Çocuk deyip geçmeyin...

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda KaRDeLeN tarafından 12 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çocuk deyip geçmeyin... konusu Çocuk deyip geçmeyin...

    Her çocuk doğarken fıtratında geliştirilmeye elverişli fizikî, sosyal, psikolojik, ruhî ve kalbî birçok kabiliyeti beraberinde getirir. Bu haliyle o, her şey olmaya hazır bir potansiyeldir. Doğumdan önce ve sonra aldığı bütün uyarıcılar, onun gelişimini müspet veya menfî yöne doğru çevirir. 0-6 yaş arası dönem bu bakımdan hayatî bir öneme sahiptir. Onun ileriki yıllarda kazanacağı karakter, benlik ve becerilerinin temeli bu yıllarda atılır. Eğer İslâmî ve insanî değerlerin yeşereceği ilk tohumlar daha ilk yıllardan itibaren onun yaş ve kapasitesine uygun olarak tedrici bir şekilde ekilirse, çocukta, onu kâmil insan yapacak olan değerler ve üstün vasıflar yeşerir, boy atar ve benliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelir. Aksi takdirde, yüce değerleri ve vasıfları ona kazandırmak, bir kişinin kültürünü ve dinini değiştirmek kadar zor olabilir. Çünkü bu yaşlarda görülen, duyulan ve hissedilen şeyler, çocukların şuuraltı ve zihinlerine öylesine yerleşir ki, bunların izlerini silmek neredeyse imkânsız olur. Dahası, bilgisayar disketine kaydedilen şeylerin bir tıklamayla açığa çıkıvermesi gibi, o boş hafızalara kaydedilen şeyler de, küçük bir hadisenin tetiklemesiyle ister istemez ortaya çıkar ve o kişiye yeni bir benlik kazandırır. Eğer ruh ve kalbimize tohum olarak kötü ve yanlış şeyler ekilmişse; zamanla benliğimizi onların sardığını; iyi, güzel ve doğrunun tohumları ekilmişse onların renkleri ve desenleriyle donatıldığımızı görürüz. Hayatta kazanacağımız veya kaybedeceğimiz pek çok şey, bu donatıma bağlıdır. Bu bakımdan olgun bir fert, sağlam bir aile ve toplum isteyenler, bu kritik dönemde çocuklara hangi metotlarla nasıl bir eğitim vereceklerini günümüzün şartlarını ve kendi imkânlarını da dikkate alarak, geniş bir perspektifle değerlendirmek ve bir sistem oluşturmak zorundadır.
    Maalesef birçok aile, ilk çocukluk yıllarının ileriki yıllara tesirini görmezden gelmektedir. Bu aileler, çocuğun yaşının küçük olmasından dolayı hiçbir şeyin farkına varamayacağını, öğrenilmek istenenleri anlayamayacağını ve bundan ötürü bu yaşta çocuk için yapılanların zaman kaybı olacağına inanırlar. Oysa tam aksine, araştırmalar insan benliğinin gelişiminde ilk yılların önemini vurgulamakta, erken yaşta eğitime yapılan yatırımın getirisinin çok yüksek olacağını belirtmektedir. Bu yatırım, sadece çocuğun bir okul öncesi eğitim kurumuna gönderilmesi veya bir bakıcı tarafından bakımının yapılması değildir. Böyle bir eğitim ve bakım hizmeti verilse bile, çocuğun gelişmesinde ailenin bizzat kendisinin yerine getirmesi gereken çok önemli sorumluluğu vardır. Eğer aile ortamı, çocuğun iyi şekilde gelişmesi için gerekli desteği vermezse, kurumdan, bakıcıdan ve eğiticiden beklenen fayda da tam sağlanamaz. Çünkü çocuk için ilk model, anne ve babadır, çocuklar, ilk önce onların hal ve hareketlerini taklit ederler. Bu dönemde hiçbir şey kaçırılmadan anne ve babanın her hal, davranış ve sözü hafızaya sürekli kaydedilir. O, insanlık üzerine ilk fikirlerini, ilk ideallerini böylece öğrenir. Eğitimcilere göre çocuğun fikrî, ahlâkî ve dinî eğitiminde ilk harcı koyan kişi annedir. Bütün temiz ve yüksek duygular anne kucağında başlar. Okulun vazifesi annenin başlattığı eğitimi devam ettirmektir. Bu itibarla aile ocağı, eğitim hayatının ilk merhalesidir.
