Çocukluk Çağında Depresyon

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda KaRDeLeN tarafından 5 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çocukluk Çağında Depresyon konusu
    Depresyon bazı durumlarda alışılmamış görünümlere bürünebildiği için ayırıcı tanıda başka durumlarla karışabiliyor; örneğin bu çocuklara bazen dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, karşı olma,karşı gelme bozukluğu gibi tanılar konabiliyor. Ergenlik çağına özgü kimlik karmaşası süreci, depresyon tablosuna bürünebiliyor.

    Depresyon, geçtiğimiz yıl içinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından en önemli on sağlık probleminden birisi olarak kabul edildi. Erişkinler için bu kadar önemli olan bu ruh sağlığı sorunu çocuklarda da tahmin edilenden çok daha yaygın olarak ortaya çıkabiliyor. Depresyon yaşayan çocuk daha mutsuz oluyor, neşesi kaçıyor, gündelik yaşantısında isteksiz veya verimsiz oluyor.

    Depresyonu yaşayan çocuklarda, gerek ailelerin fark etmemesi gerekse hekimlerin depresyon tanısı koymalarında yaşanan problemler nedeniyle bu sorun nedeniyle kliniklere yapılan başvuran sayısının çok daha az olduğu gözleniyor.

    Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Uzmanlarından Dr. Ahmet Çevikaslan, çocukların hem ekonomik, hem de sosyal açıdan ailenin kontrolü altında olmaları nedeniyle, üstelik yaşı küçük olanların kendilerini ifade etmelerindeki güçlükleri nedeniyle, öncelikle anne babaların veya çocuğu yetiştirmekle yükümlü olanların çocukta bir problem olup olmadığı konusunda uyanık olmaları gerektiğine dikkat çekti.

    Erişkinlerde görülen bütün ruhsal problemlerin çocuklarda da görülebileceğine değinen Dr. Çevikaslan, problemin sadece çocuğun yaş ve gelişim özelliklerine bağlı olarak hastanın klinik görünümünün değişeceğini söyledi. Erişkinlikte belirginleşen şizofreni, yeme bozukluğu gibi birçok psikiyatrik hastalığın ilk belirtilerini çocukluktan itibaren vermeye başladığını ve birçok hastalığın da bilinen başlama yaşının ergenlik çağları olduğuna işaret eden Dr. Çevikaslan sözlerine şöyle devam etti: "Anne babalar ve çocuğun yakın çevresi çocuktaki problemi fark etseler bile; yalnızca problemin kendisine odaklanıyorlar; ders çalışmama, tırnak yeme gibi. Tek probleme yoğunlaşmak aile ile çocuk arasındaki çatışmayı daha da arttırıp çocuğu da olumsuz etkileyebiliyor. Ailelerin en çok üzerinde durduğu yakınmaların tedavisine çalışılarak, bir anlamda semptomatik tedavi yapılmış oluyor."

    Çocukların, kliniklere anne ve babaları tarafından getirildiği için çocuğun yakınmalarının öncelikle anne babanın bakış açısıyla ve onların diliyle anlatıldığını söyleyen Dr. Çevikaslan "çocuk söz dinlemez, sinirlidir, kurallara uymaz vs. Bu ise, yaşanan ortama çocuğun gözüyle bakmayı zorlaştırabilir; tanı koyma ve tedavi sürecinde sıkıntı yaratabilir" diye konuştu.

    [​IMG]


    Çocukta depresyon tanısı nasıl konur?

    Depresyon bazı durumlarda alışılmamış görünümlere bürünebildiği için ayırıcı tanıda başka durumlarla karışabiliyor; örneğin bu çocuklara bazen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Karşı Olma Karşı Gelme Bozukluğu gibi tanılar konabiliyor. Ergenlik çağına özgü kimlik karmaşası süreci, depresyon tablosuna bürünebiliyor.

    Dr. Ahmet Çevikaslan çocuklarda depresyonun hangi belirtilerle ortaya çıktığını ve çocukta gözlenen davranış farklılıklarını ise şöyle özetledi:

    "Öncelikle depresyonu genel hatları ile özetleyecek olursak; kişi zamanının çoğunda mutsuzdur, üzgündür, önceden keyifle veya kolaylıkla yapabildiği aktivite veya sorumluluklardan kaçmaya başlar, uyku ve iştah düzeni bozulur, motivasyon azlığı nedeni ile dalgınlık, unutkanlık, dikkatsizlik, üşengeçlik gibi gündelik sıkıntılar sıklaşır, ölüm düşünceleri geçer aklından, ruhsal ve fiziksel huzursuzluğu dışardan bile gözlenebilir, eziklik duygusu veya kendine güvensizlik, hatta yetersizliğin getirdiği suçluluk duyguları yaşanır. Çocuklar da bu belirtileri gösterirler ancak çocuğun gelişim özellikleri ve sosyal ilişkilerine bağlı olarak farklı belirtiler de klinik tabloda görülebilir. Küçük çocuklarda ifade becerisi zayıf olduğu için daha çok davranış problemleri ile karşımıza çıkarlar. Genellikle anne babalarının kontrolü altında olduklarından; klinik öykü de anne babanın bakışı tarafından şekillenir. Ergenlik çağındaki bir çocukta gündelik sorumlulukları savsaklama, okuldan soğuma şeklinde tarifler görülebilir. Tabi ki bunlar sınırlı örnekler."



