Çorum İlinde Aşiretler ( Konar-Göçerler)

'Karadeniz Bölgesi' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 9 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Çorum İlinde Aşiretler ( Konar-Göçerler) konusu Çorum İlinde Aşiretler ( Konar-Göçerler)
    ----------------------------------------------------
    Çorum Tarihi ile ilgili kaynaklarda, köyler ve iskân politikaları, çok önemli bir yer tutmaktadır. Osmanlı döneminde gerçekleştirilen iskân politikası gereğince kimi aşiretler toplu olarak belli bir bölgede yerleşmişler, kimi aşiretler birkaç bölgeye yayılmış durumdadırlar.

    Bir başka yerde farklı kültürlerle ve yaşam tarzları ile aynı aşiret ismini taşımasına rağmen, aynı soydan gelen ve birbirlerini tanımayan aşiretler vardır. Bu konu ile ilgili yapılan çalışmalardan yapılan derlemelerle oluşturulan bu eser Çorum İdari , Sosyal ve Ekonomik Yapısı Tanzimat - II. Meşrutiyet- Şerif Korkmaz isimli eserden yararlanılmıştır.

    Şehir ve köy toplumlarından farklı bir yapıya sahip olan göçebeler, daha doğru bir ifade ile konar-göçerler veya Yörükler merkezî hükümetin kontrolünden mümkün olduğu kadar bağımsız olmakla birlikte, yine de kendileri için düzenlenmiş kanunlar çerçevesinde bir hayat sürdüren topluluklardır.

    Zaten, Selçuklu ve Osmanlı fetih hareketlerine paralel olarak bu konar-göçer aşiretlerin büyük bir kısmının yeni ülkelere iskân edildiği ve bu yörelerin Türkleştirildiği bilinmektedir.

    Konar-göçerler yaşadıkları hayat tarzına göre mevsimden mevsime yaylak ve kışlak arasında daimi olarak hareket etmektedirler. İktisadî hüviyetleri itibarıyla hayvancılıkla meşgul olan aşiretler biraz da sürülerine otlak bulmak endişesiyle zamanlarının mühim kısmım değişik yerlerde geçirmek zorunda kalıyorlardı.

    Daimi bir yaylak-kışlak hareketi dolayısıyla bir yer tutmamaları yüzünden, bunların göçebe sayılıp sayılmayacağı meselesi karşımıza çıkmaktadır. Hayatları incelemeye tabi tutulduğu zaman göçebe sınıfına dâhil edilmeyecekleri görülmektedir. Yaylakta hayvanlarını otlatmakta, dolayısıyla hayvancılıkla uğraşmaktadırlar; kışlakta ise kondukları yerde ekinlik yani bir nevi basit ziraat yapmaktadırlar. Bunların hayat tarzlarını yerleşik hayat ile göçebelik arasında bir ara şekli diye tarif edebiliriz.

    İl yahut ulus ismi altında gruplandırılan konar-göçer halk, sırasıyla boy (aşiret), oymak(cemaat), oba(mahalle) bölümlerine ayrılmıştır. Boy ve oymakların başında bey bulunuyordu. Konar-göçer halk, üzerinde bulundukları toprakların ayrıldığı şekle göre- yani tımar, zeamet ve has-reâyâsı olarak bulunuyordu. Bunlar gerek has şeklinde gerekse bir sancağın vergi dairesine dâhil olarak mukataaya verilmek suretiyle idare edildiği zaman başlarında hükümet tarafından tayin edilmiş bir voyvoda bulunuyordu.

    Osmanlı Devleti'nde aşiretlerin değişik tarihlerde iskâna tabi tutuldukları görülmektedir. Kuruluş döneminde dışa dönük bir iskân siyaseti takip edilirken, imparatorluğun dinamizmini ve yayılma gücünü kaybetmesinden sonra içe dönük bir iskân siyaseti hakim olmaya başladı.

    Bütün bunların yanında konar-göçer halk yalnız hükümet baskısı ile yerleşmemişlerdir. Zamanla, kendileri de yerleşmek ihtiyacını hissederek uygun olan yerlerde yerleşmişlerdir. Konar-göçer hayatın iktisadî bakımından kısır oluşu onları buna zorlamıştır. Yerleşme mahallerinden çoğunun yaylak-kışlak yerleri olduğu dikkati çekmektedir. Bu yerler umumiyetle harap ve terk edilmiş yerlerin yanı idi.

