Çıralı (olimpos) Caretta Caretta nın Hayata Başladığı Yer

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Mavi_Sema tarafından 6 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Çıralı (olimpos) Caretta Caretta nın Hayata Başladığı Yer konusu Antalya, Kemer-Kumluca arasında bulunan Çıralı, her yıl sahiline yuva yapan Caretta caretta’ların yanı sıra çok sayıda hayvan ve bitki türünü barındıran bir bölge. Doğal güzelliğinin yanı sıra yakınında bulunan antik Olimpos kenti, mitolojide adı geçen Yanartaş (Olimpos Da­ğı’nın yanartaşı), portakal bahçeleri ve seralar bölgeyi doğa ve tarih meraklıları için oldukça cazip kılıyor. Kışın nüfusu 500 civarında olan ve yaygın bir şekilde ev pansi­yonculuğu yapılan köyün ya­tak kapasitesi yaklaşık 1500. Çıralı’nın tarihi ve doğal zenginliği, yasal statüler ge­liştirilerek koruma altına alın­mış durumda. Olimpos antik kentinin bulunduğu vadi ve onun denize açıldığı kumsal, Arkeolojik SİT Alanı içinde. Kumsalın kuzeye doğru de­vam eden üç kilometrelik bö­lümü ve kıyı ise I. ve II. Derece Do­ğal SİT Alanı. Bugüne kadar turiz­min getirdiği kirlenme ve yapılaş­madan payını almayan Çıralı’nın özelliklerini koruyarak gelecek ku­şaklara bırakılması hedefleniyor.
    Her yıl sahiline yuva yapan Caretta caretta’ların Olimpos kumsalında yuvalama açısındaelverişliği azaltan çakıl yoğunluğu vardır. Çıralı kumsalında ise deniz çizgisinden hemen sonraki bir metre iri kumlu ve çakıllı bir banttan oluşursa da, daha sonra ince kumlu kumsal devam etmektedir. Üreme yoğunluğu da bu kumsaldadır. Kumsalın ardında, doğal bitki örtüsümakiler ve,fiştik çamı ağaçlan yer alır. Çıralı, Olimpos Milli Parkına ismini veren Olimpos antik kentini kapsaması nedeniyle l nci Derece Doğal SİT Alanı ve Arkeolojik SİT Alanıdır. Ancak, Olimpos Milli Parkının sınırları dışına çıkarılmıştır. Burada yer alan Yanartaş (Chimera) doğal gaz ateşi ile sürekli yanmakta ve ziyaretçiler için çekicilik taşımaktadır.
    Çıralı kumsalı, tüm dünyada nesli tehlike altında bulunan Caretta caretta denizkaplumbağalarının Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında yuvaladığı önemli kumsallar arasındadır. Yakınındaki üreme kumsalları Tekirova ve Kumluca’da artmakta olan insan baskısı, Çıralı kumsalının önemini daha da arttırmaktadır

    Çıralı kumsalı 3,2 km uzunluğunda olup genişliği 50-100 metre arasında değişmektedir. Kumsal denizden itibaren yumuşak bir eğimle yükselmektedir. Her iki ucunda kayalıklarla sınırlanmıştır. Genel olarak-ince taneli yüksek kaliteli kum yapısına sahiptir. Kuzeyinde sadece kış aylarında akan bir dere yatağı vardır. Güney ucunda ise antik Olimpos kentinin içinden geçerek gelen dere denize ulaşır. Böylece, Çıralı kumsalı güneyi Olimpos deresi ile Olimpos ve Çıralı olarak ikiye ayrılabilir.

    OLİMPOS
    Antalya’nın batısında Kemer ile Adrasan arasındadır.
    Antalya-Finike yolundan Olympos’a gitmek için Ulupınar’dan harabe levhasının olduğu yola sapmak gerekir. Dar fakat nefis güzellikteki yol bizi Olympos’un sahiline kadar indirir. Harabeye ulaşmak için çayı geçip geniş kumsalda biraz yürüdükten sonra Olympos’un içinden geçen çay kenarına ulaşılır. Çay’ın yanından giden patika yol bizi harabenin içine götürecektir.

    TARİHÇESİ

    DENİZ KAPLUMBAĞASI
    (Caretta caretta)
    Göç eden canlıların en ilginç örneklerinden biri denizkaplumbağalardır. Brezilya kıyıları açıklarında yaşayan Yeşil deniz kaplumbağaları 2000 km. yüzerek Atlantik Okyanusu ortalarındaki Ascension Adası’nda yumurtlarlar. Kumdaki çukurlara gömülü yumurtalardan çıkan yeni doğmuş kaplumbağa yavruları hemen denize yönelirler. Açık denizde yetişkin haline geldikten sonra da yumurtlamak için tekrar Atlantik Okyanusu’na doğru yönelirler.


