. kadar kaynatılıp tuzu eklenir. Daha sonra bir müddet kısık ateşte bırakılıp servis yapılır.


    Düğün Çorbası: Süzme yoğurt (torba yoğurt) yumurta ve unla iyice ezilip karıştırılır. Üzerine süt, tavuk suyu, yeterli miktarda ılık su ilave edilip kaynayıncaya kadar sürekli karıştırılır. Ayrı bir yerde iki yumurta, alabildiğince un yoğrulup açılır. Badem şeklinde kesilip tereyağında kızartılır. Pişmiş çorbanın üzerine dökülür. Ayrıca tereyağı ve kırmızı biber kızartılıp sos olarak üzerine dökülür ve sıcak servis yapılır.


    Madımak: Adının türkülere konu olduğu madımak; Orta Anadolu’nun bilinen en eski yemeklerindendir.Madımak, soğan, bulgur, tercihe göre pastırma veya çemen ile yapılır. İnce ince kıyılan madımaklar yıkanır. Soğanlar tereyağında kavrulur, pastırma ilave edilir. Sıcak su konulup kaynatılır ve en son madımak ve bulgur konularak pişirilir.


    Keşkek: Yarma, et, soğan ile yapılır. Yarmalar akşamdan ıslatılır. Tencerede soğan, et, kırmızı biber, tuz, tereyağı ile kavrulur. Bir su bardağı sıcak su ilave edilir. On beş dakika kaynatılır. Yarma on su bardağı sıcak su ile birlikte tencereye ilave edilir. Kaynayınca kapağı kapatılır kenarları hamur ile çerçevelenir. Bir parmak sığacak şekilde delik bırakılır. Kısık ateşte iki saat pişirilir.


    İskilip Dolması: Pirinç, et, soğan ile yapılır. Islatılmış pirinçler tereyağında kavrulur. Üzerine sıcak su eklenir, dinlenmeye bırakılır. Ayrı bir kapta et yağ ile kızdırılır. Soğan ve sıcak su ilave edilir. Et kaynayınca üzerine sacıyak, bunun üzerine de tepsi yerleştirilir. Haşlanan pirinçler bir bez torbaya konularak bu tepsinin üzerine konur. Tencerenin kapağı kapatılarak kapak kenarları hamurla sıvanır, herhangi bir yerine bir parmak sığacak şekilde delik bırakılır. ( Buhar çıkması için) Kısık ateşte dört saat pişirilir.


    Ortalık : Kuzunun pirzolalık yerinden yapılır. Çatala gelecek şekilde kesilir, tereyağında kızartılır. Bir tencereye konup yanan közün içerisine yerleştirilip üzerine bir tepsi konur ve saç kapatılır. Susuz olarak pişirilir.


    Çorum Mantısı : İçleri kıyma konulup kapatılan mantılar tek sıra halinde bir tepsiye dizilir, kısık ateşte kızartılır, yoğrulmuş olan mantının hamurundan küçük bir hamur açılıp kızaran mantıların üzerine kapatılır. Salçalı, tereyağlı, et suyu ile hazırlanan sos bu hamurun üzerine dökülür. Biraz kaynadıktan sonra üzerindeki yufka ters çevrilir. Daha sonra ocaktan indirilip bıçakla kesilir ve servis yapılır.


    Tel Tel : Un ağır ateşte kavrulur. Su, şeker ve limon tuzu kaynatılarak ağda yapılır. Tepsi tereyağla yağlanıp ağda bu tepsiye yayılır. Serin bir ortamda dondurulur. Tepsi ocağın üzerinde 2 dakika kadar ısıtılır. Ağda rulo yapılarak tepsiden kaldırılır. İki kişi ağdayı ellerine alıp sıkarak yumuşatırlar. Yumuşayan ağda elle sıkılarak 65 kez çevrilir. Tepsiye kavrulmuş un yayılır. Ağda bu tepsinin içine konularak unla birlikte çevrilir. Saç teli kıvamına gelince tel tel olmuş demektir. Kesilerek servis yapılır.


    Gül Burma : Hazırlanan baklava hamurunun üzerine ıslak bez örtülüp yarım saat dinlendirilir. Yumurta şeklinde parçalar alınıp üzerine nişasta serpilerek yufka şeklinde açılır. Açılan yufkalar bir bez üzerinde hafif kurumaya bırakılır. Daha sonra paralel kesilip içine ceviz konularak gül şeklini alacak şekilde burularak yağlanmış tepsiye dizilir. Bu şekilde kuruması için bir gün bekletilir. Üzerine kızartılmış yağ dökülüp fırında kızartılır. Hazırlanan şerbet sıcak olarak dökülür.


    Çorum Baklavası (Lüle Baklava-Sıkma Baklava-Sıyırma) : Baklava hamuru açılıp özellikle bu tatlı için kullanılan “oka” konur ve iki tarafından katlanır. İki tarafından hamur sıkıştırılır ve iç kısım oluk şeklinde boş kalır. Tepsiye dizilen baklavaları bir akşam bekletip kurutulur. Daha sonra yağı ve şerbeti dökülüp, üzerine ceviz serpilir.


    Hasıda: Pekmez, buğday nişastası, sıvıyağ, tereyağından yapılır. Su, pekmez, nişasta karıştırılır. Sıvıyağ tavada kızdırılır. Karıştırılan pekmezli nişasta tavaya yavaş dökülür, karıştırılarak pişirilir. Top top olmaya başlayınca üzerine kızdırılmış tereyağı dökülüp tahta karıkla ufaltılarak karıştırılır. Soğuk olarak servis yapılır.


    Karaçuval Helvası : Un, tereyağı, pekmez şekerden yapılır. Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir. Kara pekmez, toz şeker, ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür. İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.


    ÇORUM' DA MÜZİK


    Türk Sanat Müziği

    Çorum’ da ilk düzenli Türk Sanat Müziği çalışması 1980 yıllarından sonra Kültür Müdürlüğü bünyesinde Dr. Sedat Terlemez yönetiminde başlamış ve konserler verilmiştir. Çalışmalar 1999 yılında Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde ve 2001 yılında Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde iki Türk Sanat Müziği Korosu ile sürdürülmektedir. Osmancık’ da Halk Eğitim Merkezi bünyesinde 2000 yılında Türk Sanat Müziği kursu açılmıştır. 2001 yılında Türk Sanat Müziği Musiki Cemiyeti adını alan koro faaliyetlerine devam etmektedir. Bu üç koro önemli gün ve gecelerde konserler vermektedir.


    Türk Halk Müziği

    Çorum’da Türk Halk Müziği çalışmaları, Mimar Sinan Halk Eğitim Merkezi bünyesinde 2001 yılında kurulmuştur.

    Çorum Bölgesinde Türk Halk Müziği çeşitlerinden olan ağıtlar, maniler, destanlar, güzellemeler, ninniler, aşk-sevda türküleri, taşlamalar, ilençler gibi birçok türkü karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan en bilineni, bir ananın kaybettiği oğlunun ardından feryadını dile getiren “Hem okudum hemi de yazdım” ağıtıdır.


    HEM OKUDUM HEMİ DE YAZDIM

    Hem okudum hemi de yazdım

    Yalan dünya senden bezdim, of

    Dağlar koyağını gezdim

    Yiten yavru bulunur mu?

    El yazıya el yazıya

    Duman çökmüş Gölyazı’ ya

    Kurban olam kurban olam

    Beşikte yatan kuzuya.

    Elveriyor elveriyor

    Orta direk bel veriyor of

    Açtım baktım al yorganı

    Mehemmedim (Mehmet) can veriyor



    Türkü türlerinden olan destanlara örnek:



    Gazi Paşa Hazredi tek bir kişi

    Ne kadar cesaret duttu bu işi

    Her taraftan sarmış düşman ateşi

    Esirgedi bizi düşmanımızdan



    Manilere örnek;

    Bayır bağın üzümü

    Diyemedim sözümü

    Eğil bir yol öpeyim

    Sarhoş bakan gözünü

    Yakın bir tarihte derlenen “ilvanlım” türküsü de Çorum güzellemelerine bir örnektir.

    Yöre müziğinde ezgiler, genellikle ince seslerden başlar. Belli aralıkla karar sesine doğru iner. Bu inişlere de geçici olarak beşinci, dördüncü, üçüncü derecelerde durulur. Ardından yeni bir müzik cümlesiyle karara varılır.


    Çorum yöresinin uzun havası, “bozlak” türündedir. Kırşehir bozlaklarından seyir itibariyle pek farklı olmamakla birlikte kendi içinde ayrı bir havası vardır. “Ya beni de götür ya sen de gitme”, “Malum olsun da sana bak ne haldeyim”, Çorum bozlaklarına örneklerdir.


    Genelde Erzurum’da yaygın olan Tatyan türküleri, yapılan göçlerle birlikte Çorum bölgesinde de yaygın olarak bulunmaktadır. “Şu uzun gecenin gecesi olsam” türküsü tatyan ayağındadır.Divanı Garip, Kerem ayaklarında da uzun havalar çalınır söylenir. Alaca ve Mecitözü dolaylarında koşma, zincirli koşma, nefes ve deyişler yaygındır.


