Çok Eski Atık Unutulmuş Meslekler

'Diğer Mesleki Bilgiler' forumunda DilzaR tarafından 15 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çok Eski Atık Unutulmuş Meslekler konusu Yedi nesline geçim temin edeceği düşünülürdü meslek erbabının. Çuvalla para kazanırlardı. Çok zaman konu komşusu takılırdı “nereye koyacaksın bu kadar parayı” diye. Sonra zaman geldi işleri azalmaya başladı. Çoluk çocukla birlikte bütün ailenin çalıştığı halde müşterilerinden işleri bitiremediği için şikâyetler alan emektar sanatkârlar, müşteri beklemeye başladılar.

    [​IMG]

    Basmacı: Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı.

    Celep: Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu.

    Attarlar...
    [​IMG]
    Eczanelerden önce onlar vardı

    Bu meslek erbabı, dış ülkelerden getirilen nebati, hayvani ve cemadi hammaddeleri “kökçü” denilen esnaftan aldıkları maddeleri ve kendilerince hazırlanan ilaç tertiplerini satıyorlardı. Bunların arasında amel, basur, öksürük hapları, pehlivan yakısı, çocuk macunu ve yara merhemini saymak mümkün.

    Ayvazlar...
    [​IMG]
    Her biri emre amade

    İşe koyulmuş, hazır bekleyen anlamına gelen bu kelime, çoğu Van yöresinden gelen ve konaklarda çalışma imkanı bulan Ermeni gençlerine deniyordu. Kimi zaman Kürtler’den de ayvazlık yapan oluyordu. Tercih sebepleri ise beden gücüne sahip işlerde becerikli olmalarıydı. Ayvaz istihdamı, Osmanlı’nın batıya açılışıyla birlikte yazın sayfiyelere kışın konakları arası ilişkilerin artmasıyla yaygınlaştı.

    Cezzarlar...
    [​IMG]
    Seyyar kasaplar

    Esnafın henüz yerleşik hayata geçmediği eski dönemlerde cezzarlar, tıpkı ciğerciler gibi omuzlarında üzerine etler dizilmiş bir sırık, ellerinde etleri kesecek büyük bir bıçak ve bellerine bağlı bir peştemalla sokaklarda dolaşırlardı.

    Mallarını satabilmek için de “semiz” ya da “semiz etlerim var” diye bağırırlardı. En çok satışı pazarlarda yaparlardı.

    Çığırtkanlar...
    [​IMG]
    Olmazsa olmazlar

    Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı. İstanbul’da çarşı Pazar boylarında kendilerine mahsus edebiyatı olan bir tabakaydı.

    Sokaklarda seyyar dolaşan satıcıların her birinde bir çığırtan çalışması zorunlu gibiydi. Bunların başında da Mahmutpaşa çarşısı ve Büyük Kapalıçarşı dükkanlarının çığırtkanları geliyordu.

    Kassarlar..
    [​IMG]
    Havuzda kuru temizleme

    Eski kayıtlarda kassar şeklinde tesadüf edilen çırpıcı kelimesi Türk diline “çırpmak” kökünden geldi. Boyalı şeyleri çırpıp suya vuran anlamına gelir.

    Kassarlar ise özel bir şekilde inşa edilmiş taş havuzlarda halı, kilim, tülbend, keçe ve benzeri şeyleri yıkama yani suda çırparak temizleyen kişilere denirdi.

    Kemankeşler...
    [​IMG]
    Geçmişin okçuları

    Türk boyları dünyanın dört bir yanına dağılırken ok ve yayı da beraberlerinde götürürdü. Osmanoğulları da fethettikleri her diyarda bir okmeydanı inşa ederlerdi. Fetihten sonra İstanbul’da da bir okmeydanı kuruldu. II. Bayezid döneminde buraya bir de okçular tekkesi yapıldı.

    Mahyacılar...
    [​IMG]
    Sadece Ramazan ve bayramlarda çalışırlardı

    Ramazan ve bayram gecelerinde çift minareli camilerde iki minare arasında gerili iplere kandiller asarak yazı yazma ya da şekil yapma geleneği, İslam dünyasında sadece Türklere özel olup özellikle İstanbul’da gelişmiş bir sanattı.

    Mahyacılar, çifte minareli camilerin minarelerinin arasında “dış mahya”; Ayasofya, Sultanahmed, Süleymaniye ve Nuruosmaniye camilerine de “iç mahya” kurarlardı.

    Sakalar...
    [​IMG]
    Günümüzün sucuların yaya hali

    En basit çözüm tabii ki her evin yakınındaki çeşmelerdi. Fakat onlarda çok kalabalık olurdu. Böylece saka loncası, evlere para karşılığında su taşıyan kişileri bir araya getirdi. Bu 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. Saka, her gün bıraktığı kırba sayısı kadar evin kapısının kenarına tebeşirle işaret koyardı.

    Savatçılar...
    [​IMG]
    Modası 150 yıl geçmedi

    Savat yapılmadan önce önce bu işin tatbik edileceği eşyaların; tokaların, kemerlerin, hançer kabzalarının, tütün tabakalarının, muskaların ve dua taslarının yüzeylerine kalemkarlar tarafından çeşitli şekillerin işlenmesi gerekirdi. Bundan sonra savatçılar belirli oranlarda gümüş, bakır, kurşun ve kükürt karışımından elde ettikleri bir alaşımı dövüp tülbentten geçirerek ince siyah bir toz hazırlarlardı.

    Seleciler...
    [​IMG]
    Ruhsatlı dilenciler

    O yıllarda bakacak kimsesi olmayan, bir iş yapamayacak kimselere “cer kağıdı” denilen dilenme ruhsatı verilirdi. Ruhsatı olmayanın dilenme izni yoktu. Ancak bunu pek önemseyen yoktu.

    Bunun için Tanzimattan önce hepsini kontrol altına almak amacıyla bir esnaf zümresi kabul edildi. Eyüp Camii merkez kabul edilerek “Seele Kethüdalığı” adıyla bir kahyalığa bağ

    Tanzifatçılar...
    [​IMG]
    Zamanın çöpçüleri

    Üzerilerinde kırmızı ve siyah meşin kaftanlar vardı. Başlarında teke ve hamid külahları, omuzlarında uzun sırıklar üzerinde çapa demir, arkalarında müdevver ağaç tenekeler, ellerinde kazmalar, süpürge, kürek, omuzlarında zembil, harar ve har ü haşak sepetleri bulunur, ta ki kasıklarına kadar battal siyah çizmeler giyerlerdi.
     

Bu Sayfayı Paylaş