    XVII. yüzyılın ikinci yansında Osmanlı iç bünyesinin bozulması sonucunda binlerce köy harap bir durumda bulunup ahâlisi tarafından terkedilmiştir. Gerek bu hususa hal çaresi olmak ve gerekse hâlâ Anadolu ve Suriye'de konar-göçer hayat yaşamakta devam eden ve zaman zaman yerleşik halka büyük zararlar yapan aşiretler yerleştirme ve iskân etme devlet adamları tarafında düşünülmeye başlanmıştı. Devlet, aşiretleri şu gaye ile iskâna teşebbüs etmiştir

    a- Konar-göçer hayat tarzları dolayısıyla yerleşik halka zarar yapmalarını önlemek,

    b- Harap ve boş olan iskân merkezlerinin imar edilmelerini ve ekilmeyen toprakların işlenmesini temin etmek,

    c- Devlet tarafında kontrol edilmesi zor olan şakî gruplarına karşı bir emniyet unsuru olarak set vazifesi görmelerini sağlamak.

    Osmanlı Devleti'nde XVIII. yüzyılda da iskân teşebbüslerinin devam ettiğine şahit olunmaktadır. Özellikle uzun savaşlar sebebiyle meydana gelen iktisadî buhranlar, çeşitli iç karışıldılar ve devlete yeni gelir kaynaklan elde etmek gayesi ile harap ve boş alanların ziraata açılmasının sağlanması için bu yüzyılda da aşiretler iskân edilmeye çalışılmıştır.

    Nitekim 1759 tarihli bir belgeden Çorum'da meskûn Lek, Araplı, Dedesli, Salmanlı ve Kavli gibi aşiretlerin ''emlak ve arazi sahibi, hars ve zer' yapan çift sahipleri olup yerli veyurtlu misüllü" bulunduklar anlaşılmaktadır. Buna göre, Çorum'da aşiretlerin çoğunun köyler kurarak yerleştikleri ve çiftçilik ile uğraştıkları söylenebilir.

    Zaten Selçuklular döneminde bile Danişmendiye vilâyeti olarak bilinen Kayseri, Sivas, Niksar, Tokat, Sinop ve Çorum çevrelerinde hakim olan yaşayış tarzı yerleşik hayat olup, göçebelik ikinci sırada geliyordu.

    Tanzimat dönemine gelindiğinde Çorum bölgesinde 16 değişik aşiretin dağınık olarak iskan edilmiş olduğu görülmektedir. Bunların başında eski tarihlerden beri Çorum toprağında bulunan idarî, malî işleri Çorum'daki görevliler tarafından idare edilen Dedesli, Cihanbeyli(Göçebe Türkmen ekrâdi taifesinden olan Cihanbeyli aşireti, Çorum dışında Erzurum, Malatya
    Rakka, Ankara, Kütahya, Kars, Çıldır, Sivas, Çerkeş, Harput, Diyarbakır, İskilip, Akşehir, Konya, Bozok, Amasya Kastamonu, Yeniil, Çermik, Çankırı gibi kazalarda meskûn idiler. Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşivine Göre, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul, (1979, s. 69.), Kuyumcu (Konar-göçer Türkmen cemaatidir. Çankın, Tarsus, Karahisar-i Şarki sancakları ile Maraş, Ordukazalarında bu aşîret bulunuyordu. Cevdet Türkay, a.g.e., s. 458) ve Lek (Konar-göçer Türkmen cemaatidir. Çankın, Tarsus, Karahisar-i Şarki sancakları ile Maraş, Ordu kazalarında bu aşîret bulunuyordu. Cevdet Türkay) aşiretleri gelmektedir.

    Bunlardan başka, Çorum toprağında oturup arazi, emlak ve mal sahibi olan ancak idarî ve malî işleri başka kazalar tarafından yürütülen aşiretlerde bulunmaktaydı. Arap,(Yörüğan tâifesindendir. Araplar, Araplı, Araplu da denilmektedir. Mardin, Maraş, Bozok, Anamur, Siverek ve Zülkadriye kazalarında da sakindirler. C. Türkay s. 50) Kavli, Cecelü, Hatal, Alamaslı, Kutlu, Çorum Ekrâdı, Cayan Yörüğanı, Ballı Yörüğanı, ve İnallu aşiretleri bu şekilde idare edilmekteydi.

