Çocuk Eğitimi ve Çocuğun Ruhsal Yönü - Dil Gelişimi

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 4 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çocuk Eğitimi ve Çocuğun Ruhsal Yönü - Dil Gelişimi konusu
    Çocuk Eğitimi ve Çocuğun Ruhsal Yönü

    Çocuk eğitimi
    Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak ? Sağlıklı doğup büyüyecek mi ? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak ? İleride nasıl bir insan olacak ? okul başarısı iyi olacakmı ? Nasıl bir meslek sahibi olacak ? Hayatta başarılı olacak mı ? ve buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar .
    Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanısıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve bir çok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya bir çok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır.
    Çocukları anlamak
    Çocukların genel davranış özelliklerini tam olarak anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek onların psikososyal gelişimini yönlendirmek açısından çok önemli bir noktadır. Anne babaların çocukların ruh dünyalarına inmeden yönlendirme ve eğitim gayretleri, çoğu zaman hedefine ulaşmaz .Anne babalar her gün birlikte oldukları, günlük aktiviteleri birlikte yaptıları çocuklarını bazen tam olarak tanıyama- makta ve onların psikososyal gelişimini iyi yönde yönlendireme- mektedir. Bazı anne babalar, çocuklarının sadece fiziksel bakım- larına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşüncelerini, tepkilerini, yorumlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, ruhsal yönlerini gerektiği kadar hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı acil müdahalelerde bulunan bir sağlık mensubu şu yakınmaları dile getirerek endişelerini belirtiyordu '' acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini ve bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onların bana cevabı onlar çocuk ne olacak ki şeklinde oluyor. ben buna dayanamıyorum ve çok üzülüyorum, çocuklarında ruh dünyası var '' .Gerçekten de bazı zamalar günlük olaylar ve gelişmelerin arasında çocukların olaylar karşındaki ruhsal tepkisi en son akla gelektedir.
    Çocuğa ayrılan vakit
    Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup ''çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?'' diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden aldığım bir bilgiye göre A.B.D. de yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda insanlar . Peki bu durum hangi sonuçları getirir ? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psikososyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları doğurur ?. Bunun cevabını düşündüğümde her biri ayrı bir ''gelecek '' olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum .
    Hatta 2000li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.


    Ruhsal gelişime etkiler
    Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruh dünyasına inebilmek, ancak eğitim, anne baba bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca aile yapısının güçlendirilmesi, aileye sunulan imkanların artırılması, ailenin sosyokültürel ve sosyoekonımik açıdan desteklenmesi, çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir .
    Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması, büyük ölçüde anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmesi, onun ile karşılıklı etkileşimi, ona değer vermeleri, kişilik yapısına saygı duymaları, ona yeterince vakit ayırmaları, onun bakım, beslenme ve korumasını sağlamaları, sevgi ihtiyacına karşılık vermeleri, ideal bir aile ortamı hazırlamaları, ona karşı ideal tavırları, tepkileri, tutumları etkili olmaktadır . Burada etki tepki prensibini hatırlatmak yerinde olur, anne babanın direk çocuğa yönelik veya gün içerisinde ki herhangi bir davranışı, sözü, tavrı, tepkisi ve yorumunun çocuk üzerinde bir mutlak bir etkisi olacaktır. Ve bu etkinin çocukta yansımaları iyi veya kötü yönde görülecektir .Aynı şekilde çocuğun her konuşması, davranışı ve yorumuna anne babanın tepkisi de çocuğun kişilik gelişiminin şekillenmesine neden olmaktadır.Yani çocuğu yanlış bir şey yaptığında ve bunu tekrarladığında sessiz kalan bir ebeveyn dolaylı olarak '' ben bu davranışı destekliyorum '' mesajı verir. Diğer taraftan çocuğun olumlu davranışını onaylamayan bir ebeveyn çocuğa yine dolaylı olarak '' bu davranışın benim için önemli değil, olsa da olur olmasa da '' mesajını verir. Bununla birlikte görmezlikten gelinen tekrarlayan hatalar giderek büyür, olumlu davranışlar ise giderek azalır .Çocukları her an kontrol etmek her yaptıkları konusunda haberdar olmaya çalışmak çocuğu ruhsal gerilime itebileceği gibi, diğer yandan çocuğu kontrolsüz ve kendi halinde bırakmakta çocuğun önü alınamayan davranış problemleri geliştirmesine zemin hazırlayacaktır. Bu iki kutbun ortasında hareket alanı ideal olanıdır.
    Burada hemen şunu belirtmek gerekir ki günümüz iletişim ve etkileşim toplumunda çocuğun gelişimi konusunda anne babalar üstlerine düşen her türlü görevi yapsa bile akraba çevresi, okul ortamı, arkadaş ve sosyal çevresi, dişarıdan gördükleri, duydukları da gelişim ve ruh sağlığı açısından çok önemli olmaktadır. Anne babalar bazen kendileri haricinde oluşan etkiler konusunda oldukça çaresiz kalabilmektedir. Yani hem ev içerisinde çocuğa gereken yönlendirme, hem de onun ev dışında psikososyal gelişimine kötü yönde etkide bulunacak etkenlerden koruma, ikisini de sağlamak ideal gelişim açısından gerek ve yeter şart olmaktadır .

    Yapılması gerekenler
    Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde psikososyal gelişimini sağlamak ve uygun eğitimi vermek için yapmaları gereken şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz : Dengeli eğitim ve yönlendirme,Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği, Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları, olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde çocuğa yansıyan davranışlar olarak tutarlı olmaları ve zaman aşımından doyayı farklı farklı tepki vermemeleri, Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması, Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması, Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları, Yapılan yanlışları sonucunda sadece kızmak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları ve ona doğru olan hedefi vermeleri , Onlara her yönüyle değer vermeleri, Kişilik yapılarına saygılı olmaları, Onlara söz hakkı tanımaları, Sevildiklerini hissettirmeleri, Onlara güven duygusunu aşılamaları, Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri, Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları, zamanında ve erken müdahaleyi sağlamaları , Kendi psikolojik sıkıntılarını çocuklara yansıtmamaları, onlardan gelişim ve kapasitelerinin üzerinde beklentiye girmemeleri, Onlara yeterince zaman ayırmaları, Onların sosyal çevrelerinin farkında olmaları şeklinde özetlenebilir.





    HİPERAKTİF ÇOCUKLAR

    DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE DURUMU NEDİR ?

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu adından da anlaşılacağı gibi çocuklarda genellikle doğumdan beri var olan ve özellikle 3-4 yaşlarından itibaren fark edilen, yaşıtlarına ve gelişimsel dönemine kıyasla çok aşırı hareketlilik, yerinde duramama ve kıpır kıpır olma durumu ile birlikte, dikkatin çok çabuk dağılması, dikkatini uzun süre bir işte devam ettirememe ile karakterize olan bir durumdur. Genelde hem dikkat eksikliği hem hiperaktivite durumunun birlikte yoğun olarak bulunmasına karşın bazen hareketliliğin ön planda olduğu, dikkat eksikliğinin geri planda olduğu veya tam tersi olarak dikkat eksikliğinin ön planda olduğu, hareketliliğin geri planda olduğu durumlar olabilir. Aynı zamanda çocuğa hiperaktif diyebilmemiz için hem 7 yaşından önce bazı belirtilerin olması hem de en az iki farklı ortamda bu tablonun görülmesi gerekir. Yani her hareketli çocuğa hiperaktif demek mümkün değildir. Genel olarak eğilim, hareketli çocukların tamamına bu türlü bir tanımlamanın kullanılması şeklindedir. Ama doğru tanı bu durumun tedavisinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Yanlış tanı durumunda başka sıkıntısı olan çocuklar hiperaktivite tedavisi ile oyalanmaktadırlar.



    BELİRTİLER NELERDİR ?

    Bu çocuklar genel olarak dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar, başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler, dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler, günlük işlerde unutkanlıkları vardır (bu unutkanlık zeka sorunundan değil bizzat hastalığın doğasında olan dikkat eksikliğinden kaynaklanmaktadır), işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar, genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşısındakini sanki dinlemiyormuş gibi görünme ve sık sık konu değiştirme görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar.
    Ek olarak hareketlilik ile ilgili olarak da yerinde duramama hali vardır, devamlı kıpır kıpır haldedirler, kendi yaşıtlarına göre belirgin farklılık ile sürekli hareket halindedirler, mobilyaların üzerinde gezme, ev içinde koşuşturma, bir iş yaparken sık sık ayağa kalkma gezinme halindedirler, konuşmanın sonu gelmeden araya girerler, başkaları onların sözünü kesememekten yakınır, ellerinde sürekli bir şeylerle oynarlar, olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere girme görülür, sakinlik isteyen grup içi etkinliklere katılmakta zorlanırlar, etraftaki insanlar tarafından sık sık hareketlilik ve çok yaramazlık konusunda uyarılırlar. Bir çocuğa hiperaktif denmesi için bu belirtilerin tamamının olması gerekmez çoğunluğunun olması yeterlidir.



    BU DURUMUN SONUÇLARI NELER OLABİLİR ?

    Hiperaktif çocukların işlevselliği belirgin olarak bozulur, grup içerisindeki kurallara uymakta zorlanırlar, oyun içerisindeki kurallara uyum sağlayamayabilirler, bu uyum sorunundan dolayı sık sık öğretmeninden uyarı alma durumu görülür. Derse konsantre olamadıkları ve dikkat eksikliği olduğu için, çoğu zaman normal hatta normalin üstünde zeka sahibi olmalarına rağmen derslerde göreceli başarısızlık görülür. Bu hareketlilik durumu iyi kanalize edilemezse ek davranış sorunları gelişebilir . Tedavi edilmeyen çocukların bir kısmında anne baba ile olan ilişkiler, arkadaş ilişkileri, öğretmen ile olan ilişkiler bozulur. Bu çocuklar etraftan sık sık uyarı aldıkları ve yaramaz ve tembel olarak bilindikleri için kendi özgüvenlerinde yetersizlikler olabilir.

    BU DURUM EN SIK NERELERDE GÖZE ÇARPAR ?

    Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklar okul çağından önce anne babaları ve yakınları tarafından farkedilmelerine karşın en sık olarak grup ortamına uyum sağlamaya çalıştıkları ve dikkat gerektiren işleri sık olarak yapmak zorunda oldukları okul çağında bu durum belirgin olarak göze çarpar.

    BU DURUMA YOL AÇAN BAŞKA NEDENLER VAR MIDIR?

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda diğer psikiyatrik durumlar olabilir. Bu psikiyatrik durumlar sık olarak hiperaktivite ile karşışabilir . Bunlar arasında öğrenme güçlükleri, karşı gelme bozukluğu, davranış bozukluğu, kaygı bozuklukları, kronik depresyon sayılabilir .Önemli olan bu tanının bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından psikiyatrik muayene ile kesinleştirilmesidir.

    BU DURUMUN TEDAVİSİ NASIL YAPILMAKTADIR ?

    Tedavi konusunda temel yaklaşım ve en iyi netice elde edilen tedavi seçeneği, ilaç tedavisidir. Türkiye'de mevcut ilaçlar ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. En sık olarak kullanılan ilaç Amerika ve Avrupa'da uzun süredir kullanılmasına karşın, ülkemize son yıllarda gelen ''Ritalin '' adlı ilaçtır. Başka ilaç seçenekleri de mevcuttur. İlaç tedavisinin yanı sıra ek olarak pedagojik eğitim ile dikkat süresini artırma ve davranışçı tedavi yaklaşımları uygulanmasında yarar vardır. İlaç tedavisinin ne kadar devam edeceği klinik görünüm ve belirtilerin devam etmesine göre tespit edilir. Ailelerin ilaç tedavisi konusunda memnuniyeti oldukça belirgindir. Genelde aileler ilk başlangıç aşamasında ilaç kullanımına sıcak bakmamalarına rağmen elde edilen fayda sonrası bu düşünceleri sıklıkla değişmektedir. Önemli olan doğru tanı ve tedavinin yapılmasıdır.