    Su kaplumbağaları, yumurtalarını bırakmak için sahile çıktıklarında, tuzlu gözyaşı dökerler. Bunun sebebi, gözlerinin kenarındaki bezlerden vücutlarındaki fazla tuzun atılmasını sağlamaktır. Kaplumbağalar denizde yüzerlerken tuzlu su içerler ve vücutlarındaki fazla tuzdan kurtulmaları gerekmektedir.

    Caretta caretta adı neredeyse Akdeniz’deki kumsalları­mıza yuva yapan denizkaplumbağalarının genel adı olarak kullanılıyor. Böylece denizlerimizde yaşayan di­ğer kaplumbağa türlerine kısmen haksızlık yapılıyor. Bunun nedeni, belki kelimenin kolay söylenmesi belki de daha doğudaki Akdeniz kumsallarımıza yuva yapan Chelonia mydas’m. (yeşil denizkaplumbağası) ve henüz yuva yaptığı tesbit edilmemiş ancak denizlerimizde dolaşan başka türlerin de olduğunun fazla bilinmemesidir. Denizkaplumbağaları yuva yaptıkları ölçüde tanınıyor dersek yalan olmaz. Çünkü en çok tanınan Caretta caretta türü, yaklaşık 180 km olan ülkemizdeki yuvalama alanlarına her yaz yaKlaşık 2000 (1300-2700) yuva yaparken, Chelonia mydas ortalama 900 (700-1200) yuva yapmaktadır. Her dişinin bir sezonda ortalama 3 yuva yaptığını kabul edersek, her yaz kumsallarımıza 450-900 dişi Caretta ve 230-400 Chelonia ergin dişisi yuva yapmak için gelmektedir. Bu sayılara henüz miktarı hakkında pek bilgi sahibi olmadığımız erkekler ve genç bireyler de eklenirse Türkiye kumsallarının ve bu kumsallara yakın beslenme bölgelerinin, Akdeniz’de bu türlerin devamlımhlığının sağlanması açısından ne kadar öneme sahip olduğu açıkça anlaşılacaktır.

    Yukarıdaki bilgileri sağlayan çalışmalar, Türkiye kumsallarında kapsamlı olarak 1988 yılında başlamıştır. Gnümüzde de değişik üniversiteler ve gönüllü kuruluşlarca sürdürülmektedir. Bu çalışmalarda genel olarak, denizkaplumbağalarının kumsala çıkışları belirlenmekte, gelen dişiler markalanmakta, yuvalardaki yumurtalar kafesler yardımıyla korunmakta, yerleri değiştirilmekte ve predasyon gibi tehlikeler tanımlanarak yuvadan çıkan yavrular ve bunların ne kadarının denize ulaştığı, ne kadarının öldüğü, ne kadarının yumurtada gelişmesini tamamlayamadığı gibi bilgiler toplanmaktadır.
    Denizkaplumbağalarını inceleyen akademik çalışmaların artmasıyla yukarıdaki bilgilere ek olarak, dişilerin her sezon niçin aynı kumsala yuva yapmak için geldiği ve denizkaplumbağalarının kış döneminde nerelerde dolaştıkları gibi bilgiler uydu aracılığıyla elde edililmektedir. Farklı kumsallara yuva yapan kaplumbağaların genetik olarak birbirlerinden farklılıkları gibi konular, cinsiyet kromozomları olmayan (yumurtadan çıkacak yavrunun cinsiyetini yumurtanın bulunduğu ortamın sıcaklığı belirlemektedir) bu türlerin cinsiyetlerinin hangi sıcaklıklarda dişi, hangi sıcaklıklarda erkek olduğu araştırılmaktadır. Giderek ısımnan dünyamızda, özellikle çevreye bağlı cinsiyet belirlenmesi nesli tükenmekte olan denizkaplumbağaları açısından çok önemlidir. Çünkü sadece dişilerin olduğu bir tür korunmuş sayılamaz.
    Denizkaplumbağalarının neslinin tükenmemesi için bunların yuvalama alanları ve yuvalarının korunması kadar, denizlerimizin de hem kirlilik, hem de yapılan zararlı faaliyetler açısından kontrol edilmesi gerekmektedir. Yalnızca dişiler doğdukları kumsala yuva yapmak için geri gelirlerken ve gençler sahillerimize yakın beslenme bölgelerinde bulunmaktadırlar. Bu ortamda bunlara yönelik yapıları her tür zararlı faaliyet onların yaralanmalarına ve ölmelerine yol açmaktadır. Yumurtadan çıkan yavruların ancak %3′ünün ergin safhasına ulaşabildiğini kabul edersek neslin devamının sağlanmasında yaralı ve hasta ireylerin tedavileri de büyük önem taşımaktadır.