    Türkülü oyun havaları, zil, kaşık, döndürmeli küçük halay havaları,ilençler, turna deyişleri, misket, cirit-güreş havalarıyla, kına, düğün türküleri bölgenin ezgi yapısını oluşturur.


    Çorumda ilk halk müziği derlemesi, 1939 yılında yapılmıştır. Nurullah Taşkıran, Mahmut Ragıp Gazimihal, Mithat Fennen, Muzaffer Sarısözen ve Rıza Yetişen’ den oluşan ekip 241 halk ezgisini plağa almıştır.

    İlvanlım



    Gayayı gırcı duttu

    İlvanlım İlvanlım İlvanlım aman aman

    Dibini Burcu duttu da

    Al fistanlım gaytanlım



    Bizde bir yar sevmeynen

    İlvanlım İlvanlım İlvanlım aman aman

    Köyü bir sancı tuttu

    Al fistanlım gaytanlım



    Guşburnuyu budarlar İlvanlım

    İlvanlım İlvanlım aman aman

    Işgın sürmesin deyi de

    Al fistanlım gaytanlım

    Bizi köyden govarlar İlvanlım

    İlvanlım İlvanlım aman aman

    Güzel Sevmesin deyi de

    Al fistanlım gaytanlım.



    Zülüf kısa yüz örtmez

    İlvanlım İlvanlım İlvanlım aman aman

    Sevda serinden gitmez de

    Al fistanlım gaytanlım

    Bu gözler seni gördü İlvanlım

    İlvanlım İlvanlım aman aman

    Gayrısına meyletmez de

    Al fistanlı gaytanlım.



    Kaynak Kişi : Musa Yenilmez

    Derleyen : Sümer Ezgü



    Şu Uzun Gecenin Gecesi Olsam



    Şu uzun gecenin gecesi olsam

    Sılada bir evin bacası olsam (anam anam anam)

    Dediler ki nazlı yarin pek hasta

    Başında okuyan hocası olsam (anam anam anam )



    Evlerinin önü üç ağaç çınar

    Dillerim tutuşur yüreğim yanar (anam anam anam)

    Eşinden ayrılan böyle mi yanar

    Anam anam hangi derdima yanam (anam anam anam)



    Katipler oturmuş yazıya bakmaz

    Herkes sevdiğini dilden bırakmaz (anam anam anam)

    Hey Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz

    Gönül defterinden sildin mi beni (anam anam anam)



    Kaynak Kişi : Niyazi Biçerel

    Derleyen : Muzaffer Sarısözen

    Arzu Ederdiniz Bir Yol Görmeye



    Arzu ederdiniz bir yol görmeye

    Bugün bize hoş geldiniz erenler

    Muhabbet bağında hey dost güller dermeye

    Bugün bize hoş geldiniz erenler



    Tarihler boyunca bir milletiz biz

    İlimde dünyaya vermiştik bir hız

    Kemal Atatürk’ün hey dost torunlarıyız

    Bugün bize hoş geldiniz erenler



    Hisse alın Çırakman’ın sözünden

    Zerre kaçmaz ariflerin gözünden

    Büyük bir babanın hey dost aydın izinden

    Bugün bize hoş geldiniz erenler



    Kaynak kişi : Hüseyin Çırakman

    Derleyen : Osman Özdenkçi

    Gayrı Dayanamam Ben Bu Hasrete



    Gayrı dayanamam ben bu hasrete

    Ya beni de götür ya sen de gitme

    Ateşi aşkına canım canım yakma çıramı

    Ya beni de götür ya sen de gitme.



    Yar yar vurdun bağrıma kızgın dağları

    Ah viran koydun mor sümbüllü bağları

    Sevdiğim geçiyor hasret çağları

    Ya beni de götür ya sen de gitme



    Derleyen : Ali İhsan Erdoğan

    Halk Müziği Araçları
    Bağlama çeşitlerinin tümü kullanılır. On iki, dokuz, sekiz, telli büyük sazlarla, bağlama ve curalar gerek tek tek, gerekse toplu olarak kullanılır.
    Üflemeli çalgılardan zurna, halaylarda davula eşlik eder. Dilli dilsiz çoban kavallarıyla, dilli çoban düdükleri yörede kullanılan üflemeli çalgılardır. Yörede vurmalı sazlardan davul yaygındır. Çeşitli büyüklükte tel, zil ve kaşık da kullanılır. Alaca ve Mecitözü dolaylarında yaylı sazlardan kemane (kemençeden büyükçe ve ona benzer) çalınmaktadır.
     

Bu Sayfayı Paylaş