    Bunların dışında Çorum'da, Çakallı, (Göçebe ekrâd taifesinden olup, Çorum dışında Karaman, Konya, Sultanönü, Niğde, Kayseri, Zamantı, Harmancık, Kırşehir ve Çukurova bölgelerinde sakin idiler. C. Türkay s. 114) Şeyhbızınlı aşiretlerine ait köylerde bulunmakta idi. Çiftçilikle uğraşan bu aşiretler eskiden beri aşar vergilerini Çorum kazasına vermelerine rağmen, idarî olarak bağlı oldukları yerler farklıydı.

    Bunlardan Arap aşireti Yozgat, Ceceli, Hatal, Alamaslı, Kutluca aşiretleri Yeniil voyvodalığına, Çorum Ekrâdı Kırşehir'e, Cayan, Ballı Yörükleri, Zile'ye ve înallü Yörüğanı Sivas'a merbut idi. Aşiretlerin oturdukları yerlerle buraların mesafeleri ise 12 ile 56 saat arasında değişmekteydi.

    [​IMG]
    Resim-1: Cihanbeli aşireti köylerinden bir görünüm


    Çorum kırsal nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Dedesli aşireti, kaynaklarca Maraş Türkmenlerinden olan " Gündeşti" oymağına bağlı bir cemaat olarak tanımlanmaktadır. Oğuz ananesine göre ise, Gündeşli Türkmenlerini 24 Oğuz boyundan "Eymir" ile ilişkili görmekteyiz.

    Kaynaklarda Türkman Yörüğanı taifesinden şeklinde ifade edilen bu Türk aşireti, yine " Dedesi, Dedeşlü, Dedesli, Dede Sülü" şekillerinde, Dedesli'nin bağlı olduğu boy ise " Gündaş, Gündaşlı, Gündeş, Gündeşli v.b" şekillerinde yazılmaktadır.

    Bu cemaat, Çorum'dan başka, Aksaray, Sivas, Çantan, Rakka, Halep, Malatya, Antep, İskilip, Kangal, Çukurova, Keskin, Kırşehir gibi kazalarda da yaşamaktaydı.341

    Konar-göçerlerin teşekkülleri yapı itibarıyla değişik topluluklar olarak görünmektedir. Kuruluşlarını Cengiz Orhonlu şu şekilde sınıflandırmıştır:

    1- Bir boydan ibaret olan tek başına ve müstakil bir teşekkül halinde bulunanlar;

    2- Bir boydan ayrılmış ve zamanla türeyerek sayılan dörtten on altıya yahut daha fazla olan oymaklar grubu. Umumiyetle reislerinin ismi ile adlandırılmaktadır. Dedesli aşireti de bu sınıfa dahil olup reisleri olan "Dede Sülü"ye izafeten bu şekilde adlandırılmıştır.

    3- Federasyon şekli gösteren teşekküller, bunlar ana kuruluşlardan ayrılmış olan çeşitli oymakların bir araya gelmesinden meydana gelmişlerdir

    Bu aşîret 1726 tarihinde Maraş civarında yerleştirildikleri halde, etrafta bulunan köylerde birçok zararlar yaptıklanndan gösterilen yerlere gitmeyip etrafta bulunan diğer aşiretler arasına katılarak verilen emri dinlememişlerdir.

    Bitaraftan devlet, diğer taraftan da etrafta bulunan diğer aşiretler tarafından yapılan tazyik üzerine Dedesli aşireti Anadolu içlerine dağılmış ve büyük bir parçası Çorum'un şimalinde bulunan Kızılırmak nehrinin güney ve kuzey sahillerine yerleşmişlerdir. Bu bölgede yerleşen Dedesliler Çorum'un 21 yerinde kendilerine kışlak ve yaylak temin etmişlerdir.

    Tablo-18. Çorumda Dedesli Aşiretinin Kurduğu Köyler
    [​IMG]

    Dedesli aşiretinin meskun oldukları 28 köyün varlığı, bu aşiretin XIX yüzyılda tamamen yerleşik hayata geçtiğini göstermektedir. Çorum bölgesinde bulunan aşîretler içerisinde en kalabalık olanının kendilerine bağlı köy sayısından ve verdikleri vergilerden Dedesli aşireti olduğu aşikârdır.

    1845 senesinde Çorum'a tevzi' edilen karantina vergisinde adı geçen aşiretlerin arasında 2475 kuruşla en fazla vergi tarh edilen Dedesli idi. 1854 tarihinde Dedesli aşîreti ahâlilerinin, ser-muhtarları Osman Bey'i da'vâ ettikleri görülmektedir. Aşiret ahâlisi, ser-muhtarın zimmetinde beş yıllık muhasebeleri olduğu iddiasıyla mahkemeye başvurmuşlardır.

    Muhasebelerinin kontrol edilmesi neticesinde, ser-muhtar suçlu bulunarak azledilmiştir. Bunun üzerine aşiretin toplam vergisi ve her köyün hissesine düşen miktar ile köylerin hâne sayılarını gösterir bir liste hazırlanmıştır. Bu dönemde Dedesli aşireti dokuz muhtarlıktan oluşan bir ser muhtarlık ile yönetilmekteydi. 1854 yılında Dedesli aşiretine bağlı 28 köyde 308 hâne bulunmaktaydı. Bunlar 30324 kuruş vergi vermekteydiler. On senelik bir dönemde bazı köylerde nüfusun azaldığı bazılarında da arttığı görülmektedir.

    1845 tarihinde tarh edilen karantina vergisi oranlarına göre, Dedesli aşiretinden sonra en fazla vergi 1683.5 kuruşla Kuyumcu aşireti hissesine isabet etmiştir. Çorum'da bulunan diğer bir aşiret olan Çakallı aşiretinin kadîm mahalleri Harput eyâleti dahilinde idi. Bunlardan bir kısmı daha önce Çorum ve Osmancık kazalarına gelip yerleşmişlerdi.

    Buralara yerleşenler 1846 senesine kadar ağnam ve diğer vergilerini her sene Behisni mal sandığına teslim ediyorlardı. Bu vergiler 1848 yılından itibaren ise mezkûr kazalar müdürleri tarafından tahsil edilmeye başlanmış ve durum Harput valiliğine bildirilmişti. Çorum'da bulunan bu haneler, 1860 Temmuzunda aynı aşîretin Amasya sancağında bulunanları tarafından celb edilmeye çalışılmaktaydı.

    Bunun üzerine Amasya mutasarrıflığına bu hanelerin meskûn oldukları mahallere iskân edilmesi ve nüfuslarının bildirilmesi konusunda bir yazı gönderilmiştir. Yapılan tahkikatta bu aşîretin Çorum kazasında 45 hanede büyük ve küçük 149 erkek, Osmancık kazasında 9 hanede 33 erkek, toplam 54 hanede 182 nefer nüfusu bulunduğu anlaşılmıştır.

    Yine Çorum'da Haremeyn aşiretine bağlı köylerin de olduğu Yeniil kaymakamlığına yazdan bir belgeden anlaşılmaktadır. 1848'de Çorum'da bulunan Haremeyn aşiretine bağlı köylerin aşârının kazaya gönderilmemesi üzerine, tesviyesi talep edilmekteydi.

    Her ne kadar bu aşiret Çorum'da meskûn idiyse de merbûbiyyet ve idareleri Yeniil kaymakamlığı tarafından yürütülmekteydi. Çorum'a dışarıdan gelerek sakin olan aşiretler, Beni Huneyn, Hassa-ı Yeniil ve Türkmen-i Halep mukataalarına bağlı idiler.


    Tanzimat'tan sonra Osmanlı Devleti iskan meseleleri üzerinde daha ciddi olarak eğilmiştir. Aşîret reislerine bulundukları eyâlet valisi tarafından birer mühür verilerek, aşîret halkından başka yere gitmek isteyenlere, kefil göstermek şartıyla, mürur tezkiresi verme usûlü tatbik edilmeye başlandı.

    1842'de aşiretlerin yaylak ve kışlak için başka yerlere gitmeyerek bulundukları sancak ve kazada bulunan geniş topraklarda bu ihtiyaçlarını karşılamaları yoluna gidildi. İskan edilen aşiretler için müstakil köyler kurulurken, bir kısmı da mevcud köyler içine dağıtıldı.