    Depresyon neden ortaya çıkar?

    Depresyonun nedenlerini anlamaya yönelik bütün araştırmaların "biyo-psiko-sosyal model" tanım çerçevesinde toparlamanın mümkün olduğunu söyleyen Dr. Çevikaslan, çocuklar için de aynı nedenlerin söz konusu olduğunu, çocuğun hayatındaki bu etkenlerin ne kadar çok ve yoğun ise depresyonun ortaya çıkışının da o kadar erken olacağını söyledi. En önemli risk etkenlerinin ise anne veya baba ya da yakın akrabalarda depresyon öyküsü bulunması olduğunu işaret eden Dr. Çevikaslan "biyopsikososyal model" tanımın geniş çerçevesi konusunda şu bilgileri aktardı: "Biyolojik model; depresyon gelişiminde kalıtımsal yatkınlığı vurgular. Yani; bir kişinin birinci derece yakınlarında depresyon gibi mizaç bozuklukları bulunması, o kişide depresyon görülme yatkınlığını arttırır. Bunun dışında geçmiş yıllarda bazı depresyon araştırmalarında vücutta kortizol salgısı ve daha birçok hormon ya da aracı madde düzeyinde, adrenerjik sistem düzeyinde farklılıklar saptanmıştır. Çeşitli görüntüleme çalışmalarında bazı beyin bölgelerinde aktivite ve hacim değişimleri bulunabilmektedir. Yine, sinir hücreleri arasında iletimi sağlayan serotonin, norepinefrin gibi aracı maddelere etkili ilaçların da tedavide yararlılığı iyi bilinir. Depresyonu açıklamaya yönelik en son model ise duyguların doğduğu beyin bölgelerindeki sinir hücre bağlantılarının sağlıksız olduğunu ileri süren modeldir. Bütün bu sonuçlar, depresyon nedenleri arasında biyolojik kökeni desteklemektedir"

    Depresyonun nedeni olarak gösterilen psikolojik modeller de çok sayıdadır. Freud ve Abraham'ın psikanalitik teorisine göre sevilen nesnenin kaybı depresyonun nedenidir. Bunun dışında kişinin yaşam değişikliklere uyum becerisinin zayıf olması, kendini ve dünyayı yanlış değerlendirmeye neden olan bilişsel bozukluklar vb bazı psikolojik açıklamalar da depresyonu tetikleyebilecek nedenler olarak ileri sürülmüştür.

    Sosyal modeller ise ebeveyn-çocuk ilişkisinde veya çocuğun dış dünyayla ilişkisinde yaşadığı problemlerin depresyonun ortaya çıkışını kolaylaştırdığını ileri sürer"

    Konuşmasında, klinik tablosu itibarı ile birçok hastalığın merkezi sistemini baskılayarak veya metabolizmayı bozarak depresyonu taklit edebileceğine dikkat çeken Dr. Çevikaslan, bu nedenle depresif yakınmalarla gelen bütün hastalarda detaylı bir fizik muayene ve tarama yapılması gerektiğine işaret etti.



    Tedavi mekanizması

    Depresyonun nedenlerinin açıklamasında geçerli olan "biyopsikososyal model"in tedavi için de geçerli olduğunu ve dolayısıyla tedavide çok yönlü bir yaklaşım gerektiğine işaret eden Dr. Ahmet Çevikaslan tedaviye ilişkin şu bilgileri aktardı:

    "Depresyonun biyolojik yaklaşımında öncelik ilaç tedavisindedir. Antidepresan ilaçlar doğrudan depresyonun kendisi ve eşlik eden belirtileriyle başa çıkmaya yöneliktir. Diğer psikiyatrik ilaçlar da gerektiğinde tedaviye eklenebilir. İlaç tedavisi dışında EKT (elektrokonvülsif terapi), bizim merkezimizde de uygulanan Transkranial Manyetik Uyarım tedavisi (TMU) gibi tedaviler de ilaca dirençli olgularda etkinlik göstermektedir.

    Depresyonun psikolojik tedavisinde çeşitli psikoterapi teknikleri uygulanır. Hastanın kendisini ve dünyayı algılamasına yönelik bilişsel davranışçı terapi, gelişimsel yönden yaklaşan psikanaliz yönelimli psikoterapiler de bu terapilere verilebilecek belli başlı örnekler. "Çocuklarda depresyonun tedavisinde bireysel tedaviyle birlikte çocuğun sosyal destek sistemleri üzerinde de çalışılması gerektiğinin altını çizen Dr. Çevikaslan "Aile danışmanlığı ve gerektiğinde aile terapisi yöntemleri ile anne babalar ve tüm aile çalışılır; ailedeki diğer bireylerde var olan ruhsal sorunların da tedavisi planlanır. Çocuğun okul yaşamındaki zorluklarına yönelik olarak okulla işbirliği de tedavide mutlaka düşünülmelidir" diye konuştu.​
     

Bu Sayfayı Paylaş