    Çocuk eğitiminde anne
    Çocuk; ebeveyninin, bilhassa annesinin yetiştirmesi ve eğitimine bağlı olarak şekillenir. Bundan dolayı insanın en birinci yol göstericisi ve öğretmeni annesidir. Napolyon Dean Howells, annenin insan üzerinde bıraktığı tesiri: “Çocuğun gelecek yazgısı her zaman annesinin emeğidir.” sözüyle; Natalie Simon ise: “Bir kadının bir insanı gerçekten değiştirmeyi başardığı tek bir zaman vardır: bebeklik zamanı.” sözüyle ifade eder. Abraham Lincoln, annesinin hayatı üzerindeki güçlü tesirini: “Tanrı annemi esirgesin; olduğum veya olmayı umut edebileceğim her şeyi ona borçluyum.” ifadesinde dile getirir. Bediüzzaman da annesinden aldığı ders münasebetiyle şu beyanda bulunur: “Ben bu seksen sene ömrümde seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem (yemin) ederim ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve derslerdir ki, o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.” Bu tespit, eğitimcilerin, çocuğa ilk yıllarda anne tarafından ciddi bir eğitim verilmesi gerektiğini ısrarla vurgulamalarının sebebini gayet iyi açıklamaktadır. Büyük insanların ortaya koyduğu büyük hakikatler, aslında daha okula başlamadan onların fıtratına yerleştirilen çekirdeklerin neşvü nema bulmasından başka bir şey değildir.
    Şüphesiz, hemen her anne ve baba, çocuklarını yetiştirme hususunda gerçekten en iyisini yapmak ister, onları ihmal etmeye veya incitmeye kalkışmaz. Oysa pek çok anne-baba için ebeveynlik, günlük işlerinin arasında ikinci daha geri sıralarda kalır. Birçok anne-baba çoğunlukla problemler ortaya çıktığında çocukla ilgilenmeye başlar. Çoğu insan iş hayatı, kariyeri, emekliliği, arabası, evi, yazlığı vs için yaptığı plânları hemen sayabilir; hattâ onları sürekli gözden geçirir, saatlerce üzerinde düşünür; ama çocuğunun sağlam karakterli yetişmesi için ne gibi plânlar yaptığını söyleyemez. Çünkü onun sağlıklı gelişimi için uzun vadeli bir yatırım plânı yoktur. Onlar, problemler ortaya çıktığında, bu problemleri emir vererek veya nasihatle çözmeye çalışırlar, ne var ki zamanında konuşulmayan, sevilmeyen, duyguları paylaşılmayan, tatlı nasihat ve telkinlerde bulunulmayan çocuğun, bu emir ve nasihatlerden ders alması beklenmemelidir. Oysa annenin daha küçük yaştan itibaren çocuğa yapacağı telkinler çok daha tesirli ve kalıcı olur. Anne çocuğu kucağına alıp severken; “Yavrum başkalarını aldatmak, mallarına zarar vermek, yalan söylemek, haksızlık yapmak doğru değildir. İyi çocuklar böyle şeyler yapmaz.” gibi telkinlerde bulunsa ve çocuk annesinin davranışlarında hep şefkat, merhamet, sevgi, doğruluk, dürüstlük görse, büyüdüğünde bunların aksine bir yaşantısı olabilir mi?
    Rolü değişen kadın ve çocuk
    Erken yaşlardaki çocuk eğitimi bu derece önemli olmasına rağmen, ne anne-baba, ne devlet, ne de sivil toplum kuruluşları bu konuda yeterli proje ve program üretmektedir. Bu alanda öyle geniş çerçeveli programlar yapılmalıdır ki, bu program içerisinde sadece hizmet götürülen yaş grubundaki çocuklar değil, bakıcı ve eğitici olarak ebeveyn/aile üyeleri, bakıcılar, öğretmenler; toplumu kalkındırma ve kaynak bulma sorumlusu olarak liderler, yöneticiler, siyasetçiler, araştırmacılar; kanun yapıcı olarak milletvekilleri ve politika oluşturanlar; işbirliğini güçlendirici olarak vakıflar, dernekler, sivil toplum kuruluşları ve medya bu programın bir parçası olmalı ve her birim kendine düşen görevleri gerçekleştirme gayreti içerisinde olmalıdır. Bunun için ise, her birimin iyi hazırlanmış programlara ihtiyacı vardır. Günümüzde kadının toplum ve ailedeki rolünün çocuğun aleyhine değişmesi, çocuk bakım ve eğitiminde uygulanacak yeni model ve programların oluşturulmasını mecburi hale getirmiştir. Zira bu değişim, aynı zamanda inanç ve geleneklerimizden kaynaklanan akraba ve komşu münasebetlerini zamanla yıkmış ve bunun neticesinde dayanışma, duygu ve düşünceleri paylaşma, problemlere ortak çözüm bulma, tecrübeleri aktarma gibi güzel hasletler yok olmuştur. Neticede çoğu kadın çocuk yetiştirme konusunda desteksiz kalmıştır. Bu probleme kadının çalışması, ekonomik sıkıntılar, iş hayatında yükselme hırsı veya ihtiyacı, çocuk eğitimi ve bakımına ait bilgi yetersizliği, yanlış tutum ve davranışlar ve daha önemlisi çocuk yetiştirme mevzuundaki duyarsızlık ve şuursuzluk gibi faktörler eklenince, çocuğun potansiyel halde gelişmeyi bekleyen kabiliyetleri ya yok olur veya insanî olmayan şekilde gelişir.