    1845 Şubatında Ankara eyâletine gönderilen bir yazıda, eyâlet dahilinde bulunan bütün aşîret ve ekrâd taifesinin iskân edilmesi istenmekte idi. Bu aşiretler arasında Cihanbeyli ve tevabi' olan 7 boy bulunmaktaydı.

    Bütün bunlar dikkate alınarak Tanzimat'ın başlarında Çorum'da bulunan aşiretlerden Çorum Ekrâdı'nın idaresini kolaylaştırmak amacıyla Karahisar Demirli adı altında, zabtiyye ve malî işleri Amasya, şer'î işleri ise Çorum kazası niyabeti tarafından yürütülen ve müstakil toprağı bulunmayan bir kaza ihdas edilmiştir

    1858 yılına gelindiğinde bu sistemin başarısız olduğu ortaya çıkmıştır. Bu aşiretten 200 kişi Çorum müdürlüğüne başvurarak kazalarıyla ilgili sorunlarını dile getirmişlerdir. Bunlar, kazanın küçük olması sebebiyle maaş vererek yabancı bir müdür istihdam edemediklerinden, maaşsız yerli bir müdür tarafından uzun sûre idare edilmişlerdir.

    Müdürleri olan Nuri Bey haksız yere, 100 bin kuruş üzerinde masârıf-ı müdür ve diğer adlarla yıllık vergilerinin bir misli vergi tevzî' ve tarh etmişti. Bu yüzden aşiretin ileri gelenleri bu vergileri vermeye tahammüllerinin olmadığı gibi Amasya'nın da uzak obasından, müdürlüğün lağvıyla aşiretlerinin meskûn oldukları mahallere ilhaklarını talep etmişlerdir.

    Bu arada müdür Nuri Bey, Amasya meclisinde bulunan bazı a'zâlarla anlaşarak kendi yolsuzluğunu kapatmağa çalışmıştır. Nuri Bey, aşiretlerin diğerleri gibi dağınık olmadığını, müstakil bir kaza şeklinde hepsinin bir arada yaşadığını söyleyerek kazanın lağvını engelleme yoluna gitmiştir.

    Bunun üzerine aşiretlerin ileri gelenleri müstakil bir kaza olmadıkları gibi, karışık olarak bulundukları köylerin dahi birbirlerine yakın olmayıp, dağınık bir şekilde bulunduğunu söylemişlerdir. Bu kişiler dağınık olarak meskûn oldukları köylerin isimleri ile kaç hâne olduğunu gösteren bir belgeyi de Çorum kaza müdürlüğüne sunmuşlardır.

    Buna göre, Çorum ekrâdı denilen aşiretin oluşturduğu kazada, 602 hâne bulunuyordu. Bu hanelerden 410'u Çorum, 120'si Budaközü, (Sungurlu) 32'si İskilip, 18'si Osmancık, 2'si Mecidözü ve 20'si de Kastamonu toprağında meskûndu.

    Çorum kazasında 29 köyde 410 hane ile yerleşik bir hayat sürdüren bu aşiretin yaklaşık 2000 nüfusu bulunuyordu. Müstakil olarak kurdukları köyler arasında Karaevli, Salur gibi, Oğuz boy isimlerinin bulunması, bunların arasında Türk aşiretlerinin de bulunduğuna işarettir. Bu yüzden Çorum ekrâdı denilen bu aşiretlerin tamamının Kürt olmadıkları ortaya çıkmaktadır.

    [​IMG]

    Neticede 1859 Eylülünde sâdır olan bir'irâde ile bu aşiretlerin dağınık olması yanında, işlerin görülmesi ve vergilerin tahsilinde bazı karışıklıklar vukua geldiği anlaşıldığından, daha önce Haremeyn ve Cihanbeyli aşiretlerinin meskun oldukları mahallere iskan ettirilmesi gibi Karahisar Demirli kazası müdürlüğü lağv edilerek, Çorum ekrâdının da meskûn bulundukları mahallere ilhakına karar verilmiştir.

    Vergileri de iskan edilecekleri yerlerin vergilerine ilave edilmiştir. Müdürleri Nuri Bey tarafından ahâliden mugayir-i nizâm olarak topladığı rivayet olunan yüz bin kuruşunda muhasebe ve muhakemesinin yapılması hususu da ayrıca irâde de belirtilmiştir.

    Müdürlüğün lağvından sonra 602 hanenin vergi-yi mahsûsası olan 88745.5 kuruş ile baza müdürlerin zimmetlerinde kalan 90 bin kuruş bakayanın beraber tahsil edilmesine karar verilmiştir. Bu meblağlar, 1860 senesinden itibaren aşiretlerin meskûn oldukları kazaların vergisine ilave edilmiştir.

    Bunun yanında 1849 Ocağında Amasya ve Çorum sancaklannda konar-göçer 63 hanenin kolaylıkla yerleştirilmesiyle ahâlinin bunların zararından kurtularak emniyet ve asayişleri sağlanmıştır. Konar-göçerlerin çadır ve çerkeleri de alınarak yerlerini terk etmeleri önlenmek istenmiştir.

    Sicillerdeki kayıtlara göre, bir yere meskun edilmeyen aşiretler için hayme- nişîn tabiri kullanılmaktaydı. 1902 Ağustosunda, Mecitözü kazasına tabi Teslim köyü civarında Aydınlı aşiretinden 1906 Şubatında da Çorum'da Tonbuşoğlu Çiftliği köyü civarında Sağana aşiretinden bazı hanelerin hayme-nişîn olarak çadırlarda yaşadığı görülmektedir.

    Yine Sağancı aşiretin Kürt aşireti olduğu sicildeki 1905 tarihli bir nikâh hüccetinden anlaşılmaktadır. Bir başka hayme-nişîn aşiret ise Kırkdilim köyü civarında bulunan Bazıklı aşireti idi.

    1879 yılında teşkilât-ı vilâyet komisyonu başkanlığı, yeni vilâyet yapılanmasında, Ankara vilâyeti dâhilinde kâin Dedesli, Arap ve Yörük aşiretlerinin idaresini Çorum kazasına vermek istemiştir. Ancak ahali Çorum'a uzak mahallerde meskûn olduklarını belirterek İskilip'e ilhakın daha uygun olacağını belirtmişlerdir.

    Yeni teşkilatlanmanın uzun süre alacağı göz önüne alınarak bu istek kabul edilmiş, bütün köyler ve karargâhlar münasip ve yakın merkezlere verilip aşiretlerin işlerinde kolaylık sağlanmak istenmiştir. Bu durum Ankara ve Kastamonu vilâyetlerine de bir irade ile bildirilmiştir.

    Aşiretlere tabi köylerde yaşayan kişilerin bıraktıkları tereke kayıtlarından sıradan bir aşiret mensubunun sahip olduğu mal varlığı ve yaşam biçimi hakkında bilgi edinmek mümkündür. Bu kayıtlarda hemen hepsinin evleri ve çift öküzlerinin yarımda büyük ve küçükbaş hayvanlar ile tohumluk buğday ve arpalarının bulunması, yerleşik hayatın kökleştiğini göstermektedir.

    Bütün bunların yanında bazı terekelerde çadırında bulunması konar-göçer izlerin hala canlı olduğunun da delilidir. 1864 Ağustosunda Dedesli aşiretine tabi Saz köyünden İsmail b. Yusuf un 32896 kuruşluk terekesinde 300 kuruş değerinde bir çadır mevcuttu.

    Çorum'da bulunan aşiretlerin hemen hepsinin yerleşik hayata geçmesi sebebiyle Tanzimat döneminde bunların yaptığı herhangi bir şekavet olayına rastlanılmamıştır. Ancak daha önceki yıllarda Lek, Arap, Dedesli, Salmanlı ve Kavli aşiretlerinden bazı kişiler yol kesme, adam öldürme gibi eşkıyalık faaliyetlerinde bulundukları görülmektedir.

    1759 yılında bu aşiretlerden Çorum ahalisinin şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bunun üzerine Dedesli, Salmanlı ve Arap aşiretlerinin kadimi ikametgâhları olan Kırşehir ve Çukurova'ya, Kavli aşiretinin de Çarsancak’a nakilleri bir fermanla Çorum sancağı mutasarrıfı İbrahim Paşa'ya bildirilmiştir.

    Ancak bu aşiretlerin Çorum sancağı dâhilinde köylerde yerleştikleri ve yer ve yurt sahipleri oldukları belirtilerek, bunun mümkün olmadığı Sivas valisi tarafından merkeze bildirilmiştir. Bunun üzerine aşiretler içinde bu işleri yapanların cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
     

Bu Sayfayı Paylaş