    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.
    DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ?
    Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz - beceriksiz - suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.
    ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK EK BELİRTİLER NELERDİR ?
    Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.
    DEPRESYON NASIL OLUŞUR ?
    Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.


    DEPRESYON TİPLERİ NELERDİR ?
    Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.


    DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ?
    Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.


    DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ?
    Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.
    DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?
    Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede ''serotonin '' ve '' noradrenalin'' üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.



    DİL GELİŞİMİ (Bu yazı ……………………………… için hazırlanmış olup aileyi bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır.)
    “Kim?”, “Ne?”, “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Neden?”, “Nasıl?” dilimizde en çok kullanılan sözcüklerdir. Bu sözcükler erken çocukluktan itibaren kişisel etkileşimin ve açıklamaların temelini oluşturur. Ancak farklı gelişim gösteren çocuklar bu soru biçimlerini anlamada ve cevaplamada öğretim almaya ihtiyaç duymaktadırlar. (Thiemann ve Goldstein, 2005) Ekolalik dil, sözel olmayan zihinsel yaş ve kronolojik yaşa bağlı olarak değil; ifade edici dil düzeyine bağlı olarak değişmektedir, dil becerileri geliştikçe ekolalik dilde azalmalar görülmektedir. (McEvey) Soru tipi anlamlandırma sırası şöyledir?
    Kapalı uçlu sorular (Evet, hayır)
    Kim? - Bildirim tipi
    Nerede?- Bildirim tipi
    Nasıl? –Bildirim tipi
    Acaba? – Tahmin etme
    Niçin?- Mantık yürütme
    Eğer…. (Yansıtma tipi.)
    Ne, Nerede, Kim, Nasıl, Hangi uzantısı sorular. (Nerenin, kimi, kimin vb….)
    İletişimin ilk adımı göz kontağı kurabilmektir, göz kontağı kurulmadan ya da sınırlı göz kontağı ile yapılan eğimden verim almak oldukça güçtür. Çocukla iletişim kurabilmenin en doğru yolu yaparak- yaşayarak yani doğal yöntemler kullanmaktır, iletişimi göz kontağı kurarak ve kurdurarak sürdürmek sonuçları pozitif yöne çevirmek anlamına gelir. Yapılandırılmış eğitim ortamlarında en yakın doğal ortamı sunmak uygun yöntem ve teknikleri aile ile paylaşmak sureti ile sıralı kartlar, tek kartlar, olay kartları ve hikaye kitabına bakmak ile gerçekleşmektedir, daha sonra en çok ekolali gözlemlenen soru tipleri için hazırlanan resimli olay kartları uygun pekiştireçlerle sunulmalı ve çocuğun her bir başarısı pekiştireç tarifesi ile ödüllendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki pekiştireç tarifeleri çocuğun yaş, öğretim süresi ve hızına bağlı olarak hazırlanmalı ve uygun zamanda pekiştireçler “Aferin” ile sınırlandırılmalıdır.
    SOSYAL İLETİŞİM DAVRANŞLARI
    - Dinleme
    - Paylaşma
    -bilgi isteme
    - Uygun şekilde sınıfa girme
    - Sorulara mantıklı yanıtlar verme
    - Selamlaşma
    - Sınıf kurallarına uyma
    - Yardım etme
    - İş yaparken sırada oturma
    - İşi zamanında bitirme
    - İş birliği ile çalışma
    - özür dileme​
     

Bu Sayfayı Paylaş