    Anne destek programları
    Ülkemizde okul öncesi dönemindeki çocukların % 90 gibi büyük bir bölümü anne veya yakınlarının yanında yetişmektedir. Bunların aşıları devlet tarafından düzenli olarak takip edilmesine karşın, eğitimleri yönünde hemen hiçbir destek verilmemektedir. Oysa bu dönemde çocuğu geliştirmek için çeşitli modeller uygulanabilir. Bunların başlıcaları; anne-babaları destekleyip onlara yardımcı olmak, eğitim ve bakım gayeli resmi veya özel okul ve merkezler oluşturmak, erken dönemde verilen sağlık hizmetinin yanında eğitim maksadıyla da destek olmak, çeşitli kadın programlarına çocuk eğitimi müfredatı eklemek, sivil toplum kuruluşlarının bu alanda daha aktif rol almasını sağlamak şeklinde sıralanabilir. Burada sayılan modellerin hiç olmazsa birisiyle ülkemizdeki her bir çocuğa ulaşılacak şekilde eğitim programları yaygınlaş-tırılır ve onların kalitesi artırılırsa, sağlam bir nesil yetiştirmeyi asgarî seviyede garanti etmiş oluruz. Bunlar içerisinde hem maliyet açısından, hem de daha tesirli olması bakımından, anne-babaların desteklenmesi üzerinde daha fazla durulabilir.
    Anne-baba eğitimi değişik şekillerde yürütülebilir. Ailenin ve toplumun yapısına göre bunlardan birisi seçilebilir. Bunlardan biri, grup tartışmalarıdır. Bu programda anne ve babalar bir araya gelerek, çocuk gelişimini ve bu süreçteki anne babalık rollerini tartışma ve öğrenme fırsatı bulurlar. Bu bir araya gelmelerde, çocuk gelişimi konusunda bir uzmanın da bulunması faydayı kat kat artırır. Bunun daha plânlı bir şekli anne baba okullarıdır. Bu programlar seminerler ve karşılıklı diyalog şeklinde yürütülür.
    Bir diğer yöntem ev ziyaretleridir. Burada yine bir uzman yardımıyla, anne-babalara çocukla-rıyla münasebetlerini geliştirmede kullanabilecekleri tutum, davranış ve faaliyetlerin öğretilmesi esas alınmaktadır. Bunun için anne ve babalara günlük veya haftalık programlar verilir. Bu programlar çocuğun öğrenme, anlama kapasitelerini geliştirmeye yönelik olabildiği gibi, toplumun değerlerini benimsetecek hikâyeler, menkıbeler, fıkralar, oyunlar vs şeklinde de olabilir.
    Bu tür eğitim faaliyetleri devlet destekli olabildiği gibi, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler tarafından da yürütülebilir. Kendini insan yetiştirmeye adayan insanların yapacağı en büyük hizmetlerden birisi, erken çocukluk döneminde özellikle annelere yardımcı olmaktır. Bu konuda tecrübeli ve uyguladığı yöntemlerle iyi çocuk yetiştirmiş annelerden alınacak çok ders vardır. Onlar bu tecrübelerini bir program dahilinde yeni annelere aktarmaktan memnun olacak ve önemli bir vazifeyi yerine getirmenin mutluluğunu yaşayacaklardır. Geriye bu desteğe ihtiyacı olanlarla, anneleri bir araya getirmek kalıyor ki, kadın dernek ve vakıfları ile çocuklara ait kuruluşlar bu organizasyonu yapabilirler.
    Sonuç olarak, her kesimin erken çocuk gelişimi konusunda yapabileceği bir şey vardır. Kim kendisine böyle bir hedef koyarsa, onu gerçekleştirecek yöntemler, uygulamalar ve prensipler zaman içerisinde ortaya çıkacaktır.

    Prof. Dr. Harun Avcı
     

Bu Sayfayı Paylaş