    Her yönüyle bir açık hava müzesi olan ülkemizin bütün değerlerinin korunması gerekmektedir. Denizlerimizdeki denizkaplumbağalârının araştırılması ve daha ayrıntılı çalışmalar yapılması konusunda kurumlar, üniversiteler, dernek ve diğer gönüllü kuruluşlarla işbirliği sağlanmalıdır.

    Çıralı, Olympos antik kentinin yanındaki köyün adıdır. Olympos İ.Ö. II.yüzyılda kurulmuş bir liman kentidir. İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Ünlü Bellerophontes efsanesi burada geçmiştir. Antik kent eşsiz güzellikteki bir vadinin iki yakasındadır. Vadi ve kentin denize ulaştığı yerde kumsal çok güzel bir plaj oluşturur. Olympos’dan yaya olarak bir saatte ulaşılabilen Çıralı ilginç bir doğa harikasıdır. Yerli halkın “Yanar” dedikleri bu dağda, doğal gaz sızıntısının oluşturduğu ve binlerce yıldır hiç sönmeden yanan alevler yükselir gökyüzüne. Buraya ilk kez gelenlerin Çıralı Köyü’nden bir rehberle birlikte Yanar’a gitmelerini öneririz.
    Akdere’nin (Gök Dere ya da Olimpos Çayı’da denilmektedir) mansabına yakın kesiminde vadinin iki yakasında kurulmuş olan Likya Bölgesi’nin en büyük kentlerinden olan Olimpos’un kuruluş tarihi Heİlenistik döneme kadar gitmektedir (N. Zafer 1985, A. Atilla 1991). Şehir M. Ö. 11. yüzyılda üzerinde OLYM yazılı sikke bastırmış ve M. Ö. 100 yılında Likya Birliği içerisinde 3 oya sahip önemli bir kent haline gelmiştir. M. Ö. II. yüzyıl sonlarında Çiçero Olimpos’u zenginlikler ve sanat eserleriyle dolu bir kent olarak tarifetmektedir. Kent doğu-batı yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir alana yayılmıştır. M. S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren kent M. Ö. 1. Yüzyılın ortaları ve M. S. 4. yüzyılda olmak üzere iki kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir. Olimpos aynı zamanda Hiristiyaniığın da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodîus M. S. 300 yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. Yüzyıllardaki Arap istilalarından sonra 9. Yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline gelmiştir. Barboros Hayrettin Paşa’nın Akdeniz’de Türk egemenliğini sağladığı 16. Yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline gelmiştir.
    Bugün Olimpos’da görülen kalıntılar geç Roma erken Bizans dönemine aittir. Antik yapıların büyük bir bölümü çoğunluğu defne ve böğürtlen çalısı olmaküzere sık bir bitki örtüsüyle maskelenmiştir. Antik kentte bugüne dek ciddi bir kazı yapılmamıştır. Sadece 1991 ve 1999 yıllarında Antalya Müze Müdüriüğü’nün Başkanlığı’nda bazı eserlerin etrafındaki bitkiler temizlenmiş ve bakım çalışması yapılmıştır.
    Olimpos antik kenti’ne deniz tarafından girişte en çok dikkat çeken yapılar AkDere’nin iki yakasına inşa edilen taşkın önleme duvarları ile vadinin ağzında, güney yakadaki sarp kalker yamacın alt bölümünde yan yana bulunan iki lahit mezardır. Bu mezarlardan batıdaki, Olimposlu korsanlardan Kaptan Eudemas’a ait olup üzerindeki direksiz ve küreksiz gemi kabartması ve dört satırlık bir şiir nedeniyle çok ilgi çekmektedir.25 . Şiirin, lahidin yanında bulunan açıklayıcı tabeladan okuduğumuz tercümesi şöyledir:
    “Son limana girdi demirledi çıkmamak üzere,
    Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık.
    Işık taşıyan şafağı terkettiktensonra Kaptan Eeudemos,
    Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi. “
    Bu mezarları geçtikten sonra patikadan sağa ayrılan bir kol sulu bir derenin sağ kıyısını izleyerek kentin ana yerleşim alanına girmektedir. Vadi tabanının 250m. genişliğe ulaştığı bu kesimde kalker yamaçların eteğinden çıkan üç tane karstik kaynağın suları burada bir bataklık oluşturarak yoğun bir bitki örtüsünün gelişmesine yol açmıştır. Bu nedenle burada yer alan ev kalıntılarının çoğunun planı hakkında bilgi alınamamaktadır. Bu kesimde bulunan, birtanesi bitkisel motif kabartmalı ve kitabeli bir dizi likya tipi lahidi geçtikten sonra, erken Bizans dönemine ait mozayikli bir hamama ulaşılmaktadır. Bitki ve hayvan motiflerinin yanısıra geometrik desenlerin de işlendiği mozaikler kilisenin hem tavanında hem de tabanında yer almaktadır. Ancak tabandaki mozayikler 16. yüzyılda meydana gelen bir deprem sonrasında binanın zemininin çökmesi (oturması) ve zeminden bir kaynak suyunun çıkması sonucunda taban suyu içerisinde kalmıştır.
    Bugün hamamın zemininde görülen mozayikler tavandan düşen mozayiklerdir. Antik hamamın yanından geçen ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan su kanalı 1800′lü yıllarda Kıbrıslı Hacı Hasan adlı bir kişi tarafından değirmen çalıştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu değirmenin kalıntısı kanalın Olimpos Vadisi’ndeki yola açıldığı yerde görülmektedir.
    Mozayikli hamamın güneybatısında imparator Marcus Aurelius adına yapılmış bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağın M.S. 172-180 yılları arasında yapıldığının üzerindeki kitabede yazılı olduğu Nevzat Zafer tarafından aktarılmaktadır. Buradan sonra batı yönünde yürüyüşe devam edildiğinde Olimpos antik kenti’nin batı girişinde bulunan Kültür Bakanlığı’na ait bilet gişesine varılmaktadır. Dere yatağının oldukça geniş ve sığ olduğu bu kesimden karşıya geçildiğinde (Günümüzde çay üzerinde karşıdan karşıya geçişi sağlayacak herhangi bir köprü yoktur) kalker yamaç üzerinde kademeli bir şekilde yer alan Nekropol (mezarlık) alanına ulaşılır. Geç Roma dönemine ait, yan yana sıralanmış oda şeklindeki tonozlu ve tamamı kitabeli 250 civarındaki bu taş mezarlar insanı ilk görüşte cezbetmektedir. Aralarında anıtsal tipte yapılmış tek mezarlara da rastlanılan bu mezarların yaklaşık 200′ünün kitabelerinin yayınlanmış olduğu Nevzat Zafer “Olympos” makalesinde açıklamaktadır.
    Giriş kapılarının üst bölümleri kemerlerle örtülü olan mezarların sürgülü taş kapakları bulunmaktadır. Yine Nevzat Zafer’in aktardığına göre, genellikle “Olimposlu” ibaresini içeren kitabeler dini, mali ve adli konulardan bahsetmektedir. Dini konularla ilgili olarak en çok Hephaistos25′dan bahsedilmekte, Khimera,
    Apollo ve Athena’nın adları da bazı kitabelerde geçmektedir.
    Nekropol’den sonra patika üzerinde doğu yönünde yüründüğünde Olimpos’un tiyatrosu’na ulaşılır. M.S II. yüzyılda yapılmış 1500 kişi alabilecek kapasitedeki tiyatronun kalker yamacın üzerine yapılmış oturma sıraları büyük ölçüde bozulmuştur. Tiyatrodan sonra geç Roma dönemine ait sırasıyla Agora, Odeon ve Hamam kalıntılarına uğrayan patika yoğun bir bitki örtüsünden geçerek, derenin güney yakasında kumsala çıkar. Kumsal üzerinde, AkDere’nin güney yakasındaki taşkın önleme duvarına ait izole bir kalıntı bulunur.
    Akarsu eskiden daha derin olduğu için, antik dönemde tekneler dere boyunca içerilere kadar girebilmekteydi. Nitekim taşkın önleme duvarının iki yakasında yükleme boşaltma amacıyla yapılmış rıhtım kalıntıları bulunmaktadır. Dere’nin güney yakasında, hafif kabarık kireçtaşlarıyla yapılmış 3 metre yüksekliğe ulaşan rıhtım duvarının Hellenistik döneme ait olduğu söylenmektedir. Bu duvarın batı ucunda dikdörtgen blok taşlardan yapılmış Roma Çağı duvarı bulunmaktadır. Yine Roma dönemi’nde yapılmış bir taş köprünün kalıntısı denizden yaklaşık 80m. kadar içeride, derenin kuzey yakasında yer almaktadır. AkDere’nin iki yakasındaki taş duvarlar yer yer yıkıldığı için 1949 ve 1969 yıllarından meydana gelen büyük taşkınlarda Akrarsuyun duvarların dışına taşarak antik yapılara zarar verdiği, Olimpos gezisinde kılavuzluğunu yapan Kerim Ölçer tarafından ifade edilmiştir.
    1945 yılına dek, Orman İdaresinin kestiği tomrukları yaklaşık 8-10 m. derinliği olan Ak Dere’de yüzdürülmek suretiyle denize taşınarak burada gemiye yüklendiği yine aynı kişi tarafından bir çocukluk anısı olarak anlatılmıştır. Ancak günümüzde AkDere’nin suyunun büyük bir bölümü yukarı kesimde sulama suyu olarak alıkonulduğu için özellikle yaz aylarında akarsu kurumaya yüz tutmaktadır.



    Alıntıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş