Çok Şükür Rabbim...

'Dualarımız Dua paylaşımları' forumunda Mavi_Sema tarafından 19 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çok Şükür Rabbim... konusu
    ÇOK ŞÜKÜR RABBİM...

    yana yana öğreniyor
    döne döne savruluyor
    sabırla sınanıyor
    eğiliyor
    toz duman
    taş toprak dağılıp ufalanıyor
    sivri zirvelerim

    çok şükür Rabbim

    kirpiklerim sımsıkı örtülü
    dudaklarım ısrarcı isyanlara kırk kilit
    kulaklarımda bir musıki
    bir kaynağa sürüklüyor beni şaşkın ayaklarım
    işte orada kalıyor
    arınıyor
    cümle şikayetlerden yüreğim

    çok şükür Rabbim

    sırmaları sökülüyor
    yaldızları kazınıyor
    süs denilen ne varsa dünyaya dair
    bir bir soyunuyor
    gönül utanmıyor
    ruh çırılçıplak ve masum
    gülümsüyor
    elimden kurtuluyor
    derin bir oh...çekiyor nefs'im

    çok şükür Rabbim...





    Dil ile şükrün önemi nedir?​

    Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse, (Elhamdülillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım) buyurdu. (Taberani)

    Âlimler, salihler, bir kimseyi ALLAHü teâlâya şükrettirmek için, (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. ALLAH’tan şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, Halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin birisi, (Üstün faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz) der.

    ALLAHü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:
    (Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur) buyurdu. (İ. Gazali)

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü ALLAHü teâlâ, "Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!" buyurur. Abid, "Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum" der. ALLAHü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, "Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy" diye dua eder. ALLAHü teâlâ buyurur ki:
    "Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] ALLAHü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, "Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu" der.)
    [T. Gafilin]

    Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler, yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu halde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.
    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş